Fas'ta Said Nursi'ye ilginin sebebi?

Fas'ta Said Nursi'ye ilginin sebebi?

Fas'taki Bediüzzaman sempozyumu haberlerine devam ediyoruz. Sempozyuma katılan Abdulkerim Baybara ve Sabri Okur'un notları

Aziz sıddık kardeşlerimiz,

Evvela binler selam eder, hizmeti imaniye ve Kuran’iyede muvvafakiyetler dileriz.

Saniyen, 17,18,19 Aralık 2008 tarihlerinde Fas’ın Kazablanka şehrinde II. Hasan üniversitesinin Edebiyat fakültesinde Bediuzzaman Said Nursi hazretleriyle oranın meşhur alimlerinden Ahmet bin Acibenin Kuranı tefsir metotları karşılaştırıldı.

Bu vesileyle Türkiye’den İhsan Kasım, Vahdet Yılmaz, Kenan Demirtaş, Ali Katıöz, ve Prof. Dr. Halil Çiçek Abiler iştirak ettiler. Panelde çoğu Profesör ve bazı da bölüm başkanı olmak üzere 18 ilim adamı tebliğ sundu.

Panelin açılış konuşmasını üniversitenin Rektörü ve fakülte dekanı beraber yaptılar. Bu panelin tebliğlerinden ve ilim adamlarının fikirlerinden bazı cümleleri hizmete vesile olması hasebiyle aşağıya derc ediyoruz. Rektör konuşmasında kısaca Risale Nurların Arapçaya tercümesinin Türkiye ve Fas arasında güzel bir köprü olduğunu bu vesileyle İhsan Kasım abiye şükran ve minnetlerini dile getirdi.

Dekan ise, konuşmasında İngiliz müstemlakat nazırının Kur'an'ı eline alarak "bu Kuran Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakiki hakim olamayız. Ya Kur'an’ı ortadan kaldırmalıyız veyahut Müslümanları ondan soğutmalıyız" ifadelerini aktardıktan sonra Üstadın “Ben de Kur'an'ın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş olduğunu aleme ispat edeceğim” sözlerini hayranlıkla nakletti. Ardından da Üstadımızın Tarihçe-i Hayatını ve nurların nasıl yazıldığını kısaca nakletti.

Daha sonra İhsan Kasım abi de Üstadın bütün kuvvetini Kur'an'dan aldığını ve kendi acz ve fakrinı tam anlayıp yeni bir tarz ve metodla hareket ettiğini kainatın zerrelerden güneşlere kadar Allah’ın inşa ettiğini fakat insanların ülfet perdesi ile ve sathi nazarla bu manaları göremediğini Kur'an'ın keskin beyanatıyla bu ülfet perdelerini nasıl yırttığını nurlardan misallerle zikrettikten sonra yurtdışında yapılan bazı sempozyumları nazara vererek şöyle dedi. "Bütün yapılan sempozyumlar ve toplantılar gösteriyorlar ki Risale-i Nur bu asrın bir ihtiyacıdır."

Abudlhadi Duhan: Bu zat tebliğinde Üstadın belagat yönünü nazara verdi. Bediüzzaman'daki belağat ve belağattaki nüktelerinde üslubunun ferid olmasıdır. Kendisinden önce böyle bir metotla gidilmemiştir. O belağatla sadece zevki ruhiyi değil aklı, kalbi, ruh ve nefsi işlettiriyor. Her ne kadar Cahiz ve Cürcaniden istifade ettiği görülürse de fakat belağat icabı manayı hiçbir zaman lafza feda etmemiştir. Nurlardaki bazı meseleleri nazara vermesi ise onlardan ne derece etkilendiğini açıkça gösteriyordu. Mesela dua bahsi, rızkı hakiki ve mecazi, Nunu nabudu, muhabbet, sebep ve müssebep meseleleri gibi. Mesnevi Nuriye'deki bir ilem’de namaz kılarken kabeyi hayalen nazara almak mendüptur bahsini olduğu gibi okudu ve ekledi. Nuraları okurken araştırmak için değil belki anlamak ve yaşamak için okumalı o da nurları tekrar ve tekrar okumayı gerektiriyor. Nurlar şuhudi bir tefsir olup Kuran Güneşinden Şualardır.
Son olarakta nurları okurken tercüme olduğunu hissetmiyorum. Allah tevfik ihsan etmiş. İhsan bir ihsanı ilahidir diyerek tebliğini bitirdi.

