Hz. Ali ve Kaside-i Celcelûtiye

Hz. Ali (kv) Hicret’ten yaklaşık 22 sene önce milâdî 600 yılında Mekke-i Mükerreme’de doğmuştur.

Peygamber Efendimiz’in (sav) amcasının oğlu, damadı ve dördüncü halifesidir. Babası Ebû Tâlib, annesi Fâtıma binti Esed (ra), dedesi Abdulmuttalip’tir. Künyeleri Ebü’l-Hasan ve Ebû Türâb, lâkabı Haydar, ünvanı Emîru’l-Mü’minîn’dir. “el-Murtezâ: Kendisinden râzı olunan, Allah’ın rızâsını kazanmış” ve “Esedü’llahi’l-ğâlib: Allah’ın her zaman gâlip gelen kuvvetli arslanı” gibi lakapları da vardı.

Çocukluğunda hiç puta tapmadığı için daha sonraları “Kerremallahu vecheh” "Allah yüzünü mükerrem kılsın, şereflendirsin!” duâsıyla anılmıştır. Sahabe arasında bu şekilde yâd edilen tek kişidir. O, ilim, takvâ, ihlâs, samîmiyet, fedâkârlık, şefkat, kahramanlık, şecaat ve İslâm'ı tebliğ gibi yüksek ahlâkî ve insânî vasıflar bakımından müstesnâ bir mevkîye sahiptir.

Hz. Ali (ra), Kûfe’de 40/661 yılında bir Hâricî olan Abdurrahman bin Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın tesiriyle iki gün sonra 19 veya 21 Ramazan (26 veya 28 Ocak) 661 yılında şehit oldu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ali’nin (r.a.) ilmini, cesaretini ve Ehl-i Beyt'teki müstesna konumunu öven pek çok hadis-i şerif buyurmuştur. Bu hadis-i şeriflerden en bilinenleri şunlardır:

"Ben ilim şehriyim, Ali de o şehrin kapısıdır. Bilgi isteyen Ali’nin kapısına gelsin.”

"Ya Ali! Sen bana, Harun'un Musa'ya olan mevkiindesin. Şu var ki, benden sonra peygamber yoktur.”

"Ali bendendir, ben de Ali’denim. O, her müminin velisidir."

"Ali'yi ancak mümin sever; ona ancak münafık buğzeder (düşmanlık eder)."

"Ben kimi dost edindiysem, Ali de onun dostudur. Allah’ım, onu sevenleri sev, ona düşman olanlara düşman ol."

Bediüzzaman, eserlerinde Âl-i Beyt'in mânevî şahsiyetinin mümessili hasebiyle, Hz. Ali'ye çok ehemmiyet verir. Bunun en önemli sebebi, İslâm tarihinden bu yana Al-i Beyt tarafından yerine getirilmiş olan Kur'ân ve İslâm'a hizmet metodu ve misyonunun Risâle-i Nur talebelerince tevarüs edilmiş olması ve bu mirasa sahip çıkılmasıdır.

Bediüzzaman, hem kendisi hem de Risâle-i Nur ve Risâle-i Nur talebeleri ile Hz. Ali, Hz. Hasan ve başta Şâh-ı Geylani olmak üzere Ehl-i Beyt arasında ciddi mânevî bir münasebet görür. Bu hususta Risâle-i Nur metinleri içinde telif edilmiş olan "Sekizinci Şuâ", "On Sekizinci Lem'a", "Yirmi Sekizinci Lem'a" ile Gavs-ı Azam'ın Kerâmet-i Gaybiyesi hakkındaki "Sekizinci Lem'a"da genişçe izahlar ve değerlendirmeler yapılmıştır.

Abdülkadir Badıllı Ağabeyin hazırlamış olduğu Mufassal Tarihçe-i Hayat’ta; “Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin Mührü” başlığı altında şu ifadeler yer almaktadır: “Bediüzzaman, Hoca-i Cinan, o günlerde İstanbul’dan ayrılacağı zaman, âdeta yepyeni bir vazife ile vazifelendirilmişçesine ve pek büyük bir hizmetin başına tayin edilmiş gibi, sultanlara, vazifedâr büyük memurlara mahsus yaptırılan mühür nev’inden, kendisinin unvanını beyan eden bir mühür yaptırır. Bu mühürün üzerine ‘Bende-i Şâh-ı Merdân Bediüzzaman’ yazısını yazdırır. Mânâsı, ’yiğitlerin, kahramanların Şâhı olan Hazret-i Ali’nin (ra) hizmetçisi, kölesi Bediüzzaman’ demektir.”

“Risale-i Nur Şakirtlerinin en büyük üstadı, Peygamberden (asm) sonra Celcelutiye’nin şahadetiyle İmam-ı Ali’dir (ra).”

Bediüzzaman, “Hazret-i Hüseyin ve İmam-ı Ali (kv)’den aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenü’l Kebir'le daima onlara mânevî irtibatımda, Risale-i Nur’dan vazifenin kendisine tevdi edildiğini ifade etmektedir. “Bize gelen meşrebi almışım” tesbitleriyle vatan, millet ve İslâmiyet namına büyük bir hizmeti üstlenmiştir.

İmam Ali’nin (r.a.) riyasetinde, Süryanice, İbranice ve Arapça Esmâ-i Hüsnâ nurlarının dikey ve yatay boyutlarda dokunduğu Celcelutiye Kasidesi, mana âleminin en yüksek ufkunda, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) feyiz deryasından ve Sekîne nurundan mülhem olarak telif edilmiştir.

