Hüdhüd, Süleyman’a dedi ki: Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim

Hüdhüd, Süleyman’a dedi ki: Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim

Ayet meali

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Neml Suresi 20-26. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

20 . Ve kuşları teftîş edip, şöyle dedi: “Bana ne oldu da Hüdhüd’ü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu?”

21 . “Onu elbette şiddetli bir azâb ile cezâlandıracağım veya onu hakîkatenkeseceğim yâhut kesinlikle bana (ma‘zeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek!”

22 . Derken çok geçmeden (Hüdhüd, Süleymân’a) gelip dedi ki: “(Ben) senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe’ (şehrin)den doğru (ve mühim) bir haber getirdim.”

23 . “Gerçekten ben, onlara (Sebe’lilere) hükümdârlık eden ve kendisine herşeyden (bir nasib) verilmiş ve kendisi için büyük bir taht bulunan (Belkıs adında) bir kadın buldum!”

24 . “Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp güneşe secde ediyorlar buldum; hem şeytan onlara amellerini süslemiş de onları (doğru) yoldan men‘ etmiş; bu yüzden onlar doğru yolu bulamıyorlar.”

25 . “(Şeytan böyle vesvese vermiş ki) göklerde ve yerde gizli olanları (ortaya) çıkaran, (*) ne gizlerseniz ve ne açıklarsanız bilen Allah’a secde etmesinler!” (**)

26 . “Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur; büyük arşın Rabbidir.”

(*) “Belîğ (ifâdesi çok güzel) bir kelâmın bir meziyeti şudur ki, söyleyenin ziyâde meşgûl olduğu san‘atını ve meşgalesini ihsâs (his) ettirsin. Hüdhüd-i Süleymânî ise, suyu az olan Sahrâ-yı Cezîretü’l-Arab’da (Arab yarımadası çölünde) (...) hayvânât ve tuyûrun (kuşların) arîfi (bilgilisi) olarak Süleymân Aleyhisselâm’a küngânlık eden (su yeri bulma vazîfesi gören) ve su buldurup çıkarttıran mübârek vazîfedâr bir kuş olmakla kendi san‘atının mikyascığıyla (ölçücüğüyle) Cenâb-ı Hakk’ın semâvât ve arzdaki mahfiyâtı (gizlilikleri) çıkarmakla ma‘bûdiyetini (kendisine ibâdete lâyık oluşunu) ve mescûdiyetini (yegâne secde edilmeye lâyık olduğunu) isbât ettiğini kendi san‘atçığıyla bilip ifâde ediyor.

Evet Hüdhüd pek güzel görmüş. Çünki toprak altındaki had ve hesâba gelmeyen tohumların ve çekirdeklerin ve ma‘denlerin muktezâ-yı fıtrîsi (yaratılışının gereği) aşağıdan yukarıya çıkmak değildir. Çünki ecsâm-ı sakîliye (ağır cisimler) ihtiyârsız (irâdesiz) ve ruhsuz oldukları için kendileri yukarıya çıkamazlar. Yukarıdan kendi kendilerine aşağı düşebilirler.” (Lem‘alar, 28. Lem‘a, 297)

(**) Bu âyet-i kerîme, Kur’ân-ı Kerîmdeki on dört secde âyetinin sekizincisidir.