Yusuf Hamdevi: Doktorasını nurlardan yapmış genç ve cevval bir şahsiyettir. Tebliğinin diğer tebliğlerden daha fazla nazarı dikkat çekmesini Nur Talebeliğine bağladı. Kur'an'ı tefsir eden Kur'an'ın kudsiyetini bilen, nazara alan ve yaşayan olabilir. Yoksa Kur'an'ı bir kitap gibi görüp öyle tefsir etmek Kur'an'ın hakikatlerini tenzil etmek hükmüne geçer. Aslında bu tebliğ Arap dünyasında yeni çıkan bir akıma cevaptır. Onlar Kur'an'ın vahiy değil de bir kitap gibi bakılıp öyle tefsir edilmesini istemişler. Tebliğinin devamında Üstadımızın Beyazıt camiinde şeytanla münazarasını nazara verip bu gibi iddialarda bulunanlara çok güzel bir cevap niteliğini taşıdığını ifade ettikten sonra "Nursi, Kur'an'ın gizli hazinelerini keşfetmiştir" cümlesiyle tebliğini bitirdi.

Ömer Ece: hayatı Kur'an'dı. O Kur'an'la yaşadı Onun inceliklerini gördü ve girdi. Nurlardaki kudsiyet mehazından geliyor. Yani Kur'an'dan. Nursi tek başına bir ümmettir. O en iyi bir örnekti. Hayatı hilafet, (insan hilafeti) ibadet, şehadetin (şuhudi İman) en güzel örnekleriyle doldudur. Talebelerini de bu minval üzere yetiştirdi. Zamanını en iyi yaşayan ve anlayan ve ona göre devaları Kurandan çıkaran şahsiyettir.

Abdurrahman El Adrevi: "Nurlar Kur'an'ın hakiki bir tefsiridir" dedikten sonra Kur'an’ın tarifini olduğu gibi okudu. Ve Kur'an'ın insanı bütün yönleriyle ihata ettiğini nazar verdi "bunu tarifinden görmek mümkün olduğunu" anlattı.

Said Şebbar: "Tefsir, insanın ufkunu açıp ve ona yeni bilgiler öğretmelidir. Halbuki şimdiki tefsirler bunu yapamadı. Bunu yalnızca Risale-i Nur yaptı" dedikten sonra Muhakemattan şu kısmı okudu. Feyalil acep köle efendisine ve hizmetkar reisine ve veled pederine nasıl muarız ve düşman olabilir. Halbuki İslamiyet fününün seyidi ve mürşidi ve ulumu hakikiyenin reis ve pederidir. Sair tefsirler akli, lafzi ve tevillerinde bir birine reddiylere vererek tevil edildi. Bu şekliyle Kur'an’nın aslından uzaklaştılar. Bu yönüyle Bediüzzaman müfessirlerin düştüğü vartaya düşmedi. Kur'an'ı asıla dönüşü sağladı.

Muhammed Cekip: Bediüzzaman Kur'an'a dönüş projesini toplumda herhangi bir kargaşaya sebebiyet vermeden ve devlet ricaliyle dahi yüzleşmeden bu büyük projeyi nasıl ihya etti. Anladım ki bu yeni Kur'ani yolu Allah kendisine ilham etti. Toplumun kalkınması ancak insanın inşasıyla başlar bu da doğrudan Kur'an'a muhatap olmakla olur. Davasının en büyük özelliği kendi nefsine bir hisse çıkarmamasıdır. O geçmiş ve şimdiki fikirlerden değil direk Kur'an'dan aldı. Kur'an ise haydır ve her şeye kafidir. Barla'nın süküneti onun teemmül ve teffekürrüne yardımcı oldu. Son olarakta "niçin nurları okumalıyız" diye sordu sonra kendisi cevap verdi. "Çünkü Fas kalkınmalı gelişmeli, terraki etmeli diyoruz. Bunun da yolu nurları okumaktan geçer."

Abdullah Cihat: Biz burada konuşuyoruz, anlatıyoruz, bütün bunlar birer işaret ve yönlendirmektir. Bütün talebelere şunu tavsiye ediyorum ki bizzat nurlardan okusunlar ve istifade etsinler. Nursi'deki tefsir metodu Zamahşerinin müffesirlerde aradığı bütün şartlara haizdir. Bedüzzaman hem faildir hem münfaildir hem de mütefaildir. Yani Üstad kainat ve Kur'an'ı bir araya getirip onlardan etkilenip kitaplar meydana getirmiş insanlar da o kitaplardan etkilenmiştir.

Üç gün süren panelde yalnız üçüncü günde bir iki ilim adamı Ahmet bin Acibeden biraz bahsettiler. Öteki ilim adamları ise tamamen Üstattan ve Risale-i Nur'dan tebliğ sundular. Üniversitenin içinde ise panelle alakalı büyük afişler asılmıştı. Bir de nurların tanıtım ve satışı için bir bölüm ayrılmıştı. Panelin sonlarına doğru dışarı çıktığımızda kitapların teşhir edildiği yere bir ilim adamı geldi hiç sual sormadan "bana bütün külliyatı verin" dedi ve bütün külliyatı satın alarak kucaklayıp gitmesi panelden ne derece etkilendiğini gösteren güzel bir örnek oldu.

Duanıza muhtaç kardeşleriniz
Abdulkerim Baybara-Sabri Okur (Nursözler)

İlgili haberler:

Fas çıkış yolunu Risale-i Nur'da buldu

Risale-i Nur dünyanın gündeminde