Kot ateş

Bir rivayete göre, kıyamete yakın zamanda, fesadın hızla arttığı günlerde, imanı muhafaza etmenin, imanla yaşamanın, elde ateş koru tutmak kadar zor olacağını okuruz.

Hz. Resulullah’ın (sav) kâinatı şereflendirmesinin üzerinden geçmiş 1400 yıl. Zaman yaşlanırken, Kur’an gençleşmesine rağmen, Kur’an'ı kendince anlayıp yorumlayanların basiretsizliği, kasdi olarak yapılan yanlış yorumlar, aleni veya gizli hucumlar ile, insanların Kur’an'a yaklaşmalarının, ondan istifade etmenin yollarına set çekilmeye çalışılıyor.

Bunun için her türlü iletişim yolları haince kullanılıyor.

Bıçak sırtı ortamda yaşıyoruz.

Tehlike her yönden, her yolla iman tahribatına göre proğramlanmış.

Elinde kor ateş tutanlar, tutmaya talip olanların işi zor. Tehlikenin farkında olmak yetmez. Bu tehlikeye karşı "ben ne yapabilirim" demenin tam zamanı.

Hani bilinen bir hakikattir ya… Tahrip kolay, tamir zor diye. Evet kolay değil. Avuçlarımıza aldığımız, almaya çalıştığımız o kor gibi her tamir.

Şeytan ve avanelerinin işi tahrip nevinden. Her yolu denediklerine göre, biz de her yolu, her fırsatı, her materyali, her ortamı, her gücü tamir için kullanmak durumundayız. Bu açıdan bakacak olursak, küfür ehli; tahrip için, imansızlık için, insanları kendi sahalarına çekmek için nasıl her yolu deniyorsa, derdi Kur’an olan, gayesi İslâm olan, davası iman olanlar da, gücü, imkanı, bilgisi, parası, kariyeri nisbetinde cehd etmeye talip olmalı.

Hani demişti ya Efendimiz: “Ah keşke bana doğru, havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de, içlerinde şerbetler olan kaselerle onları karşılasam. Cennete girmeden önce, onlara (Kevser) havuzumdan içirsem.”

Bu sözleri üzerine ona denildi ki: “Ey Allah’ın Resulü biz senin kardeşlerin değil miyiz?”

O (asm) şöyle cevap verdi:

“Sizler benim ashabımsınız (arkadaşlarımsınız). Benim kardeşlerim de beni görmedikleri hâlde bana inananlardır.”

O halde, O’nu görmeden seven ümmete yakışan nedir?

Avuçlarımızda kordan iman ateşiyle, biz de bu günün müşrikleriyle mücadele halini yaşıyoruz.

Bugün; değerler, zanlar, kabuller, öncelikler 1400 yıl önceki gibi… Belkide daha vahim, daha tehlikeli…

Avuçlarımızın arasına aldığımız yakıcı kor ile, içki, kumar, fuhuş, çıplaklık, moda, israf, isyan, ahlaki sukût, ana-babaya hürmetsizlik, zulüm gibi tehlikeleri, yangına evrilen halleri imha etmek yine bu masum imanlı ümmete düşüyor.

Hele de dijital körük, evlerimizi, odalarımızı, zamanımızı işgal edip yakıp kavurmakta iken.

Bediüzzaman’ın "Hayat-ı içtimaiyeye [sosyal hayata] giren hangi şeye temas etse, ekseriyetle günahlara maruz kalıyor. Her cihetle günahlar serbestçe insanı sarıyorlar.” tesbitini dikkate alarak, çare olması bakımından, önemli bir hususu belirterek bu günkü yazıya son verelim.

“Her biri bin yerden gelen günahlara karşı bir dille nasıl mukabele eder, galebe eder, necat bulur, diye mütehayyir kaldım” der. Sonra da, ümmet şuuru, hizmet gayreti içinde olanlara; sanal değil, mış gibi değil, hakiki manâda bir ve beraber olmayı, dayanışmayı, uhuvvet, muhabbet ile kardeşlik ortamında olmanın yolunun cemaat içinde yer almaktan geçtiğine vurgu yapar. Özlenen, beklenen İttihad-ı İslâmın ancak böyle mümkün olacağını anlatır.
Avuçları yakan kor ateşin acısı da, ağırlığı da, sorumluluğu da azalır.

İman edenlerin, birbirlerine bu duygu ile yaklaşmaları, kenetlenmeleri, ihlâs ile, tesanüd (dayanışma) ve uhuvvet (kardeşlik) ile birbirlerinin kuvvet vermeleri, yardım etmeleri mümkündür.

Bunun sırrı ise, Kur’ân ve Sünnet dairesinde gerçek bir cemaat manasını tahakkuk ettirmekte gizlidir.

Günümüz tehlikelerinden, insanlık dışı çirkin ve iğrenç mecralardan, aile efradımızı muhafaza etmenin çaresi budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.