Allah'ım, ailelerimize, evlatlarımıza ve nesillerimize de hikmet nazarı ihsan eyle
29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar
1.BAB
SÜBHÂNALLAH
1.Fasıl
HİKMETİN REMİZLERİ
Bismillahirrahmannirrahim
Ey her işi sonsuz hikmetle yapan Hakîm! Ey ilmi her şeyi kuşatan Alîm! Ey bütün sırları bilen Habîr! Ey her varlığa ölçüsünü veren Mukaddir! Ey kâinatı hikmetle yöneten Müdebbir! Ey sonsuz lütuf sahibi Latîf!
Kalbime, kâinatı Senin hikmet kitabın olarak okuyacak bir basiret ihsan eyle. Gözlerimi yalnız eşyanın sûretine değil, onların taşıdığı hikmet remizlerine de aç. Semânın yıldızlarında, güneşinde ve ayında parlayan hikmetini; kendi nefsimde, kalbimde ve ruhumda tecelli eden isimlerini hakkıyla temaşa etmeyi bana nasip eyle.
Ya Rabbi! Beni, hadiselerin zahirinde takılıp kalanlardan değil; her işte Senin Hakîm, Alîm ve Latîf isimlerinin tecellilerini görebilen kullarından eyle. İlmimi marifete, marifetimi muhabbete, muhabbetimi ihlâslı kulluğa ve kulluğumu Senin rızana ulaştır. Gafletin karanlığından çıkarıp hikmetin nuruyla yaşamayı bana lütfet.
Ailelerimize, evlatlarımıza ve nesillerimize de hikmet nazarı ihsan eyle. Ümmet-i Muhammed'e (ﷺ), ilmi hikmetle, hikmeti ihlâsla ve ihlâsı güzel ahlâkla birleştiren bir diriliş nasip eyle. İnsanlığa, kâinatı anlamsız bir madde yığını olarak değil; Senin hikmetini, rahmetini ve rubûbiyetini ilan eden büyük bir kitap olarak okuyacak bir idrak ve vicdan ihsan eyle.
Astronomiyi, fiziği, biyolojiyi, yeryüzünü ve gökyüzünü araştıran bütün ilim ehline; keşfettikleri hakikatlerde Senin Hakîm isminin tecellilerini görebilecek bir feraset ver. Bilgiyi kibre değil, hikmete; hikmeti inkâra değil, marifetine ulaştıran bir nur eyle.
Ey Rabbimiz! Semâ nasıl yıldızlarının dilleriyle Sana hamd ederek tesbih ediyorsa, bizlerin de aklı, kalbi, ruhu ve bütün azaları aynı hamd ve tesbih "Sübhânallah” halkasına katılsın. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT: بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
فَسُبْحَانَكَ يَا مَنْ تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ السَّمَاءُ بِلُغَاتِ نُجُومِهَا وَشُمُوسِهَا وَأَقْمَارِهَا بِرُمُوزِ حِكَمِهَا.
“Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim, ey gökyüzünün; yıldızlarının, güneşlerinin ve aylarının kendilerine mahsus dilleriyle, içlerindeki hikmetlerin remizleriyle Sana hamd ederek tesbih ettiği Zât!”
Bu metin, 29. Lem'a'nın "Sübhânallah" bahsinin ilk faslının başlangıcıdır. 29. Lem'a boyunca tekrar eden daha büyük bir tefekkür metodolojisinin ilk halkasıdır. Bediüzzaman burada kâinatı büyük bir zikir meclisi, her varlığı ise Allah'ı tesbih eden bir kelime olarak tasvir etmektedir. Dikkat çekici olan, her varlık grubunun tesbihini farklı kavramlarla ifade etmesidir:
Semâ → Hikmet remizleri
Bu çok önemli bir metodolojik tespit. Bediüzzaman tesadüfen üç farklı kelime seçmiyor. Kâinatın katmanlarını farklı delil diliyle okutuyor. Bediüzzaman burada kâinatı büyük bir zikir meclisi, her varlığı ise Allah'ı tesbih eden bir kelime olarak tasvir etmektedir. Dikkat çekici olan, her varlık grubunun tesbihini farklı kavramlarla ifade etmesidir:
Gökyüzü: Yıldızlar, güneşler ve aylar → "hikmetlerinin remizleriyle"
[Gelecek diğer paragraflarda;
Atmosfer: Bulutlar, gök gürültüsü, şimşek ve yağmur → "faydalarının işaretleriyle"
Yeryüzü: Madenler, bitkiler, ağaçlar ve hayvanlar → "intizamlarının delâletleriyle”]
Nazmı meâni ile bunların üzerine yeni sistemler de inşa edecektir. Bediüzzaman gökyüzünü anlatırken neden "kudret", "azamet" demiyor? Neden özellikle hikmet diyor? Çünkü semâya bakan insanın ilk fark edeceği hakikat nizamdır. Nizamın arkasındaki mana ise hikmettir. Yani:İntizam görünen yüzdür.Hikmet ise onun içindeki ilâhî gayedir. Burada dikkat çekici ifade şudur:
بِرُمُوزِ حِكَمِهَ"Hikmetlerinin remizleriyle." "Remiz", açık anlatım değildir. İma, İşaret,Sembol, İnce gönderme demektir. Demek ki yıldızlar konuşmuyor. Hikmetleriyle Allah'a işaret ediyorlar.
İslâm düşüncesinde hikmet; "Her şeyi en uygun yerde, en uygun zamanda, en uygun ölçüyle yapmak." demektir.
Dolayısıyla hikmet; gayedir, ölçüdür, dengedir, maslahat tır, güzelliktir. Allah'ın el-Hakîm ismi bütün bunların kaynağıdır.
Gökyüzü Neden Hikmeti Gösteriyor? Semâya baktığımızda; Yıldızlar çarpışmıyor. Galaksiler belirli kanunlarla hareket ediyor. Güneş tam gerektiği kadar enerji yayıyor. Ay tam gereken uzaklıkta bulunuyor. Gece-gündüz dengesi bozulmuyor. Mevsimler hesaplı geliyor. Bütün bunlar bize sadece kudreti değil, hikmeti gösteriyor. Otuz İkinci Söz'de Bediüzzaman semânın; bir saray, bir ordu, bir fabrika, bir kitap gibi çalıştığını anlatır. Bunların ortak noktası şudur: Hiçbirinde israf yoktur. İsrafın olmadığı yerde hikmet vardır. Tesadüfün olduğu yerde hikmet olmaz. İşte yıldızların sessiz tesbihi budur. Modern Bilim; “evren son derece hassas dengeler üzerine kuruludur. Yerçekimi sabiti, ışık hızı, atom kuvvetleri, gezegen yörüngeleri… Hepsinde olağanüstü hassas ayarlar vardır.” Risale-i Nur bunları, "Hikmet remizleri" olarak okumaktadır. Bilim düzeni tarif eder. Marifet ise düzenin arkasındaki Hakîm'i tanır. “Semâya bak.Yıldızların sessizliğini dinle. Onlar konuşmuyor. Hikmetleri konuşuyor. Onların dili ışık değildir. Hakikatte onların dili hikmettir. İşte Bediüzzaman buna"Lisan-ı hal ile tesbih"
demektedir. Semâ artık boşluk değildir. Semâ, Allah'ın Hakîm ismini sürekli okuyan muhteşem bir medresedir. Yıldızlar ise o medresenin satırlarıdır.
29. Lem'a, Risale-i Nur'un kâinat tefekkür metodunun özeti gibidir.
Çünkü Bediüzzaman üç büyük kitabı birlikte okutmaktadır. Kur'ân, Kâinat ve İnsan. Bu üçü aynı Müellif'in eseridir.
Lem'a'nın bu faslı, bu üç kitabı aynı anda okumayı öğreten bir ders hâline gelir.
Ayetü'l-Kübrâ ile ilişkisinde Ayetü'l-Kübrâ daha çok şehadet (şahitlik) üzerine kuruluyken, Lem'a'nın bu bölümü tesbih üzerine kuruludur. İkisi birbirini tamamlar. Bu faslın hikmeti kanaatimce beş noktada toplanmaktadır.
1.İnsanı sessiz görünen kâinatın aslında sürekli zikir hâlinde olduğuna uyandırmak.
2.Bilim ile marifetullah arasında köprü kurmak. Astronomi, meteoroloji, jeoloji, biyoloji...
hepsi Allah'ın tesbihinin farklı alfabeleri olarak okunuyor.
3.Kâinatı cansız maddeler topluluğu olmaktan çıkarmak. Her şey canlı bir tesbih edici,
konuşan bir kelime, Allah'ı tanıtan bir ayet hâline geliyor.
4.İnsanı kâinatın seyircisi değil, zikir halkasının şuurlu bir ferdi yapmak. İnsan yalnız bakan değil, tesbih eden olur.
5.Sübhânallah'ın sadece dilde değil, bütün ilimlerde okunmasını sağlamak.
Bu, Risale-i Nur'un en önemli hedeflerinden biridir. İnsan, kâinatı gördüğü zaman Allah'ı hatırlayacak. İlim öğrendiği zaman imanı artacak. Bilim ilerledikçe hayreti çoğalacak. Hayreti arttıkça “Sübhânallah” diyecek.
Hazırlayan: Nuran Şahin

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.