Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Bize her yer Kerbela

A+A-

Yarın Hicri 10 Muharrem 1440. Kıyamete kadar acımız Kerbela vakasının 1379. yılı.

10 Ekim 680’de, Cennet gençlerinin efendisi Hz.. Hasan'ın biricik kardeşi, Hz.. Zeyneb'in çileli hayatını adadığı, canından çok sevdiği abisi, Hz. Ali ve Hz. Fatıma annemizin ciğerparesi, Hz. Resulullah'ın “oğlum, reyhanım” dediği, Alibeytin en mübarek ve gözüpek yiğidi bu tarihte şehit edildi.

Yanındaki toplam 71 aile ferdiyle, Küfe halkına söz verdiği üzere yola çıktı. Amacı Yezid’in zulmüne dur demekti. Irkçı, Arapçı, saltanatçı, adaletsiz fasık yönetimine son vermekti.

Dikkatten kaçmamalı. Toplam 72 kişilik mübarek bir kafile. Bunlar savaşa gitmiyor, verilen söze, manevi itibarıyla zulme engel olmaya gidiyor. Bir çeşit arabuluculuk ve sivil itaatsizlik. Savaşa gitseydi Mekke, Medine vb. yerlerden katılım tekliflerini geri çevirmezdi. Aslında Hz. Hüseyin efendimiz dedesi Resulün haber verdiği kaderinin emrinde gidiyordu. (400 km’lik Medine’den Kerbela’ya arabayla 15 saatlik yoldan.) Hak, adalet, sıdk adına verdiği sözü tutmak için gidiyordu. Bir yerde acı sonunu bile bile, hissederek gidiyordu.

Sıdk, emanete sadakat, zulme el ve diliyle dur demek peygamber şiarı ilkesiydi. Kıyamete kadar bu düsturların sancağını insanoğluna göstermek ve dalgalandırmak için gidiyordu.

Kerbela, uğursuz, gamlı, bela veya bela toprağı demekti. Taff kızıl gevşek kumlu toprak. Irak’ta Fıratın batısında ırmağın kenarında bir arazi. Lanet Yezidin adamları buraya çöktürüyor kutlu kafileyi. Hz. Hüseyin Medine’den hareket ediyor. Bugün buraya yakın Hz. Ali’nin makam türbesi ve Şianın manevi merkezi Necef kenti var. Bu beladan hasta bir çocuk olan Aliaskar, Zeynelabidin sağ çıkarak Alibeyti sürdürmüştür.

***

Kerbela vakası bugün ve kıyamete kadar maneviyat göğünde ülkerden daha parlak, göktaşlarından daha yakıcı olarak akıp gitmektedir.

Risale-i Nur’a göre, (4. Lem’a vb) Hz. Hasan ve Hüseyin’in davası sürüp gitmektedir. Hatta Hz. Hasan’ın Muaviye ile yaptığı sözleşme gereği bıraktığı halifeliği, manen Risale-i Nur davası sürdürmektedir sürdürmelidir.

Nedir bunlar?
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (ra) hangi davanın mücadelesini vermiştir?

Hz. Hasan müslümanların barış ve huzuru için kan dökülmesin diye, sözleşmeyle 6 aylık hilafeti Muaviye’ye bırakmıştır. En önemli sözleşme şartı, ölürken yerine vekil varis bırakmaması, halifeyi ümmet önderlerinin seçmesidir. Muaviye sözünü tutmayıp fasık oğlunu vekil bırakmıştır.

Bugün Kerbela meselesinin özü, İslam dünyasının en merkezi en belalı meselesidir.

1-Müslüman ülkelerde din yerine milliyet ırk temeli yürürlüktedir. Devletler Emevi ve Muaviye tarzı, din iman önceliği yerine, milliyet ırkı öncelemekteler. Böylece büyük zarar veriyorlar tıpkı Emevi ve Yezit gibi.

a-Müslümanları ve tüm insanları dinden ürkütüp soğutuyorlar.
b-Müslümanların dünyası dünyada en zulümlü, adaletsiz, geri ve mutsuz bir dünya bugün. Çünkü milliyet ve devletçilik ilkeleri adaleti gözetmez. İdeal adaleti, adalet-i mahzayı aklından geçirmez.

Hz. Hüseyin ise, dini İslamı, Kur’an adaletini, hürriyet ve raşit hilafeti (cumhuriyeti)temel alıyordu.

***

Risale-i Nura göre hikmet ve hayat gerçekleri açısından, dünyevi iktidar ile uhrevi iktidarı şahsiyetlerinde birleştirmeleri imkansız derecede zordu. Bundan dolayı kader-i İlahi, en hayırlı sonuç olan kıyamete kadar sürecek manevi iktidarı Alibeyt nesline nasip etti. “Fatımi, Safevi Muvahhidin iktidarları da bunun doğruluğunu ispatlar” der Üstad.

Muaviye ile beraber Emevi iktidarı 4, birleştirirsek 3 zalim ve haksız temel üzerine kuruldu.

1-Hükümetin (iktdar ve devletin) selameti ve asayişi için (huzur ve sükunet için) şahıslar haksız yere öldürülüp harcanabilir.

Oysa adalet-i mahzaya göre (ideal tastamam adalet) kendi fedakarlığı hariç kimse bütün insanların selameti için öldürülemez. Yine bir temel ilke mahza adalet mümkünse izafi/nisbi adalet yapmak zulümdür. Nisbi adalet bir mecburiyet ve kaçınılmazlık durumudur.

Tastamam adalet Cemel Savaşıyla bu dünyada bitmiştir. Çünkü son tahlilde Hz. Ali ve taraftarları haklı iken adalet-i mahza savaşını kaybettiler. Bundan sonra nisbi yerel bazı örnekler dışında hep derece derece nisbi/izafi adalet ehven-i şer manasında hükmetmiştir.

Bu acı gerçeği bilmek zorundayız. Haliyle binbir dereceli azam şerler kaçınılmaz gibiyse izafi adalet ehven şerdir.

Amma ve lakin tastamam adalet, mahza adalet en ciddi bir ideal olmaya müslümanın en büyük hedefi olmaya devam etmelidir. Bu dava uğruna her türlü meşru mücadele elle dille ve kalple yapılmalıdır.

Ülke içinde kılıç çekmek ehli sünnete göre tamamen hükümsüz ve zulüm olduğundan dille, kalple ve meşru her yolla hakiki adalet için mücadale edilmelidir. Hiç olmazsa Üstad ve nur talebeleri gibi sivil ve meşru itaatsizlik gerçekleştirilmeli. (Biz sizin adaletsiz kanunlarınızla amel de etmiyoruz düzeltmek için silah çekip isyan da etmiyoruz. Meşru ve demokrat yollarla adalet mücadelemizi yapar cezamızı da çekeriz. Ebu Hanife’den Said Nursi’ye ehli sünnetin bu konudaki duruşu budur. 1985’e kadar Nurcular 60 yıl bu tavrını sürdürdüler ve ceremesini çektiler. Bu tarihlerde tavır eğildi cereme de bitti.)

2-Emevi saltanatında, iktidar Emevi kabileciliği, tarihi Haşimi düşmanlığı üzerine kurulduğundan, milletin selamet ve kurtuluşu için her şey feda edilir, harcanabilir oldu. Bu zalim ilke sakince oturan Hz. Hüseyin’i (ra) biata zorlamış, etmeyince zalim kuralı iç rahatlığıyla uygulamıştır Ebu Süfyan/Hind torunu ve Muaviye çocuğu Yezit. (Mesele vatan/iktidarsa gerisi teferruat sözü gibi.)

3-Hz. Hüseyin’in taraftarları içinde ırk çoğulculuğu vardı. Emevi ırkçılığı bu duruma katlanamadığı için intikam duyguları ateşlenmiştir. Bugün müslüman ülke ve yönetimler ırk, mezhep, meşrep, cemaat çoğulculuğunu kabullenmeyip, mücadele ve çatışmanın anası yapmaktalar.

Burada birkaç önemli mesele var.

1-Önce tarihsel bakışların aynen günümüze taşınması. Yeni bakış, yeni kavramlar üretememek. (En acısı da nur talebeleri ve düşünürlerinin durumudur. Üstadın ürettiği ve çözümlediği çağımız temel sorunları çağın idrakına sunulamamıştır. Uygulanmıştır demiyoruz. Türkiye’de bile anlatılamamıştır. Müceddidi anahtar kavramlar üretilip güncellenemedi, akil insanlarla paylaşılamadı. Darül harp, darül İslam, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmek, müslüman ülke içinde iktidar mücadelesi isyan ve silahla olmaz, din siyaset üst üste çakışamaz, İslam topraklarında mezhebi, ırki, meşrebi çoğulculuk esastır. Bunlar ana zemininde gelişip dayanışmalı. Zorba yönetimler batıl düşünce ve mezhepleri doğurur. Mürciye, mutezile, cebriye gibi. Cemaatler siyasetle ve devletle eklemlenemez. Cemaatler öz ilke ve görevlerinden vazgeçemez. Açık şeffaf denetlenir olurlar. En büyük hile hilesizlik ve açıklıktır.)

Cemaatler dış güçlerin ve iç-dış istihbarat ve güç odaklarının güdümüne giremez. (Risale-i Nurun dava ettiği dava kainata alet edilemez. Risale-i Nur yüksek İslam siyaseti güder. Bu ise iman davasını hiçbir cereyana alet ve güdümlü yapmamak veya bu algı/idrak/kavrayış/izlenimi oluşturmamaktan geçer.)

Batı Avrupaya ikili bakış, dindar hıristiyanlarla diyalog (dinlerarası değil!) Gelişmiş yönetim teknikleri gerekirse, tarih, coğrafya, iklim, sosyoloji vb şartlar çerçevesinde, en önemlisi şeriat çerçevesinde yurt dışından alınır ve uyarlanır. Müslümanlar arası mücadele ile dış düşmanla savaş arasında uçurum vardır. Dış düşman eliyle, desteğiyle şeriat zafer mutluluk olamaz. Bu liste uzayıp gider.

Risaledeki zekat, fitre, sadaka görüşü bile kime anlatıldı ve bizden başka çağa uygun bu içtihad ve hükmü, kim bilip anlıyor?

İstibdat, meşrutiyet, hürriyet, yalnız benim mesleğim hak değildir, her müslümanın her sıfatı müslümanca olmak gerekmez, salahat-maharet, müslümanların iyi ve kötülüğünü bakkal terazisindeki gibi ölçmek, ehli kıble tekfir edilemez, büyük günahlar kişiyi kafir yapmaz.

Tüm bunları başta ne kendi aramızda uyguladık, ne de 58 yılda dünyaya ve ülkemize anlatabildik.

***

Ülkemiz ve dünyayı görüyor, takip ediyoruz. Küresel biçimde altı boyutlu çok katlı, bütün görüşleri bir macun gibi iman ve şeriatta yoğuran sadece risaleler gözüküyor. Mesela Kerbela ve Hz. Hasan Hüseyin bağlamında bakalım.

-Hz. Hasan ve Hüseyin’e Peygamberimizin (asm) olağanüstü şefkati ve verdiği en yüksek değerin, akrabalıktan önce, nebevi mirasın, sünnetin taşıyıcı ve temsilcileri olması gerçeğini kim biliyor. Bunu bilmekle, öncelikli bir yol yöntem ayrımına götürür tüm müslümanları.

-Ayetin bir yorumuna göre Resulullah (asm) peygamberliği karşılığı yalnız Ali beyte sevgi ister. Böyle ise iştahla aşure günü aşure yemek, 12 orucu tutanları yeterince anlamamak, anlatımlarımızın kuru üzüntüsüz olması neyin ifadesi. Yezid’in meziyetleri ve Hüseyin’e üzüldüğü hezeyanı en dindar ve sünni yayınlarda bile var.

-Alibeytin fıtraten ve genetik olarak İslama taraf olma gerçeği. İman ve İslama hizmet edenlerin manevi seyyid olduğu gerçeği.

-Çok çok önemli bir gerçeğin, Şiay-ı velayet ve hilafet (siyaset) ayrımının, muazzam önemli ve çözümleyici oluşu. Şiayı velayetle diyalog ve yakınlaşma zarureti.

-Hz. Ali’ye aşırı muhabbetin, raşit halifeleri (Hz. Ebubekir, Ömer, Osman) kötülememek, düşmanlık yapmamak. İslami usulün dışına çıkmamak şartıyla mazeretli olabileceğini kim biliyor kim söylüyor. Öbür yandan Hz. Ömer düşmanlığının İran topraklarını fethinden gelen bir düşmanlık. Amr ömer bin As ve Ömer bin Saadın payı olduğunu bilmek.

-Çok çok önemlisi Emeviliğin çoğunluk olmasından saflaşıp ehli sünnete dönüştüğünü bilmenin manasını, daha haklı olan başlangıçtaki Şianın zamanla azınlık ve sıkılıktan, önce siyasete sonra dalalete saptığını bilmek.

-Çok çok önemli bir gerçekse, ehli sünnetin arasında Haricilik ve Vahhabiliğin türemesi. Bu siyasi ve şiddetçi harici ve bir kısmı dinden çıkan dinsizler, Hz. Ali’yi siyaseti bilmemekle suçluyorlar. Siyaset Şiası ile ehli sünnet perdeli harici ve Vehhabiler birbirini üretiyor, zıtlık ve düşmanlığı sürdürüyorlar. Bu durum velayet şiası ile vasat ehli sünneti düşmanlığa sürüklüyor. Alevi ve Şia, Harici ve Vehhabiye bakarak Ehli Sünnete düşman olmamalı. Ehli Sünnet de Üstad Said Nursi’nin görüşleri çerçevesinde viraneye dönmüş bazı görüşlerini aslına göre yenilemeli...

***

Bu gün her yer Kerbela. Dış düşman ve yerli münafıkların plan ve ateşlemesiyle tüm İslam dünyası tam bir Kerbela.

İran yayılmacığını Şiacılığa saran sözde İslam cumhuriyeti. Irak, Suriye, Lübnan’dan bir kuşatmayla, Irak, Bahreyn, Güneydoğu Suud, Yemen’den başka bir kuşatmayla Sünni dünyayı kuşatıp, Şialaştırarak,emperyalizme, İsrail ve Amerika’ya aslanlar gibi saldırıyor(!) En güçlü propagandası da bu.

Yine Harici, kabileci, Vehhabi Suud, Amerika ve İsrail’le kankalık yaparak, İslam dünyasının liderliğini(!) yapmakta.Ayetlere, kabile yasalarına, muazzam dolarına dayanarak bunun reklamını yapmakta.

İsrail ve Amerika bu iki mengeneyle, tüm İslam dünyasını sıkıştırıp yangın yerine çevirmek peşinde. Biliyorlar ki, bu emsalsiz katılık, yobazlık birgün tüm İslam dünyasını ateşe atacak.

Emevi iktidarının tüm hastalıklarını bu iki ülke idelojileri tamamen barındırmaktadır. İkisi de harici ve makyavelist. Mısır ümit olmaktan çıkarılmış bugün.

Kabul etmek zorundayız ki, ümit sadece Türkiye’dir bugün. Her türlü eksik ve hataya
rağmen gerçek bu. İç ve dış saldırıların zincirleme ve artarak sürmesi bunun göstergesi. Suriye ve İdlip sorunu içte bu iki mezhepçi emperyal ülkenin, dışta ise bir dünya paylaşımı ve İslamın söndürülmesi sorunudur. Türkiye tüm hata ve eksiklerine rağmen yuvarlandığı ortamda tek ümit, tek samimi ülkedir. Allah yöneticilerimize hayırda yardım, hatada tövbe imkanı versin. Bu çerçevede duaya devam...

 

Bize her yer Kerbela. Ya öleceğiz ya dirileceğiz.

Amma reçete ellerinde olan nur talebeleri ve aydınları mesuldur. Hem de ağır mesul.
Rahmetli Hafız Ali ağabeyin dam başına çıkıp, çoğaltılacak risaleyi geciktiren ağabeye seslendiği gibi sesleniyoruz. "Mesulsun keçeli messuull!"

Kim duyar kim dinler kim okur bilmiyoruz.

Kerbela şehitlerine sonsuz rahmet dilerken, mücahid ve çilekeş evladımızın yazdığı gerçekleri niye ümmeti Muhammed'e anlatmadınız derlerse halimiz nice olur?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum