Dr. Bilal TANRIVERDİ

Dr. Bilal TANRIVERDİ

Bir Hakkı Savunurken Başkasının Hakkını Çiğnemek; Risale-i Nur Perspektifinden Hak Arama Ahlakı

İnsan çoğu zaman adaletsizliğin kendisine yöneldiği yerde hukuku hatırlar.

Hakkı ihlal edildiğinde adaletten söz eder, kendisine haksızlık yapıldığında hukuk ister, sözü kesildiğinde ifade hürriyetini savunur.

Fakat adaletin asıl imtihanı belki de burada başlamaz.

Asıl imtihan, kendi hakkımızı ararken karşımızdakinin hakkını koruyup koruyamadığımız yerde başlar.

Çünkü haklı olmak, insana sınırsız bir hareket alanı vermez.

Bir konuda mağdur olmamız, karşı tarafın şerefini çiğneme hakkı doğurmaz.

Alacaklı olmak, yalnızca alacağınızı talep etme hakkı verir; karşınızdaki kişinin diğer haklarına saldırmayı meşru kılmaz.

Bir haksızlığa uğramamız, mesela iftirayı meşru kılmaz.
Kendi hakkımızı savunmamız, başkasının mahremiyetini ortadan kaldırmaz.

Hukukun olduğu yerde sınır vardır.
Vicdanın olduğu yerde de ölçü vardır.

Hakkın Hatırı

Bediüzzaman’ın Kur’ânî, Nebevî (s.a.v) ve insani ölçüsü son derece açıktır:
“Hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmez.”

Bu ölçü yalnız mahkemelerde değil, hayatın tamamında geçerlidir.

Kendi tarafımızdaki insanın yanlışını sırf bizden olduğu için savunmak da karşı taraftaki insanın doğrusunu sırf karşı tarafta olduğu için reddetmek de hakperestlik değildir.

Çünkü hak, kişilere göre değişmez.

Adaletin ölçüsü “kim söyledi?” değil, “söylenen doğru mu?” sorusudur.

Fakat insanın nefsi çoğu zaman böyle davranmaz.

Kendi hatasını küçültür, karşısındakinin hatasını büyütür.

Kendisinin öfkesini “haklı tepki”, başkasının tepkisini “saygısızlık” olarak görür.

Kendisinin sert sözünü savunma, başkasının sert sözünü saldırı kabul eder.

İşte burada adalet ile tarafgirlik birbirinden ayrılmaya başlar.

Haklı Olmak Her Şeyi Söyleme Hakkı Vermez

Özellikle sosyal medya, insanlara düşüncelerini ifade etmek için büyük bir imkâna vesiledir.

Fakat aynı imkân, bazen hukuk ve ahlak sınırlarının çok kolay aşılmasına da sebep oluyor.

Bir insan hakkında iddia ortaya atmak, onu toplum önünde mahkûm etmek, yığının önüne atıp linç etmek veya ettirmek ailesini veya özel hayatını tartışmanın içine çekmek birkaç saniyelik bir paylaşım hâline gelebiliyor.

İnsan kendisini haklı gördüğünde ise yaptığı şeyin sınırını çoğu zaman fark etmiyor. Ya da bilerek isteyerek böylesi aşağılık bir yola tevessül ediyor.

Oysa hukukta da ahlakta da önemli bir ölçü vardır: Bir hakkı kullanırken başka bir hakkı ihlal etmemek.

İfade hürriyeti vardır; fakat iftira hakkı yoktur.

Eleştiri hakkı vardır; fakat insan onurunu ortadan kaldırma hakkı yoktur.

Hak arama özgürlüğü vardır; fakat başkasını peşinen suçlu ilan etme yetkisi yoktur.

Çünkü adalet, yalnız doğru sonucu istemek değil, o sonuca doğru usulle ulaşmak demektir.

Adalet-i Mahza Önce Bizi Bağlar

Risale-i Nur’daki adalet-i mahza anlayışının belki de en zor tarafı budur.

Adalet, yalnız bize uygulanmasını istediğimiz bir ilke değildir.

Bizim de başkalarına karşı uymamız gereken bir ölçüdür.

Kur’ân’ın ortaya koyduğu ölçü son derece açıktır:

“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur.”
(Mâide, 5/8)

Bu ayet, adaletin yalnız dostluk zamanlarında değil, öfke ve ihtilaf anlarında da korunması gerektiğini gösterir. Çünkü gerçek adalet, sevdiğimiz insana hakkını vermekten çok, sevmediğimiz insanın hakkını da çiğnememeyi başarabilmektir.

Nitekim Kur’ân bir başka yerde de:

“Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa adaleti titizlikle ayakta tutun.”
(Nisâ, 4/135)

Buyurarak hakkın, şahsi menfaatlerden ve yakınlıklardan üstün tutulmasını emreder.

Bir kişinin hakkı, toplumun menfaati adına feda edilemeyeceği gibi; bize karşı hata yapan bir kişinin diğer hakları da onun hatasına kurban edilemez.

Bir insan bir konuda haksız olabilir. Fakat bu, onun her konuda haksız olduğu anlamına gelmez.

Bir insan hata yapmış olabilir. Lakin bu, onun şerefini, ailesini, özel hayatını ve bütün geçmişini hedef hâline getirmeyi meşru kılmaz.

İnsan düşmanına adalet etmekte, dostuna karşı hakikati söylemekte zorlanır.

Hukuk Bir İntikam Aracı Değildir

Hak arama kültürünün bozulduğu toplumlarda hukuk da zaman zaman intikam aracına dönüşebilir.

İnsan hakkını almak değil, karşı tarafı cezalandırmak ister.

Davasını kazanmak yetmez; karşısındakinin tamamen kaybetmesini arzu eder.

Oysa hukuk, öfkenin kurumsallaşmış biçimi değildir.

Hukukun amacı intikam değil, hakkın yerine gelmesidir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Çünkü adalet, karşı tarafın ezilmesiyle değil, hakkın sahibine verilmesiyle gerçekleşir.

İnsan bazen hukuken haklı olduğu hâlde ahlaken yanlış bir yol izleyebilir.

İşte hak arama ahlakı tam da burada ortaya çıkar.

Kendimiz İçin İstediğimiz Adaleti Başkası İçin de İstemek

Adaletin gerçek ölçüsü, bize yakın olanlara nasıl davrandığımız değildir.

Asıl ölçü, bize karşı olan insanın hakkı söz konusu olduğunda nasıl davrandığımızdır.

Kendi hakkımızı korumak kolaydır.

Zor olan, öfkeliyken ölçüyü korumaktır.

Zor olan, mağdurken haksızlık yapmamaktır.

Zor olan, karşı tarafın yanlışları arasında onun hakkını da görebilmektir.

Belki de hakperestlik tam olarak budur.

İnsan kendi menfaatine rağmen hakkı üstün tutabiliyorsa, orada adalet vardır.

Kendi öfkesine rağmen karşısındakinin hukukunu koruyabiliyorsa, orada vicdan vardır.

Bu sebeple hak ararken kendimize şu soruyu da sorabiliriz: Ben hakkımı mı arıyorum, yoksa öfkemi mi tatmin ediyorum?

Bu iki şey birbirine benzeyebilir.

Ama aynı değildir.

El-Fezleke; adalet yalnız bize ait hakların korunması değildir.

Adalet, bize karşı olanın hakkını da koruyabilmektir. Çünkü gerçek hukuk anlayışı, insanın yalnız kendi hakkının değil, hakkın tarafında durabilmesidir.

Bediüzzaman’ın ‘Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez’ ölçüsü, adalet-i mahzanın ferdin hukukuna verdiği değeri açıkça ortaya koyar.

Zira adalet, yalnız bizim için istediğimiz bir hak değil; başkasına karşı taşımamız gereken bir mesuliyettir.

Ve belki de bugün en çok hatırlamamız gereken ölçü şudur: Haklı olmak, haksızlık yapma hakkı vermez.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum