Ey kavmim! Bu dünya hayâtı ancak geçici bir menfaattir, âhiret ise, asıl kalınacak yerdir

Ey kavmim! Bu dünya hayâtı ancak geçici bir menfaattir, âhiret ise, asıl kalınacak yerdir

Ayet meali

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Mü'min Suresi 36-44. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

36,37 . Fir‘avun: “Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap;(1) belki sebeblere, göklerin sebeblerine (yollarına) erişirim de, Mûsâ’nın İlâhına muttali‘ olurum (hakîkaten var mıdır diye bakarım); doğrusu ben onu, gerçekten yalancı sanıyorum” dedi. Böylece Fir‘avun’a, kötü ameli süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Zâten Fir‘avun’un tuzağı ancak hüsrândadır.

38 . Îmân etmiş olan (adam) dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun; size doğru yola rehberlik edeyim!”

39 . “Ey kavmim! Bu dünya hayâtı ancak (geçici) bir menfaattir; doğrusu âhiret ise, asıl kalınacak yerdir.”(2)

40 . “Kim bir kötülük yaparsa, bu yüzden ancak onun misliyle cezâlandırılır. Erkek veya kadın, kim de bir mü’min olarak sâlih bir amel işlerse, işte onlar Cennete girerler; orada hesabsız olarak rızıklandırılırlar.”

41 . “Ey kavmim! Bu hâlim nedir ki, (ben) sizi kurtuluşa da‘vet ediyorum; hâlbuki (siz) beni ateşe çağırıyorsunuz?”

42 . “Beni, Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında bir bilgi sâhibi olmadığım şeyi O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Gaffâr (çok bağışlayan Allah’)a da‘vet ediyorum.”

43 . “Hiç şübhe yok ki beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, ne dünyada ne de âhirette kendisine (tapılması için) bir da‘vet hakkı vardır. Nihâyet dönüşümüz muhakkak Allah’adır. Doğrusu haddi aşanlar yok mu, onlar ateş ehlidirler.”

44 . “Artık size ne söylemekte olduğumu yakında hatırlayacaksınız! (Ben) işimi Allah’a havâle ediyorum. (3) Şübhesiz ki Allah, kulları(nı) hakkıyla görendir.”

1- “Kur’ân’da çok tekrâr edilen kıssa-i Mûsâ Aleyhisselâm’ın cümleleri ve cüz’leridir (parçalarıdır) ki, her bir cümlesi, hattâ her bir cüz’ü, bir düstûr-ı küllînin (büyük bir kāidenin) ucu olarak gösterilmiş ve o düstûru ifâde ediyor. Meselâ: ياَ هاَماَنُ ابْنِ ل۪ي صَرْحاً Fir‘avun, vezîrine (Hâmân’a) emreder ki: ‘Bana yüksek bir kule yap, semâvâtın (gökyüzünün) hâlini rasad edip (gözleyip) bakacağım. Semânın gidişâtından, acabâ Mûsâ’nın (AS) da‘vâ ettiği gibi semâda tasarruf eden (hükmeden) bir İlâh var mıdır?’ İşte صَرْحاً [bir kule] kelimesiyle ve şu cüz’î (küçük) hâdise ile, dağsız bir çölde olduğundan dağları arzulayan ve Hâlık’ı (yaratıcıyı) tanımadığından tabîatperest (tabîatçı) olup rubûbiyet (rab olmayı) da‘vâ eden ve âsâr-ı ceberrutlarını (kibirli eserlerini) göstermekle ibkā-yı nâm eden (nâm salan), şöhretperest olup dağ-misâl meşhur ehrâmları (piramitleri) binâ eden ve sihir ve tenâsühe kāil olup (öldükten sonra rûhun başka bir bedende tekrar dünyaya geleceğine inanıp) cenâzelerini mumya edip, dağ misillü (gibi) mezarlarda muhâfaza eden Mısır Fir‘avun’larının an‘anesinde (âdetlerinde) hükümfermâ (uygulanan) bir düstûr-ı acîbi (acâib bir düstûru) ifâde eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 32)

2- “Aklı başında olan insan ne dünya umûrundan (işlerinden) kazandığına mesrûr (memnûn) olur ve ne de kaybettiği şeye mahzûn olur (hüzünlenir). Zîrâ dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da berâber gidiyor. Sen de yolcusun. Sen de gidiyorsun. Bak ihtiyarlık şafağı kulakların üstünde tulû‘ etmiştir (doğmuştur). Başın yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücûdunda tavattun etmeye (yerleşmeye) niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahâzâ (bununla birlikte) ebedîömrün önündedir. O ömürde, bâkîde (ebedî alemde) göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fânî ömürde sa‘y (gayret) ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-i bâkîden hiç haberin yok. Seni ölüm sekerâtı (can çekişmesi) uyandırmadan evvel uyan!” (Mesnevî-i Nûriye, Habbe, 115)

3- “Îman hem nûrdur, hem kuvvettir. Evet hakîkî îmânı elde eden adam kâinâta meydan okuyabilir. Ve îmânın kuvvetine göre hâdisâtın tazyîkātından (sıkıştırmasından) kurtulabilir. تَوَكَّلْتُ عَلَي اللّٰهِ [Allah’a tevekkül ettim] der. Sefîne-i hayatta (hayat gemisinde) kemâl-i emniyetle (tam bir güven içinde) hâdisâtın dağlarvârî dalgaları içinde seyrân eder (gezer). Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak’ın (sonsuz kudret sâhibi olan Allah’ın) yed-i kudretine emânet eder. Rahatla dünyadan geçer. Berzahda (kabir âleminde) istirâhat eder. Sonra saâdet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir.” (Sözler, 23. Söz, 104)

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.