Hüseyin YILMAZ
Her Şeye Rağmen!
Bediüzzaman'ın hayatını yazmak, mücadele hayatı ile genç nesillere tanıtmak ve sevdirmek büyük emelimdi. Kutub Yıldızı roman serisine o düşünce ile başladım. İlk cildin neşrinin üzerinden iki yıl geçti, hâlâ ikinci cildi yazmakla cedelleşiyorum.
Okuyanların göz yaşları içinde bir çırpıda bitirdiği birinci cild, temenni ettiğim alâkaya mazhar olmadı, birkaç binle sınırlı bir alâka. Zamanın ilcaatı: Okumamak! Kitabı geçiniz, kısacık makaleler bile okunmuyor. Yapay zekâ ve internetin şekillendirdiği bu dünyada kitab okumak, ekall-i kalîl bir mazhariyet.
Kutub Yıldızı, Nur Talebeleri için yazılmadı ama intişarına çalışması gerekenler onlar. Okuyacaklar ki, intişarına da çalışabilsinler fakat onlar da okumuyor. Üstelik de zamanın ilcaatından çok, okumamayı terğib gibi garib bir telkin ve yanlışın kurbanılar. Doksan cild kitabı ezberleyen Bediüzzaman'ın şâkirdleri, Risâleden gayrısına mesafeli. Sebeb, Üstad'ın anlaşılmayan değil, tamamen yanlış anlaşılıp, yanlış telkin edilen şu ifâdesi:
"Risalei Nur hakâik-ı İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfî geliyor; başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat'î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmânı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkîkî yapmanın en kısa ve en kolayı Risalei Nurdadır."
İfade, hiçbir tereddüd ve nizaa mahal bırakmayacak kadar açık! Risale-i Nur başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor, hükmünün kaydı hemen öncesinde ifade edilmiş ancak Nur Talebelerinin meçhulü kalmış. Hükmün sarih kaydı: "Hakâik-ı İslâmiyeye dair ihtiyaçlar". Sonrası da ifâdenin maksadını en açık şekliyle tsrih ediyor: "Kat'î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmânı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkîkî yapmanın en kısa ve en kolayı Risalei Nurdadır."
Bu bedihi hakikati, her şey ve her her zamana teşmil edip, kestirmeden "Risâle-i Nur başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor!" deyip Üstad'ı kitab yasakçısı göstermek gibi, dehşetli bir yanlışımız var maalesef. Bu yanlış, Üstad'ın bazı saff-ı evvel talebelerine müstenid olduğundan ne yazık ki, aşılması zor bir handikaba dönüşmüş vaziyette.
"Başka kitab okuyacağıma, Risâle okurum!" diyenler Risâle de okumuyor, fakat bir iklim meydana getiriyor; boğucu, yaşatmayan, öldüren menfî bir iklim.
Yeis fışkıran bu şartlarda yazmanın güçlüğünü takdir eder misiniz, bilmem! Bildiğim bir şey var ki, yazmam gerekiyor. Belki çok uzak bir gelecekte, daha çok okunur ümidiyle yazmak; yahut bir kişinin bile istikametine sebeb olsa yeter kanaatkârlığıyla yazmak. Hasbünallâhu ve ni’mel-vekîl, diyerek yazmak...
Dershanelere yeni ve genç insan akışı her geçen gün azalıyor. Üç çeyrek asırlık talebe akışı dip yaptı, büsbütün kesilmek üzere. Sebeblerini müstakil bir makalede yazarım. Ancak biz olup bitenlerin hiç farkında değilmişiz gibi eski tarzın devam edeceği ümidiyle zaman kaybediyoruz. Akış kesilmesine rağmen, devam ediyormuş gibi, para bina yatırımına harcanmaya devam ediliyor. Anadolunun birçok yerinde binalar âtıl vaziyette, yarı metruk.
Binaları yıkınız veya hiç yapmayınız demiyorum! Dediğim şu: Sermayeyi insan yetiştirme öncelikli harcayınız. Bir binaya harcadığınız parayı iki genç insanı kazanmakta kullanınız.
Gençlere de, binaya da harcanacak param yoktu, kitaba yöneldim. Gençlere veremediğim para yerine, düşünceyi vermek istedim. Bu, daha müessir bir yol ama ulaştırılabilse. İnşaallah bu ihtiyacı farkedenleri de Rabbim bir vakit gönderir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.