Hz. Muhammed’e (asm) Gelen Kur’an

Kutsal Metinlerin Aydınlatıcı Mahiyeti ve Kutsal Olmayan Metinlerin Karanlık Yapısı-7

Peygamberlere Gelen Mukaddes Kitaplar

4-Hz. Muhammed’e (asm) Gelen Kur’an:

Mukaddes kitaplardan birisi olan Kur’an’ın 69. Bölümü Hakka suresidir. Bu surenin meali şu şekildedir:

Rahman-ı Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Gerçekleşecek olan kıyamet!

2. Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?

3. Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?

4. Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi yalanladılar.

5. Semûd kavmi korkunç bir sarsıntı ile helâk edildi.

6. Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve şiddetli bir rüzgârla helâk edildi.

7. Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş hâlde görürdün.

8. Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?

9. Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lût kavmi) hep o suçu işlediler.

10. Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı.

11,12. Şüphesiz, (Nûh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.

13,14,15. Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

16. Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.

17. Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş'ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır.

18. O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.

19. İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: "Gelin, kitabımı okuyun!"

20. "Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

21. Artık o, razı olacağı bir hayat içindedir.

22. Yüksek bir cennettedir.

23. Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir).

24. (Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.

25. Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi."

26. "Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."

27. "Keşke ölüm her şeyi bitirseydi."

28. "Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."

29. "Saltanatım da yok olup gitti."

30. (Allah, şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."

31. "Sonra onu cehenneme atın."

32. "Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu."

33. "Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."

34. "Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu."

35. "Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur."

36. "Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

37. Onu günahkârlardan başkası yemez."

38,39,40. Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

41. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

42. Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

44,45. Eğer (Peygamber) Bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.

46. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.

47. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.

48. Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.

49. Şüphesiz Biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.

50. Şüphesiz Kur'an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir.

51. Şüphesiz Kur'an, gerçek kesin bilgidir.

52. O hâlde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.

Metnin Tahlili:

1. Gerçekleşecek olan kıyamet!

2. Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?

3. Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?

[Bu âyette, kıyamette yaşanacak olan dehşetli halin, gözle görülmedikçe bir peygamber tarafından bile tam olarak bilinip anlaşılamayacağına, aklen tasavvur edilemeyecek çapta boyutlar içerdiğine işaret edilmektedir.]

4. Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi yalanladılar.

5. Semûd kavmi korkunç bir sarsıntı ile helâk edildi.

6. Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve şiddetli bir rüzgârla helâk edildi.

7. Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş hâlde görürdün.

[7 gece 8 gün ifadesinde bir sembolizm var. Hem gece ve gündüz şeklinde zıtlık sembolizmi, hem Arapçada 7 sayısının şekli " ٧" ve 8 sayısının şekli " ٨" olmasında beliren bir simetriyi bildiriyor. Kum fırtınası ile her şeyin tersine döndüğü, alt üst olduğu bu ٧٨ simetrisi ile ifad edildiği gibi, Ad kavmindeki azizlerin zelil, zelillerin de aziz edildiğine âyet işaret ediyor. Kum fırtınasının dönen hali âyette “sarsar” olarak ifade edilmiştir ki fa’lele veznindendir. Arapçada fa’lele vezni, hem dönüşlü, hem tekrarlı faaliyetlerde kullanılır. Sarsar lafzı ile ısrar kelimesi aynı kökten türemesi, Ad kavmini helak eden unsurun ısrarcı hevalarının hevâiliğine esir olmaları olduğuna, hevaları etrafında dönüp duran bir tavafçı gibi olduklarına ve cezalarının da dönüp duran bir kum fırtınası ile olduğuna remizdir.]

8. Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?

9. Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lût kavmi) hep o suçu işlediler.

10. Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı.

11,12. Şüphesiz, (Nûh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.

[Bu cümle birkaç yönden ele alınabilir. Eğer muhatap “Arap toplumu” olarak ele alınırsa bu durumda: “Şu an yaşayan bütün Arap toplumu, ister Arab-ı Âribe olan saf Araplar, ister Arab-ı Mütearibe olan Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (Aleyhimesselam) neslinden gelen Araplar olsun, hepsinin Nuh tufanında gemide bulunan insanların sulbünden olduğu” âyette ifade edilmiş olur. Bu durumda Tufan’ın bütün yeryüzünde değil belli bir sahada olduğu anlaşılmış olur. Eğer âyetteki “Hamalnâkum” (Sizi taşıdık) ifadesindeki “Sizi” ifadesi, Kur’anın bütün insanlığı muhatap alan diğer cümleleri gibi anlaşılırsa bu durumda “Şu an yaşayan bütün yeryüzündeki insanların Nuh Tufanı’nda gemide bulunan kişilerin neslinden geldiği” anlaşılır. Bu durumda Tufan’ın küresel boyutta olduğu veya küresel olmasa da o dönemde yaşayan bütün insanları etkisi altına alacak bir çapta olduğu anlaşılmış olur.]

