Habibi Nacar YILMAZ
Yol Açık, Yola Çık
Meslekî olarak yıllarca anlattıklarımız arasında edebiyatta cinas, Türkçede sesteşlik dediğimiz bir konu da vardır. Adı üzerinde sesler, yani harfler aynı olacak ama kelimenin lügatteki sıralanışı farklı olacak ki kelimeler arasında sesteşlik olabilsin. Başlıktaki "yol açık" ile "yola çık" kelimeleri arasında da bu özellikleri arayabiliriz.
"Yol açık"sa, "yola çık"abiliriz değil mi? Bir yol düşünelim ki hiç kapanmıyor, her an açıksa; yola çıkmakta tereddüt yaşanır mı hiç? Yaşanmaz. İşte, Cenab-ı Allah, kendisine ulaşan yolun her zaman açık olduğunu, ümitsizliğe mahal olmadığını bildiriyor bize. Ümitsizlik yok, diyor. Bu neyi gösterir? Kendisine yönelenleri, bu yönelmedeki her fısıltıyı, her "ah"ı önemsediğini gösterir. Sen ona dönersen, O'nun da sana döneceğine işaret eder. Hatta Allah'tan ümit kesmek, kâfir vasıflardan ve büyük günahlardan sayılıyor. Niçin? Cenab-ı Allah, affedeceğini bildiriyor, sen ise aksini söylüyorsun da ondan. Biraz düşününce, ümitsizliğe düşmenin altında ne gibi bir cehalet ve kabalığın yattığını daha iyi anlarız.
Bu fakir kendi tecrübelerimde çok vardır. Cenab-ı Allah'a teveccühünde ne kadar ciddiyetin varsa, o kadar karşılık görüyorsun. Bir günahı terk etmek için, uzun süre uğraştım; ondan kurtuluş yolları için, birkaç kapı çaldım. Çaresiz kalmış, az çok günaha bulaşma durumunda ve nefsin baskısı altında kalıyordum. Çıkamıyordum bir türlü. Ama çıkış yolları aramaya da devam edip dualar ediyordum. Hiç ummadığım bir kapıdan Cenab-ı Allah, o günahtan kurtuluş yolunu gösterdi bana. Demek, pes etmeden arayacak ve ümidini yitirmeyeceksin gerçekten. Âyetin ifadesi ile "İnsan için, çalışmasından başkası yok." Sen teveccüh edersen, karşılığını bitamamiha, hatta fazlasıyla görüyorsun. Yeter ki sen kusurunu bil, yola çık; o zaman yolun da açık olduğunu görüyorsun. İnayetler yağmur gibi yağıyor üzerine.
Şirkten tevhide doğru yola çık, zihnini esbap posalarından sıyır; hakiki müessire firar et. "Allah'a firar ediniz, O'na koşunuz." diyor ya âyet. O zaman yola çık ve Allah'a firar et, O'na yönel. Bu âyeti zaman zaman tefekkür etmeye çalışırım. Hazret-i Peygamberin dilinden Cenab-ı Allah, ne muazzam bir yolculuğa davet ediyor bizi değil mi?
Mevlana'ya nispet edilen "Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine de gel." sözünü hatırlıyor insan biraz. Ama bu fakir, o sözü biraz ilaveli olarak "Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel, demek; tövbeni yüz defa boz da gel, demek değildir." şeklinde de okuduğumu hatırlıyorum. Nefis her hileyi denediği için, biz, tövbeyi bozsak da yine Allah'a firar edelim en iyisi.
Cehaletten ilme firar da çok önemli. Vesvese bahsinde vesvese için "Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider." cümlesi var. Bu cümle de bilmenin, ilmin hayatî derecede önemli olduğunun işareti. Allah'ı bilmek, onun merhametini keşfetmek, insanı O'na hakkıyla hürmete firar ettirdiği gibi; insanı kusurlarını itirafa, hatalarından pişmanlığı da götürüyor. Bu da topyekûn bir yönelmeyi netice veriyor.
Evet, Allah'a firar etmek, her zaman açık yoldan yola çıkmak, bir peygamber şiarı da ayrıca. Yakup Aleyhisselam'ın Allah'a firarını, Yusuf Suresinin 86. âyetinde görüyoruz. Yakup Aleyhisselam âyette "Ben gam ve kederimi, tükenmişliğimi, hüznümü ancak Allah'a şikayet ediyorum." diyerek başına gelen musibetlerden dolayı Allah'tan şikayet değil; musibeti Allah'a şikayet ediyordu. Bu firarın altında Allah'ı, Yakup Aleyhisselam'ın tanıdığı gibi bilmek yatıyor aslında. Eğer bizim bildiğimiz Allah da Yakup Aleyhisselam'ın bildiği Allah olursa, bizim de firarımız Allah'a olup tükenmişliğimizi, hüznümüzü sadece O'na arz eder; hata ve kusurlarımızın silinmesini sadece O'ndan bekleriz.
Bu arz ve Allah'a firarın, bizim gıybet gibi çok önemli bir içtimai yaramıza da çare olduğunu görüyoruz, biraz düşününce. İnsan, içi yandığında, haksızlığa uğradığında, kederlendiğinde veya umutsuzluk girdabına yakalandığında, belki de pes ettiğinde, yakını olarak Allah'ı bulur, O'na firar ederse; içini yakan ve ancak birine anlatırsa rahatlayabileceği her şeyi, hiçbir faydasını göremeyeceği insanların yerine en yakınında bulduğu Allah'a arz eder, O'na şikayet eder. Böylece hem gıybet gibi çirkin bir alışkanlıktan taşınır, uzaklaşır hem de haksızlık görmesi sayesinde, yeniden Allah'la buluşur, O'nunla yeniden tanışmış olur.
Bir de Said Nursi'nin "cenazemin lisan-ı hâliyle, ruhumun lisan-ı kaliyle" deyip asrın afakına astığı, muazzam bir niyazı, duası, Allah'a firarı var ki; her daim açık olan yolda, yola çıkmamız için, bize rehberlik edecek serlevha niteliğinde. Üstad, gizlenmesi daha makbul olan niyaz ve itiraflarını şefkatinden olacak ki hilaf-ı âdet olarak açık ediyor ve büyük bir cesaret ve açık yüreklilikle bize örnek olarak sunuyor.
O niyazda "mekkâr ve gaddar" olarak nitelenen dünyanın fâni ve reziliyata bakan yüzü için, "Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur." ifadesi var. Yüz tokata mukabil bir üzüm yediren dünyada bir insan, kimin dergâhına iltica ve firar etmekle rahat edip huzur bulabilir ki?
Evet dostlar, üstad büyük bir örneklik olarak, büyük bir tevazu ve mahviyetle "hem asî, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelil, hem müsi (isyankâr),hem müsin(yaşlı) hem şaki" olarak nitelediği nefsini "Senden başka hak Mâbud yoktur ki" diyerek Allah'a ilticanın kapısına getiriyor ve daima açık olan yoldan yola çıkarıyor. Bize ne oluyor ki çıkmayalım yola?
Selam ve dua ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.