Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Hususi hayatınız var mı?

A+A-

Trabzon'da okuyan ve bir müddet de vakıfane hizmetlerle meşgul olan ve şimdilerde Ortadoğu hizmetleri ile meşgul mühendis Mesut kardeş, her karşılaştığımızda veya beni telefon aradığında çoğu zaman ilk sorusu "Hocam programınız nasıl?" olurdu. Herkesle böyle mi muhatap oluyordu, bilmiyorum. Fakat onun bu değerli sorusu, beni biraz tedirgin ederdi. Bunun sebebinin de onun bana hüsn-ü zanda bulunup benim hep programlı olduğumu zannetmesi ya da Mesut kardeşin beni hep programlı görmek istemesine karşı, benim öyle olmayışımdı.

Elbette programlı olmak çok önemli. Hani kibar söz neydi? Hedefi olmayan gemiye, hiçbir rüzgâr fayda etmez. Programın insanı biraz bağlayan, onu zorlayan keyfillikten ve gevşeklikten de kurtaran bir yönü var. Bu, en kötü program da olsa böyledir.

Program yapmaktan çok hoşlanmam. Ama işi biraz daha ileri götürebilirim. Şimdi adına ne diyorlar, bilmiyorum ama bu fakir buna "her saniyenin farkında olarak yaşamak" diyorum. Yeni adı "farkındalık" oluyor herhalde. Hayır, bu da bu fakiri açmadı, kesmedi. Adam programı yapmak için de program yapıyor. Sonu gelmiyor yani bu işin. Hemen harekete geçmek en iyisi. Yani "Bir dane-yi hakikat, bir harman hayali yakar." Yani bir şeyi hemen yapman, onun bin katını hayal etmenden daha değerlidir. 

Kaydı altında bulunduğum  saniyelerin değerini üst seviyede bilmeyi çok isterdim. Tekrar Mesut kardeşin sualine dönelim ve o sualden kendi adıma çıkardığım başka bir hususu ifadeye çalışalım. "Programın nasıl?" sorusundan birinci olarak "Hayatını hizmete göre programla, senin hayatın hizmete aittir, hususî hayatın yoktur." anlamını çıkarıyorum âcizane. "Programın nasıl?" demek, "Senin hayatının bana bakan yönleri de var, seni hizmetin bir parçası görüyorum, şu elimdeki ve yanımdaki hizmeti birlikte yapalım mı?" dileği de var herhalde.

Yıllar önce okumuştum. Komünizmin tatbikat kurucusu Lenin, bir konuşmasında "Komünistin hususî hayatı yoktur." demiş. Bunu yorumlayan bir hikmet ehli de buna "Hususî hayat, nebatî(bitkisel) hayat manasındadır." cümlesini ilave etmişti. Evet, nebatî hayat. Mânevîyatı, hizmeti öncelemeyen beyin, kül olmuş; kendini makineye teslim etmiş demektir. Onun için adam, şiirinde "Makineleşmek istiyorum." demiyor mu zaten? Düz, rutin, endişesiz, akibeti, muhtacı düşünmeden yaşamak... Nasıl bir hayat olabilir ki? 

Evet senin hususî hayatın yoktur, olmamalıdır arkadaşım. "Hemen değilse, ne vakit?" gayretinde olmalısın. Her an kendini vazifedâr bilmelisin kardeşim.

Trabzon'da şimdi ebedî memleketinde istirahat eden cevval ve cevad Yılmaz abimiz vardı. Bana sıkça nurları ilk tanıdığı yılları anlatırdı. Yine Trabzon'da talebe hizmetinin ilk ve önemli isimlerinden Ahmet Apay abinin, her akşam evine ziyarete geldiğini anlatmıştı. Yılmaz abi, bazen içinden "Ya bu akşam gelmeseler de şöyle bir gönlümce istirahat etsem." dermiş. Tam böyle düşünürken zil çalmasın mı? Bunu bize memnuniyeti ifade için anlatırdı. Hususî hayatı kalmamıştı Yılmaz abinin yani. Bunlar işte ebedî hayat manzaraları olarak istikbal aynalarına gönderildi. O hususî hayatını yaşamadı belki, geçici olarak keyfini terk etti. Fakat bu terk ediş, ebedî keyf şekline döndü ona.

Evet, bu mânevî cihad böyle bir zamanda, cihad sahabesi Ebu Talha'nın (ra) dediği gibi: 'Kur'an cihadı emreder, vekaleti başkasına devredin demez." Yani nefse mühlet yok. Onu boş bırakmak yok. Ona taviz yok. Yoksa sureta güzel ve sevimli mazeretlerle aldanabiliriz. Şöyle bir zamanda, derslerin sosyal medya vasıtası ile yapıldığı dönemde bile, derslere katılmaya engel bir hayatımız varsa, epeyce bir uzaktayız demektir. İhmaller büyürse, amele döner. Onları normal görür ve onlara alışırız. Alışkanlığı tek zordur.

Kendi nefsimde tecrübe ettiğim ve kat'i müşahadem odur ki bir akşam da şöyle boş takılayım, derse gitmeyeyim, biraz hususî hayatım olsun dediğim gün ya da akşam, mutlaka bir aksilik olmuştur ve tokat yemişimdir. Bu tokatları ömrümde dört defa da hayatım pahasına ödemişimdir. Her defasında Rabb'im hayatımı bağışlamış; bundan sonra senin hayatın hizmete aittir, değiştiremezsin manasını hatırlatmıştır, fakat gaflet derecemiz sürüyor. Rabbimden ni yazım ebedi yolculuğa çıkmadan uyanmak. 

Hani bir günü, Hz peygamber'e(sav) göre yaşamak, sahabenin her sabahki teyakkuzunda olmak, yakın uzak çevremizi, hizmet halkımızı kolaçan etmek, helalin hesabını haramın azabını hatırdan çıkarmamak. Bu konuda yakın örnek üstadı, bazen hayalen takip ediyorum da biçare hâlimden utanıyorum. Nefsine, rahatına, zevkine, hususîyetine bir saniye bile ayırmadan yaşamak nasıl bir şey? Hassasiyetini bir an bile bırakmadan, bıraktırmadan bir ömür nasıl yaşanır arkadaş? Bir bayram içtiması için toplanan kalabalığın ne olduğunu sormak için gönderilen Zübeyir abinin kısa bir müddet sonra gelip: "Üstadım, lüzumsuz içtimalar" cevabı üzerine, "Biraz daha merak edip dursaydın, seni hizmetimden azledecektim." cevabı bizlere nasıl bir mesaj veriyor?  Anlayalım artık.

Evet dostlar, hususî hayatın içine çok şey dahil edilebilir. Yani bu hamur çok su götürür. Fakat dikkat edelim, hassasiyetimizi, teyakkuzumuzu buna dahil etmeyelim, hizmet hayatımızı bitirmeyelim. 

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum