Rasim ÖZDENÖREN

Rasim ÖZDENÖREN

Diyarbakır: Peygamberler beldesi

A+A-

Diyarbakır'a daha önce yolumuz düşmüştü. Fakat her defasında uzun süre kalmak nasip olmamıştı. Ancak transit geçmiş, o mübarek beldenin havasını bir mola süresince teneffüs etme fırsatını bulabilmiştik. Bu sefer iki gece, iki gündüz kalabildik: 13 Mayıs Cuma akşamından 15 Mayıs Pazar akşamına kadar...

Haftalar öncesinden Hüseyin Batu ve arkadaşlarına verdiğimiz sözü yerine getirdik. Prof. Dr. Şenol Dane ve Behiç Öney ile aynı yolculukta birlikteydik...

İlginç bir tevafuk eseri olarak o cumartesi ve pazar günlerinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Tarım Bakanı Mehdi Eker de Diyarbakır'a gelmişler... Bu ziyaretlerden Diyarbakır'a vardıktan sonra haberdar olduk...

Cumartesi sabahı, arkadaşlarımız bizi Zülküfül Peygamber'in ve diğer 10 peygamberin kabirlerinin bulunduğu Eğil tepesine götürdüler. Diyarbakır'da 540 sahabe kabrinin bulunduğunu anlattılar. Bu rakam ilk bakışta inanılmaz gibi görünüyor. Fakat izahı var. Bu sayı, Diyarbakır'a 639 yılında Hz. Ömer'in o mıntıkayı fetih için gönderdiği ordudan geri dönmeyip orada kalmayı ve orada yaşamayı tercih eden asker sahabelerin adedi imiş.

Tabiî ki, şehir içinde, İslam âleminin 5'inci Harem-i Şerif'i olarak kabul edilen Camii Kebir'i (Ulu Cami) ziyaret etmemek olmazdı. Ancak cami onarım halindeydi, yenileme sanırım iki yıl kadar sürecekmiş. Gene de, ibadete açık bırakılan arka mekândaki müstakil bölümde namaz kılmak mümkündü.

Şenol hocamız, cumartesi öğleden sonra bizi güzel insanların toplandığı bir sohbet mahalline götürdü. Orada edebiyat meraklısı öğrencilerle, onların hocalarıyla tanışma fırsatını yakaladık. Yöneltilen soru üzerine Sezai Karakoç üzerine bir sohbet açıldı. Onun şiirinden, onunla olan dostluk ilişkimizden bahsettik. Vaktin nasıl geçtiğini fark edememişiz. Oradan bir "taziye evi"ne geçtik.

Tarım Bakanı Mehdi Eker, bizim Diyarbakır'da olduğumuzu öğrenince pazar sabahı arkadaşlarımızla birlikte bizi kahvaltıya davet etti. Onun davetine elbette memnuniyetle icabet ettik. Dost insan Mehdi Eker kahvaltı süresince Mavera ve Diriliş dergileri etkinliklerinden bahsetti. Diyarbakır'ın tarihi ve insanı üzerine derin bir vukufla konuştu. Yöre insanının tarihsel kimliğini bilgece bir sosyolojik tahlile tâbi tuttu. Bu, hem zevkli hem öğretici sohbeti yöre insanının kardeşlik bağının selam (barış) kelimesinde buluşacağı umudunu paylaşarak bitirmiş olduk.

Diyarbakır elbette zengin ve derin bir tarihî birikimin temerküz ettiği bir beldenin adıdır.

Beldenin her tarafını gezmek, onun zengin dokusunu ciğerlerimize somurmak bir günün iki günün değil, ayların, belki yılların geçmesini gerektirir. Buna rağmen onun çarşısını, surlarını, ünlü 'Urfa Kapı'sını, 'Mardin Kapı'sını, 'Dağ Kapı'yı, 'Keçi Burcu'nu ziyaret ettik. Uzaktan 'Ongözlü Köprü'den Dicle'nin akışını gözledik...

Cahit Sıtkı Tarancı adına, Ahmet Arif adına açılmış müzeleri ziyaret ettik. Sezai Karakoç Bulvarında yürümek istedikse de, vakit epey daraldığı için onu bir başka vakte erteledik.

Gezimizin bir noktasında, gazetemizin Ankara temsilcisi Abdülkadir Selvi ile buluştuk. Bize Bülent Arınç'ın selamını getirdi.

Biz Diyarbakır'ı gezerken ve oradan ayrılırken ortada neşveli bir seçim havası vardı. Seçim araçları şehir içinde turlarını atıyordu. HAS Parti'nin araçları Numan Kurtulmuş'un Diyarbakır'a geleceği müjdesini veriyordu. BDP'nin mitingi devam ediyordu. Ve Diyarbakırlılar 1 Haziran'ı iple çekiyordu. Çünkü o tarihte Diyarbakır'a geleceği bildirilen Başbakan Recep Tayip Erdoğan'a iştiyakla kucak açmayı bekliyorlardı...

Yeni Şafak
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.