13,14,15. Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

16. Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.

17. Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş'ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır.

[Kudrete dayalı vücud alemlerini ifade eden Arş’ın Hameleleri Sevr (Öküz, Boğa), Esed (Aslan), Nesr (Kartal) ve İnsan isimli 4 melek[1]; canlılar ve hayat âlemini ifade eden Kürsi’nin Hameleleri İsrafil, Azrail, Mikail ve Cebrail (Aleyhimüsselam) isimli 4 ruhani melektir. Toplamları sekizdir. Mahşer günü, tam bir kudretin tezahür âlemi olduğundan, Arşiyyet Kürsiyyete galip geleceğinden, Melik-i Vâhid-i Kahhar isimleriyle Cenab-ı Hakk tecelli edeceğinden, mahşer meydanı bir Arş olarak, taşıyıcısı bu “sekiz” melek olarak ifade edilmiştir, denilebilir.]

18. O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.

19. İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: "Gelin, kitabımı okuyun!"

20. "Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

[Gayb ve sembol dilinde sağ yön, daima hayrın, güzelliğin, uğurluluk ve bereketin sembolüdür. Sağ, Arapça’da yemîn demektir. Yemîn ise, uğurlu, manevi zenginlik içeren anlamındadır. Vakıa suresinde ruhların dünya yolculuğu “yümün” hakikati çerçevesinde işlenir; ruhunu açamasa da koruyanlara “Ashab-ı yemîn”, ruhunu imanla koruyup İslamiyetle açıp geliştirenlere ise “Ashab-ı meymene” adı verilir. Bu çerçevede “kitabın sağdan verilmesi” kişinin Allah katında makbuliyetinin ve imanlı oluşunun göstergesidir. Türkçe’de de aynı mantık geçerlidir. Sağ yöne, Türkçe’de diri, sağlam, ilmin ve bereketin bir süt gibi sağılabileceği taraf manasında “sağ” adı verildiği gibi sola da, solsun, yok olsun manasında dua mahiyetinde “sol” adı verilmiştir. Bu çerçevede sağ, fıtrat ve semavi dinler açısından makbul; sol ise merdut yön manasındadır. Buna binaen Hakka suresi 25. âyette Cehennem ehli “Kitabı solundan verilen kimse” olarak isimlendirilir. Bununla beraber hem Vakıa suresi, hem metnin esasında geçtiği üzere Hakka suresi, mealcilerin ve tefsircilerin “Sol” diye çevirmesine rağmen Cehennem ehlini, “şimal ehli” olarak isimlendirir. Vakıa suresi “Ashab-ı Şimal” der; Hakka suresi ise “Kitabı şimalinden verilen kimse” diye isimlendirir. Şimal, kuzey demektir. Bunun sebebi yön sembolizminde kuzeyin, bir işin zahiri; güneyin ise bir şeyin bâtın ve hakikati anlamında olmasıdır. Buna binaen rüya ilminde Yemen, ki yemîn ve yümün ile aynı köktendir, hakikatli imanın sembolüdür. Şimalde bulunan Rusya ve Sibirya ise, materyalizmin, bir şeyin zahirini bilmenin sembolüdür. Kur’an, indirildiği müşrik toplum hakkında “Ya’lemûna zâhiren mine’l-hayati’d-dünya[2] (Onlar dünyanın sadece zâhirini bilirler) diyerek bir tanımlama getirir. Kur’an her şeyin hakikati ve bâtınının bilinmesi için geldiğini ifade eder. Bu çerçevede Vakıa ve Hakka suresinin “şimal” lafzını kullanması tam bir sembolizm dilidir.]

21. Artık o, razı olacağı bir hayat içindedir.

22. Yüksek bir cennettedir.

23. Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir).

24. (Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.

25. Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi."

26. "Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."

27. "Keşke ölüm her şeyi bitirseydi."

28. "Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."

29. "Saltanatım da yok olup gitti."

30. (Allah, şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."

31. "Sonra onu cehenneme atın."

32. "Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu."

[Zincir, dünya aşkına ve dünyevi lezzetler aşkına işarettir. Gaybî dil ve sembolik dilde zincir, aşkın ve esaretin sembolüdür. Aşk, insanı esir eden zincirdir. Zincirin yetmiş arşın olması ise, 70 yıllık ortalama insan ömrüne işarettir. Ömür ilerledikçe, iman ve amel-i salihlerle bu dünyevi aşk zincirinden ve lezzetler esaretinden kurtulamayan kişiler için her bir yıl ile bu esaret zincirine daha güçlü bir halka eklenir.]

33. "Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."

34. "Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu."

35. "Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur."

36. "Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

37. Onu günahkârlardan başkası yemez."

[İrin, haram içeceklerin uhrevi neticesidir. Dünya hayatında sarhoş edici içkiler içenlerin Berzah ve Ahiret’te karınlarından irin fışkıracağı ve bu şekilde azap göreceklerine dair sahih ve sadık rüyalar olduğu gibi sahih bir hadis de şu şekildedir: Câbir -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“(Yemen’in) Ceyşân (şehrin)den bir adam geldi. Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e beldelerinde içtikleri, mısırdan yapılan ve Mizr adı verilen bir içeceği sordu. Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«–O sarhoşluk veriyor mu?» diye suâl ettiler. Adam:

«–Evet.» dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«–Her sarhoşluk verici şey haramdır. Allah -azze ve celle- ’nin, sarhoşluk verici şey içene “Tıynetü’l-Habâl” içireceğine dâir ahdi vardır.» buyurdular. Oradakiler:

«–Ey Allâh’ın Resûlü! “Tıynetü’l-Habâl” nedir?» diye sordular. Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

«–Cehennem ehlinin teridir veya Cehennem ehlinin usâresidir (kan ve irinidir).» buyurdular.”[3]

Yine Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Kibirli kimseler, kıyâmet günü insan sûretinde, küçük ve kırmızı karıncalar kadar haşrolunacaklardır. Zillet her taraflarından onları saracaktır. Cehennem’deki «Bûles» adı verilen bir zindana sürükleneceklerdir. Onları ateşlerin ateşi kuşatacak ve Cehennem ehlinin «Tıynetü’l-Habâl» denilen kan, irin ve pisliklerinden içirileceklerdir.”[4]

Bûles, BLS kökünden gelen kipi ve İblîs ismiyle aynı kökten gelmesiyle, İblîs’in hayat boyu insana yapışan veya insana ümitsizlik veren vesveseleri ve ilkaatine kapılmasıyla düşeceği ve koyu bir karamsarlığa gömüleceği yer anlamındadır.

Hakka suresindeki bu âyette geçen kanlı irin ifadesi, hem Cehennem azabı neticesinde bedenlerden akan kan ve irinin karışımını ifade eder, hem sembol ilminde kan, bu tarz acılı durumlarda hayıflanma, pişmanlık, manevi yaraların kanamasını da ifade ettiğinden, kanlı irin ifadesi Cehennem ehlinin pişmanlık, teessüf, üzüntü içinde azap çektiklerini de ifade eder.]

38,39,40. Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

41. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

42. Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

44,45. Eğer (Peygamber) Bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.

46. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.

47. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.

[Hakka suresinin 38-46. âyetleri Kur’anın bir insan sözü olmadığı ve olamadığının, Hz. Peygamber’in (SAV) kendi sözlerinden meydana gelmediğinin en net göstergesidir. Aksi takdirde bir insanın kendi kendini tehdit etmesi gibi bir hezeyan kabul edilmiş olunur. Hz. Muhammed’in (SAV) aklının kemaline bu âyetle ilk anda muhatap olan bütün müşrik Mekke halkı şahit olduğu gibi, dürüstlüğü ve doğruluğuna ise bütün insanlık dünyasında yayılan hakikatli sözleri delildir. Peygamberliğin en temel vasıflarından birisi, kelam âlimlerinin ittifakıyla “fetanet” (üstün zeka) sıfatıdır. Surenin akışı ve bu cümleler dikkatle ve bağlantıları kurularak okunduğunda, surede konuşanın Hz. Muhammed (SAV) değil her şeyin bizzat yaratıcısı olan, her şeye ve her bir insana şahdamarından daha yakın bulunan Rabbü’l-Âlemîn olduğu net şekilde göründüğü gibi surenin üslubundaki şiddet, hiddet, celal ve etkileyicilik de kelam sahibini güneş gibi göstermektedir.]

48. Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.

49. Şüphesiz Biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.

50. Şüphesiz Kur'an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir.

51. Şüphesiz Kur'an, gerçek kesin bilgidir.

52. O hâlde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.

(Devam edecek)

[1] Bk. İbn-i Huzeyme/Tevhid/Bab-ı Zikrü’l-Ahbar’i-l-Me’sure/no:245; Beyhaki/El-esma ve’s-sıfat/ Bab-ı Mâ cae fî’l-Arşi ve’l-kürsi/no:817.

[2] Rum suresi, 7.

[3] Müslim, Eşribe, 72; Ebû Dâvûd, Eşribe, 5.

[4] Tirmizî, Kıyâmet, 47/2492; Ahmed, II, 179; Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, no: 557.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum