Dr. Bilal TANRIVERDİ
Adaletin Kalbi: Vicdan
Vicdan, Risale-i Nur’da insanın iç dünyasında kurulan en sessiz ama en güçlü mahkemedir.
Bediüzzaman, vicdanı yalnızca ahlaki bir duygu olarak değil; kalbin penceresi, fıtratın aynası, hakikatin gözetleyicisi ve marifetullahın en canlı zemini olarak ele alır. “Vicdan nezzardır, kalb penceresidir” ifadesi, bu derin yapıyı anlamak için anahtar niteliğindedir.
Nezzar; gözetleyen, dikkatle bakan demektir.
Vicdan, insanın iç âleminde olup biteni gözetler; kalpte doğan niyetleri, düşünceleri ve duyguları fıtratın hakikatine göre tartar.
İnsanın fıtratı şuurludur.
Bu şuurlu fıtratın en belirgin tezahürü vicdandır.
İnsan, vicdanı sayesinde kendi aczini, fakrını, kusurunu ve ihtiyaçlarını hisseder. Aynı vicdan, iyilik, adalet, merhamet, hürmet gibi değerleri de içten içe bilir.
Akıl delillerle yürür; vicdan ise doğrudan hisseder. Akıl kâinata bakarak Sâni’yi bulur; vicdan kendi iç âlemine bakarak Rabbini tanır.
Vicdanın bu yönelişine Risale-i Nur “vicdan cezbesi” der.
Cezbe; çekilme, yönelme, bir merkeze doğru içten bir hareket demektir.
Merkeze, merkezin içinden içine…
İnsan, vicdanında kendi zayıflığını hissederken aynı anda bir nokta-i istinad ve nokta-i istimdad arar. Yani dayanacağı bir kudret, yardım isteyeceği bir merhamet sahibi arar.
Bu arayış, vicdanın Allah’a yönelmesidir.
Bu yüzden Bediüzzaman, akıl tatil-i eşgal etse bile vicdanın Sânii unutmadığını söyler.
Vicdanın Allah’ı bilmesi ve Allah’dan başka hiçbir tanrısal & ilahi otorite tanımaması insanın ruhuna sarsılmaz bir güven verir; hayatın sahipsiz olmadığını vicdanen hisseder, kavrar, farkındalığı sağlamlaşır.
Vicdan yalnızca iyiyi kötüden ayıran bir pusula değildir; aynı zamanda bir zekâdır.
Risale-i Nur’da “vicdan zekâsı” kavramı, insanın iç dünyasında hakikati sezme, adaleti hissetme, zulmü tanıma ve fıtrata uygun olanı seçme kabiliyetini ifade eder.
Vicdanın dört esası—şuur, irade, his ve latife-i Rabbaniye—bu zekânın temelini oluşturur.
Bir fiil gerçekleştiğinde vicdan, o fiili fıtratın hakikatine göre tartar.
Eğer fiil fıtrata uygunsa huzur doğar; değilse pişmanlık ve rahatsızlık ortaya çıkar. Vicdan azabı, kötülüğün cezasının kötülüğün içine dercedilmiş hâlidir.
Vicdanın bir başka yönü de “vicdan-ı umumi”dir.
Yani toplumun ortak vicdanı.
Bir toplumda vicdan-ı umumi zedelenirse, adalet duygusu da zayıflar.
Menfaatin, gücün ve çıkar ilişkilerinin öne çıktığı dönemlerde vicdan-ı umumi yaralanır. Bu yaralanma, sadece hukuk sistemini değil, toplumsal huzuru da bozar.
Bediüzzaman, Risale-i Nur’un vazifelerinden birini “vicdan-ı umumiyi Kur’an’ın ilaçlarıyla tedavi etmek” olarak tanımlar.
Risale-i Nur, bireysel imanı takviye ederken aynı anda toplumun vicdanını da tedavi eden bir manevi reçete işlevi görür.
Ahirzaman’ın & felâket, helâket asrının karmaşası içinde vicdanın körelmesi, fıtratın bozulması anlamına gelir.
Hatalar ve günahlar vicdan terazisini laçkalaştırır; ilk zulmün verdiği rahatsızlık zamanla kaybolur.
Vicdan ağırlaştığında hakikate dönemez hâle gelir.
Bu hâl, adaletin içsel kaynağının kurumasıdır.
Vicdanı bozulan bir insanla beraber toplumsal adalet de kaybolur.
Yığına dönüşen topluluklar da zaten adalet talebi de olmaz.
Risale-i Nur, Kur’an’ın hakikatleriyle vicdanı yeniden kıymetli hâle getirmeye çalışan hayırlı bir vesiledir; günahın çirkinliğini, zulmün dehşetini, adaletin ve hakikatin ve iyiliğin güzelliğini vicdana yeniden gösterir.
Vicdan öze yakınlaştıkça zaten yabancılık çekmeyecektir.
Böylece vicdan, yeniden nezzar olur; kalbin penceresi yeniden açılır, fıtrat-ı zîşuur yeniden hakikate yönelir.
Vicdanın diri olduğu toplumlarda adalet gecikse bile kaybolmaz.
Çünkü vicdan, adaletin kalbidir; kalp attığı sürece beden yaşar.
Vicdanın sustuğu toplumlarda ise hukuk yalnızca şekli bir düzen hâline gelir; ruhunu kaybeder.
Müsbet hareket, vicdanın en nezih tezahürüdür: Kavga etmeden, kırmadan, kırılmadan fakat hakkı savunarak; öfkeye kapılmadan, fakat haksızlığa boyun eğmeden durmak.
Bu duruş hem bireyin hem toplumun vicdanını diri tutar.
Özetle, vicdan sadece ahlaki bir kavram değil; adaletin kalbi, fıtratın sesi, marifetullahın zemini, toplumun ortak hafızası ve Kur’an hakikatlerinin en canlı muhatabıdır.
Vicdanın diri kaldığı bir toplumda adalet yalnızca mahkemelerde değil, kalplerde de yaşar.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.