İslam irfan tarihinin en muazzam tefekkür, münacat ve korunma metinlerinden biridir. Kasidenin 102 beyitlik o haşmetli zaman, mekân, nebatat, semavat ve ilim ihatasını tamamlamış bir mümin ve mütefekkir nazarıyla bakıldığında; bu eser sadece bir vird yahut sığınak değil, kâinatın şifrelerini taşıyan teolojik, ahlâkî, psikolojik, kozmolojik ve epistemolojik boyutları bulunan çok katmanlı bir irfan metnidir.

Celcelûtiye dikkat ve mana-i harfle tefekkür edildiğinde onun; insanın varlık içindeki yerini, Allah ile ilişkisini, kâinatın anlamını, gelecekle ilgili sırları ve insanın nihai hedefini açıklayan bütüncül bir dünya görüşü sunduğunu göstermektedir.

Eser boyunca kullanılan semboller, dualar, Esmâ-i Hüsnâ, peygamberler, ahiret tasvirleri ve salavâtlar bir araya geldiğinde Celcelûtiye'nin aslında bir "manevî antropoloji" ve "tevhid merkezli insan teorisi" ortaya koyduğu görülmektedir. Eserde evren; bağımsız güçlerin çatışma alanı değil, ilâhî isimlerin tecelli sahası, olarak görülmektedir. Bu yaklaşım, modern bilimin ortaya koyduğu kozmik düzenle de dikkat çekici şekilde örtüşmektedir. Bugün; astrofizik, moleküler biyoloji, kuantum fiziği, genetik, evrende olağanüstü bir düzen bulunduğunu göstermektedir. Celcelûtiye ise bu düzeni; tesadüf değil, "Esmâ Düzeni" olarak okumaktadır.

Metin, İlahi Esma felsefesiyle başlar; varlığın ilk varoluş şifrelerini (Bismillah ve İsm-i Azam sırlarını) çözer.

Orta bölümlerde, mahlûkatın tabakalarını (arz, sema, nebatat, yağmurlar, rüzgârlar, melekût) kozmik birer şahit olarak duaya dâhil eder.

Son bölümlerde ise, Risâlet penahına getirilen külli salavatlarla, ashabın ve evliyanın şahs-ı manevisine bağlanarak mutlak rıza ve kifayet makamında mühürlenir.

Celcelûtiye'nin temelinde tevhid bulunmaktadır. Modern insan, bilginin enkazı altında kalmış ama "hakikate" açtır. Bireye bilginin sadece ezberlenen bir veri olmadığını, kalbi bir tefekkürle birleştiğinde ruhu şifalandıran bir "nur" (marifetullah) olduğunu öğretir.

Kasidede geçen "Yeryüzünün bitkileri ve esen rüzgârlar adedince" fermanı, kâinatı canlı bir organizma, her bir yaprağı ise birer zikir kelimesi olarak tanımlar. Bireye düzenli intizamlı, bastığı toprağın, soluduğu havanın ve yağan yağmurun başıboş olmadığını, kâinatı sarayının haşmetli birer memuru olduğunu hatırlatır. İnsanı, kâinatın halifesi o muazzam külli zikir korosunun anlamlı, farkındalıklı, saygılı, şükreden bir cüz’i üyesi olmaya davet eder.

Sonuç olarak Celcelûtiye;

• bir dua kitabı,

• bir tasavvuf metni,

• bir ahlâk risalesi,

• bir insan psikolojisi çalışması,

• bir deniz feneri

• bir tevhid manifestosu,

• bir marifetullah rehberi,

• bir inşirah menbaı olarak okunabilecek çok katmanlı bir eserdir.

İmam Ali (r.a.), bu ebedi eseriyle günümüz insanına; “kâinatı bir ayet gibi okuyun", "Fani gölgelerden sıyrıl, İsm-i Azam’ın ve külli salavatın burcuna yüksel, sen kâinatın gözbebeğisin ve asla sahipsiz değilsin" haykırışıyla muazzam bir teselli ve izzet beraatı uzatmaktadır. Korkudan tevekküle, günah duygusundan tövbeye, bilgiden hikmete, hikmetten marifete, marifetten muhabbete, muhabbetten rızâ-yı İlâhîye ulaştırmaktır. Bu nedenle Celcelûtiye, yalnız geçmiş asırlara ait bir metin değil; anlam krizi, kimlik krizi, yalnızlık, korku ve amaçsızlık yaşayan modern insan için de güçlü bir manevî ve entelektüel rehber niteliği taşımaktadır.

Hz. Ali'nin diliyle başlayan bu yolculuk, sonunda insanı Allah'ı tanımaya, kendini tanımaya ve kâinatı hikmet nazarıyla okumaya davet etmektedir.

Hz. Ali radıyallahu anh der ki:

“Hayrın tamamı dört şeyde dürülüdür: Konuşmak, susmak, nazar ve hareket.

Zikr-i ilâhî dâhilinde olmayan konuşma boştur. Fikir ve tefekkürsüz susma hatâdır.

İbretle olmayan nazar gaflettir.

Allah’a kulluğa yöneltmeyen hareket, durgunluk ve gerilemedir.

Konuşması zikir ve hayır, susması tefekkür, nazarı ibret, hareketi kulluk olan kişiye Allah rahmet eylesin! İnsanlar, böylelerinin elinden ve dilinden selâmette olurlar.”

Hz. Allah’ın rahmeti ve bereketi Hazret-i Muhammed’e (asm) ve onun Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum