Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Çocuklar/Gençler Mahrumiyet Eğitimi Almazsa

A+A-

Kaç gündür Enes Kara’nın intiharı üzerinden yorumlar yapılıyor. Hükümler veriliyor.

Kimileri inançları veya inançsızlıkları açısından dini cemaat ve tarikatları itham ediyor. Kendilerince buldukları zannettikleri açıktan, dalış yapıyorlar.

Gündem soğuyup hava sakinleşince çok üzüldüğüm ve yutkunduğumdan sosyal medyada bir paylaşımda bulunmadım.

Şimdi gelelim meselenin tahliline.

Enes Kara’nın intiharında Risale-i Nur okunan ve aynı zamanda tahsil hayatının devamı için barınma imkânı temin edilen ev, yurt vs. yerlerin bu intihar sebepleri arasında payı hiç yok denilebilir. Buralar aslında belki daha çok intihar teşebbüslerinden vazgeçiren yerlerdir.

Şahsen lise yıllarında Risale-i Nurla tanışmak, imanımı kurtarmak nasip oldu. Okulda hocalar genelde dine karşı telkinlerde bulunuyorlardı. Sınıfın kahir ekseriyeti 1970’li yılların sol akımları komünizm -inkâr-ı uluhiyet fikirleri- havada uçuşuyordu.

Sert tartışmalar oluyor, izahta aciz kalıyordum. Bursa il merkezinde lise, ortaokul karışık vakıflar yurdunda kalıyorduk.

İmam Hatip Lisesinde okuyan bizden iki sınıf büyük bir abimiz Mehmet Güleç hoca, (buradan selam olsun bir okulun müdürü diye duydum) bizim saf halimizden anlamış olacak ki yardımcı olmak istemiş. Risale-i Nurlar ve cemaati ile de tanıştırmak istiyor. Bediüzzaman Said Nursi’yi sağlığında bir iki kez ziyaret etmiş, görüşmüş kuruyemiş dükkanı olan Ali Çakmak (saff-ı evveldir Allah Rahmet eylesin) ağabeyin dükkanına götürdü. Tanışma, sual-cevaplı sohbet ettik. Konuşmaları, cümleleri çok dikkatimi çekti. Bir esnaf bu kadar şeyi bilemez ve böyle konuşamaz diye düşündüm içimden.

Sonra bizim yurda yakın bir evde sohbete davet ettiler. Derste Said Nursi’nin Sözler eserinden Sekizinci Söz okundu. (1972)

Devam eden günlerde sınıftaki fikri tartışmalarda cevap veremediğim soruları koşa koşa Ali Çakmak abinin dükkanına gidiyor cevabını alıyor sınıfta satıyordum. Bu tarz gidiş gelişler devam etti. O sıralar Bursa Ulu Camiye imam tayin edilen Mehmet Erdoğan hoca (Allah ondan razı olsun selam eder sıhhat ve afiyetler dilerim) cumartesi akşamları gençlerle sohbet ediyor risale okuyup açıklıyordu. Müşkül suallere cevap bulabilmek fırsatı bulabildiğim ve iman konusundaki tereddütlerim, şüphelerim izale olduğu için çok mutlu oldum.

O yıllarda yakında vefat eden merhum Hekimoğlu İsmail’in yazılarını, kitaplarını da okuduk. “Ölüler diriliyor” konulu bir konferansı Bursa Tayyare sinemasında yapıldı. Konferansları broşür olarak da çıkan kitapçıkları sınıfa götürüyordum.

Bir ara aynı salonda merhum Necip Fazıl’ın da konferansını izlemiştim. “Sakarya Türküsü” şiirini canlı dinleme şansım oldu. O şiiri yıllar sonra ezberlemiştim. O şiirle hâlâ heyecana gelirim.

Fikir tartışmalarında sınıfımızda komünist fikirde olanlar karşımda duramaz oldular. Bu durum hocaların da dikkatini çekti. Evvel Allah Risale-i Nur sayesinde hiçbir direnç kalmamıştı. Elhamdülillah.

Ve o gün bugündür Risale-i Nur okuyorum. Üniversite yıllarımda Enes Kara gibi aynı iklimin tedvir ettiği nur dersanelerinde kaldım. Çocuklarımın üçü de aynı süreçlerden geçti. Onların da hayat değerleri ve hayat tarzlarıyla da beklediğim gibi. Onlarla da gurur duyuyorum.

Risale-i Nurla benim gibi nice gençler, imana muhtaç milyonlar, gönüller hidayet nasibini aldılar. İntiharlardan kurtuldular.

Şimdi Enes Kara olayına bir başka açıdan bakalım derim. İnanç ve ideolojik açıdan değil ortak insani hayat değerleri ve gerçekleri yönünden bakalım.

Su’i misal misal olamaz. Bir kişi de olsa çok acı. Günlerdir acı travma yaşıyoruz toplum olarak.

Önemsiz diyemeyiz. En önemli. Kimileri felaketten rant devşirmek istese de vicdan-ı umumi üzülüyor.

Günümüz aileleri geçmişte karşılaştıkları zorlukları çocuklarının çekmesini istemediklerinden “Ben çektim çocuğum çekmesin” diye çocukları akvaryumda, sera steril ortamda yetiştirmeyi “iyi ana-baba rolü” zannediyorlar. Külliyen yanlış.

Sokağa çıkmasın, kötü çocuklarla arkadaş olmasın, evin hiçbir işiyle ilgilenmesin, sıcak sudan soğuk suya elini sokmasın, yediği önünde yemediği ardında olsun, hiçbir şeyin mahrumiyetini yaşamasın düşünüyor. Çocuğa aslında fenalık yapıyor.

Spor, sanat, edebiyat vs. gibi faaliyetlerle vakit israf etmesin. Yalnızca ders çalışsın, derece yapsın iyi bir okul kazansın, iyi bir meslek sahibi olsun. Sıkı bir sınava hazırlık sürecinden sonra tıp gibi en yüksek puanla girilen okulu kazanan gencin hayatı ıskaladığını ne ana-baba ne de toplum farkında oluyor. İş işten geçiyor. Yakın geçmişte yine bir üniversiteli, Kocaeli’nde intihar ediyor. Notunda “Bir ev, bir araba için bu hayat çekilmez” deyip canına kıyıyor. Buna ne diyeceğiz?

Milyonlar ıskaladıkları hayatın cahili olarak ortalıkta özne olamadan nesne olarak dolaşıyorlar. Enes’in esas problemi kaldığı dini cemaat ortamı değil. Hayatı ıskalamış, hayatı. Üstelik iman hayata hayat da olamamış. İmanı olamayan ebedi hayata inanmayan bir insan için bu dünyada üç gün fazla üç gün az yaşamış farkı yok ki. Uğraşmaya değmez diyorlar.  İmanı olmayan insanın üç günlük dünya için yaşamanın anlamı yok. Meşhur Rus yazar Lev Tolstoy’unİtiraflarım” eserinde “Hayat nedir?” sualine cevap aradım bulamadım diye uzun zaman arayışta olduğunu, çok kez intiharı düşündüğünü yazıyor. Maddi imkanlarının da çok iyi olduğunu özellikle bahsediyor. Sonunda iman nimetiyle kurtuluyor. Ve kitabın sonunda “Allah varsa her şey var O yoksa hiçbir şey yok” diye bağlıyor.

İman bir nasip meselesidir. Büluğ çağındaki, reşit yaştaki insanın sorumluluğu kendine aittir.

Peygamberler bile imanı garanti edememiş. Peygamberimiz Hazreti Muhammed (asm) amcasını iman ettirememiş. “Peygamberlere düşen ancak tebliğ etmektir” (Ankebut 18) malindeki ayet Kur’an’da üç yerde geçiyor.

İnanıp inanmamak insanın hür iradesindedir, nokta. Enes reşit yaşta. Bütün sorumluk kendinin. Meseleye bu açıdan bakarak yorum yapılmalı öncelikle.

Bu inanma kişisel tercih olduğu hakikatini ön kabul olarak bir yere koyalım.

Sonra kimin sebepler altında ne kadar sorumluluğu var yorumlayalım.

Netice itibarıyla toplumun her kesimi, her ferd bu ve benzeri acı hadiselerden sorumludur.

Hiç kimse masum değil. Hepimiz sorumluyuz vesselam.

Başta ailesi yetiştirme tarzıyla, kaldığı mekanı tedvir edenler yaklaşımıyla, okul, mahalle arkadaş çevresi herkesin derece derece sorumlukları var.

Şu ana kadar yapılan yorumları, yazıları okumaya anlamaya çalıştım.

Çok güzel isabetli değerlendirmeler yanında içindeki kin ve nefreti bu hadise bahanesiyle kusanlar bahsimizden hariçtir. Değerlendirmeye değmez.

Savunma saikiyle sorumluktan sıyrılmak isteyenleri de değerlendirme dışı tutmak gerek.

Akl-ı selim ve samimiyetle yaklaşanlara saygı duyarız.

Üç çocuk babası, üç torun dedesiyim. Kırk yıldan fazla eğitim faaliyeti içindeyim. Hayata dair en isabetli çözüm merhum babamdan öğrendiklerimdir. Yüksek akademik yaklaşımdan daha kıymetlidir. Tecrübe edilmiş netice alınmıştır.

Babam çocukluğumuzda bize hep boyumuzdan büyük işler verirdi. Ayrıntıyı tarif etmez. “İşin kolayını kendin bul. Bu işi hallet” der, o kadar. Emsallerimize göre büyük işlerdi yaptığımız. İlkokula başlamadan köyün sığır gütme nöbetinde, köyün merası ormanında 150-200 sığırı eksiksiz akşam eve getirmekti. Özgürlükçü bir yaklaşımı vardı. Namazını kılardı. Bize de kılın derdi. Ama zorlamaz, tekrarlamazdı. Yedi kardeşiz. Hepsi kendi meselesini halledebilmiş kendi düzenini kurdular.

Ünlü psikoloji uzmanı eğitimci Prof. Dr. Acar Baltaş, köy çocukları küçük yaşta bir çok sorumluluk üstleniyor, yaşına göre kuzuları, kazları, tavukları gütmekle hayata başlıyor. Sorumluluk şuuru küçükten gelişiyor. Her şeyin kıymetini öğreniyor

İşte bu yaklaşım bize hayatın zorluklarını göğüslemeyi, insani değerleri, hayata lazım olan donanımı kazanmayı öğretti. İlkokuldan sonra herkes her meselesini nasıl halledeceğini yaşayarak öğrendi. Bağışıklık sistemi gelişti. Ufak tefek problemlerin altında ezilmediler. Yoklukları dibine kadar yaşadık, yaşadılar. Anadolu insanlarının ekseriyeti aynı hayat süreçlerini yaşadılar. Yalnız bir yanlışları var çokların. “Ben çektim çocuğum” çekmesin demeleri çok yanlış

Çeksin kardeşim çeksin. Kaldığı yerin görevlileri hakkında, formasyon, yetkinlik, yeterlilik meselesi ayrıca üzerinde durulacak bir husus. Evin içi meselesi. Mahremiyet alanı. Umumun içinde bahse konu edilmemeli. Ancak öz eleştiri yapılmalı.

Allah, Enes Kara’nın ailesine sabırlar versin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum