Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Bir Öğretmene Verilen Cevap ve Resûl-i Ekrem’in Bazı vasıfları

24 Ağustos 2026 Pazartesi günü Resûl-i Ekrem’in (sav) dünyayı teşriflerinin yıldönümüdür. Ona, O’nun al ve ashabına binlerce salat ve selam olsun. Bir gün İmam-Hatipte öğretmenlik yapan bir zat yanıma geldi ve: “Hocam, siz hep ‘Üstad, Üstad’ diye Bediüzzaman’dan söz ediyorsunuz. Hiç Peygamberden ve O’nun hadislerinden söz etmiyorsunuz. Bediüzzaman da kitaplarında Peygamberden bahsetmiyormuş. Hatta Nurcular medreselerinde Bediüzzaman’ı Peygambere yakışan sözlerle methediyorlarmış. Siz neden bunu yapıyorsunuz, bu İslam’a aykırı değil mi?” diye sordu.

Ona şöyle dedim: Bak kardeşim, siz hiçbir araştırma yapmadan ve “mişli-muşlu” ifadelerle Bediüzzaman ve Nur talebeleri hakkında su-i zanda bulunuyorsunuz. Bediüzzaman’ın Risale-i Nur külliyatını hiç okumadan, sağdan soldan duyduklarınla yanlış ve çok tehlikeli bir hükme varıyorsunuz. Oysa Bediüzzaman eserlerinde en fazla Allah’ın birliğinden ve O'nun Resûlünün hakkaniyetinden söz ediyor, bunu biliyor musunuz? Bak size bir soru sorayım: “Şeref-i Nev-i insan, Ferid-i kevn u zaman ve bihakkın Fahr-i kâinat olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalatu ve’s-Selam…” Siz bundan ne anlıyorsunuz?

Öğretmen zat hiçbir şey anlamamış gibi şaşkın şakın bana baktı ve: “Hocam, biraz Osmanlıca galiba, ben de Osmanlıcayı fazla bilmem” diyebildi. Kendisine dedim ki: “Hocam sen, Bediüzzaman Peygamberden bahsetmiyor, Nurcular da Onu Peygambere yakışan sözlerle methediyorlar, dedin ya. Oysa sana sorduğum bu sözde Bediüzzaman Hz. Peygamberi methediyor. Günümüz Türkçesiyle şöyle diyor: “İnsanlığın şerefi, kâinatın ve zamanın eşsiz şahsiyeti ve hakkıyla kâinatın övünç vesilesi olan Muhammed-i Arabi (a.s.v)…”

Bediüzzaman, eserlerinde bunun gibi yüzlerce ifadeyle Hz. Peygamberi övüyor, ama hiçbir eserinde kendisini methettiğini göremezsiniz. Hatta ”Ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum” diyen Odur. [26. Mektup, 4. Mebhas, 10. Mesele] Risale-i Nur’u okumayan, anlamayan veya hasetten dolayı kıskananlar bu yalanları uyduruyorlar. Sizin gibi temiz kalpli kardeşlerimiz de bunların iftira olduğunu düşünmeden şurada burada söylüyorlar. Size Reşhalar risalesini ve 19. Mektubu vereyim, bunları okuduktan sonra karar vermenizi tavsiye ediyorum.” Öğretmen kardeşimize kitapları verdim. Bir müddet sonra tekrar görüştük; yanlış düşüncelerinden vazgeçti elhamdulillah.

Mevlid-i Nebi vesilesiyle sizi, Bediüzzaman’ın Hz. Peygamber’i metheden bazı ifadeleriyle baş başa bırakmak istiyorum. Orijinal ifadelerden sonra günümüz Türkçesiyle de bazı notlar yazmak isterdim ama Risale-i Nur’un orijinal tatlı üslubunun yanında, bayat ve tatsız olan sadeleştirilmiş bir metni koymak istemedim.

1) Maden-i kemalat ve muallim-i ahlak-ı âliye olan o dellal-ı vahdaniyet ve saadet, kendi kendine söylemiyor, belki söylettiriliyor. Evet, Hâlık-ı Kâinat tarafından söylettiriliyor.

2) “Acaba, bütün benî Âdemi arkasına alıp, şu arz üstünde durup, Arş-ı Âzama müteveccihen el kaldırıp, nev-i beşerin hülâsa-ı ubûdiyetini cami’ hakikat-i ubûdiyet-i Ahmediye (a.s.m.) içinde dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferîd-i kevn ü zaman olan Fahr-i Kâinat ne istiyor, dinleyelim.”

3)Hem melek, cin ve beşerin seyyidi olan zat, şu kâinat ağacının en münevver ve mükemmel meyvesi ve rahmet-i İlâhiyenin timsali ve muhabbet-i Rabbaniyenin misali ve hakkın en münevver burhanı ve hakikatin en parlak siracı ve tılsım-ı kâinatın miftahı ve muamma-i hilkatin keşşafı ve hikmet-i âlemin şârihi ve saltanat-ı İlâhiyenin dellâlı ve mehasin-i sanat-ı Rabbaniyenin vassâfı; ve camiiyet-i istidad cihetiyle, o zat mevcudattaki kemâlâtın en mükemmel enmuzecidir.”

4)Öyle ise, o zatın şu evsafı ve şahsiyet-i maneviyesi işaret eder, belki gösterir ki o zat kâinatın ille-i gaiyesidir. Yani “O zata şu kâinatın Hâlıkı bakmış, kâinatı halk etmiştir. Eğer onu icad etmeseydi, kâinatı dahi icad etmezdi” denilebilir. Evet, cin ve inse getirdiği hakaik-ı Kur’âniye ve envar-ı imaniye ve zatında görünen ahlâk-ı âliye ve kemâlât-ı samiye, şu hakikate şahid-i kàtıdır.”

5)İşte o zât, bir saadet-i ebediyenin muhbiri, müjdecisi ve rahmet-i bînihayenin kâşifi ve ilâncısı ve saltanat-ı rububiyetin mehasininin dellâlı, seyircisi ve künuz-u esma-i İlahiyenin keşşafı, göstericisi olduğundan; böyle baksan -yani ubudiyeti cihetiyle- onu bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, en nuranî bir semere-i şecere-i hilkat göreceksin.”

6)Bütün bülbüllerin en efdali ve en eşrefi ve en münevveri ve en bahiri ve en azîmi ve en kerimi ve sesçe en yüksek ve vasıfça en parlak ve zikirce en etemm ve şükürce en eamm ve mahiyetçe en ekmel ve suretçe en ecmel, kâinat bostanında, arz ve semavatın bütün mevcudatını latif secaatıyla, leziz nağamatıyla, ulvî tesbihatıyla vecde ve cezbeye getiren, nev'-i beşerin andelib-i zîşanı ve benî-Âdemin bülbül-ü zül-Kur'anı: Muhammed-i Arabî'dir.” (عَلَيْهِ وَ عَلٰٓى اٰلِه۪ وَ اَمْثَالِهِ اَفْضَلُ الصَّلَاةِ وَ اَجْمَلُ التَّسْل۪يمَاتِ)

Gerçekten Risale-i Nurun orijinal metnini okumak, bir pınardan tatlı su içmeye benzer. Bu sözde mübalağa yoktur. Çünkü Risale-i Nurun Türkçesi, kendine mahsus bir orijinalliğe sahiptir. Hatta merhum Cemil Meriç, “Risale-i Nur okumayan Türkçe öğrenemez” diyor. Teemmel…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum