Serdar BİLGİN

Serdar BİLGİN

Barla Hareketi

A+A-

İslami prensiplerin geri plana atılıp kamusal mekânlardan uzak tutulmaya çalışıldığı ve Batı’ya dönük bir kültür politikasının her yerde uygulamaya konulduğu bir dönemde, Üstad Hazretlerinin 25 Şubat 1926 tarihinde Van’dan Isparta’ya tecrit edildiğini görüyoruz. Yine Isparta’nın beldesi Barla’da sekiz yıl kaldığını, daimî ve çok şiddetli bir istibdat, zulüm ve tarassut altında bulundurulduğunu biliyoruz.

Üstad Hazretlerini kalabalık şehirlerden uzaklaştırıp böyle ücra bir köye atarak, ruhunda mevcut hamiyet-i İslâmiyenin feveran etmesine mani olmak, onu konuşturmamak, söyletmemek, İslâmî, imanî eserler yazdırmamak, âtıl bir vaziyete düşürüp dinsizlerle mücahededen ve Kur'ân'a hizmetten men etmek gayesi güdülmüştü.  Ancak Barla’da geçen bu sekiz yılı değerlendirdiğimizde nefyin rahmete tebdil eylediğini, Barla’nın sevk-i ilahi ile Kur’an ve iman hizmetinde istihdam edilmiş bir coğrafyaya inkılap ettiğini görüyoruz.

Barla asla bir sürgün yeri olmamıştır. Bu süreçte Barla; Kur’an ve iman hizmetini söndürmemiş aksine parlatmış, gayrete getirmiş; vicdan, tefekkür ve ilhamın sözlere ve Barla sıddıklarının keşfine vesile olmuştur. Barla; bir keşif, bir manevi fetih olmuştur. Nurların kökleşip yayıldığı ve etrafını aydınlattığı bahtiyar bir belde olmuştur. Sadece Isparta’yı değil bütün Anadolu’yu tenvir edecek elektrik makinistlerinin yetiştiği belde olmuştur. Bu nedenle Barla’nın Üstad Hazretleri için bir esaret mekânı olarak değil bir tefekkür, tedrisat, dua, ubudiyet ve tevhid mekânı olduğunu ifade etmeliyim.

Malumunuz Barla, Risale-i Nur Külliyatının telif edilmeye başlandığı ilk merkezdir. Manevi inşanın başladığı coğrafyadır. Barla; manevi inşaya, fıtri bir oganizasyona kapı aralamıştır. Barla 1926-1934 yılları arasında, Risâle-i Nurların telifi, oluşumu, bastırılması, neşredilmesi, okutulması ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması gibi manevi organizasyona ev sahipliği yapar.

Risalelerin yazımı ve neşri süreci ile ilgili olarak taksimü’l a’mâl kaidesine riayet edildiğini, taksimül a’mâl ile tavzifat yapılırken, ehl-i hizmet ağabeylerin ihtisas sahalarının nazar-ı itibara alındığını görüyoruz.  Üstadın; risalelerin yazımı ve neşri ile ilgili süreci taksim ettiğini, müsveddesi yazılan nurların temize çekildiğini, temize çekilen nurların neşri için santral hizmeti gören Sabri Ağabey’e gönderildiğini, yazılan risalelerin tashih için tekrar Üstada getirildiğini, tashihten sonra talebeler vasıtası ile dağıtıldığını görüyoruz. Kısaca taksimü’l a’mâl düsturu çerçevesinde Risale-i Nur hizmetinde bir vazife taksimi yapıldığını, vazife taksimi yapılırken talebelerin maharetlerinin ve kabiliyetlerinin dikkate alındığını görüyoruz. Talebelerin hakikî bir uhuvvetle, birbirinin faziletleriyle iftihar edecek bir tesanüdle, birbirinin aynı olmak derecede bir tefâni sırrıyla hareket edecek şekilde hareket ettiğini görüyoruz. Adeta her talebenin bir teksir makinesi, bir matbaa, bir katip, bir postacı, bir fabrika, bir santral gibi çalıştığını görüyoruz. Risale-i Nur Külliyatında bu süreç, “Nur fabrikası, Gül fabrikası, medrese-i Nuriye, mübarekler heyeti, nur kâtibi, nur santrali, nur postacısı” vb gibi ifadeler ile tarif edilmiştir.

Bugün vefatının sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle yâd ettiğimiz, Nur iskele memuru olan Sabri Arseven Ağabeyin, santral vazifesini hakkıyla yaptığını ifade etmeliyim. Bu vesile ile bütün saff-ı evvel ağabeylerimizi de yâd ediyorum. Rabbim; kendilerinden razı olsun.

Sosyoloji açısından Barla’yı bu minvalde kısaca değerlendirmeye çalışacağım inşallah. Barla’da sistemli bir çalışma görüyoruz. Bir organizasyon ruhu görüyoruz. Gönüllülük esasına dayalı informal, sivil, tüzel bir sosyal yapılanma görüyoruz.  Yine gönüllük esasına dayalı sivil bir irşat biçimi görüyoruz. İman ve Kur’an temelinde bir cemaat oluşumuna kapı aralandığını görüyoruz. Barla’da böyle manevi bir sistemin filizlendiğine şahit oluyoruz. Risale-i Nurların sözlerden hayata aktığına, ete kemiğe bürünüp nefes almaya başladığına, mücessem sistemli bir bünyeye ardından da Risale-i Nur Cemaatine inkılap eylediğine şahit oluyoruz.

Bu manevi sistemi temelde; kardeşlik, dostluk, yardımlaşma, sevgi ve saygı gibi güzel hasletler çerçevesinde hareket eden, İslam kardeşliği cihetinde bir uhrevi kardeşliği esas alan, iman hizmetini ihlaslı bir şekilde; sessiz ve gösterişsiz yapan,  dini içerikli sosyal bir hareket olarak tanımlayabiliriz. Bu sosyal hareketi uygun görürseniz Barla Hareketi olarak ifade etmek istiyorum. Barla Hareketini sosyoloji açısından sosyal bir inovasyon olarak değerlendiriyorum. Asr-ı saadet modeli eksenli sosyal bir inovasyondur. Bu sosyal inovasyon çalışması, Üstad Hazretlerinin Barla’da kalbi Kur’an ve iman hizmeti için atan Barla Sıddıkları ile yaptığı, gönül birlikteliğinin fıtri bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Sevk-i ilahidir. Şahs-ı manevidir.

Bu sosyal inovasyon çalışmasında; kalp ile aklın; din ile bilimin imtizacını görürüz. Bu minvalde, realist bir özelik taşır. Geleneksel bir yapısı yoktur. Taklidi değil tahkiki iman çerçevesinde hareket eder. Bu çerçevede bu sosyal inovasyon, günümüz ahir zaman Müslüman dünyasına sunulmuş bir ikram-ı ilahidir. Hoşgörü, barış ve müzakeredir. Kalemin kılıca tebdilidir. İslami bir uyanışa vesile olma gayesidir.

Barla Hareketi, dinsizlik cereyanına karşı Risale-i Nur'un çelik gibi hakikatleriyle imanımızı muhafaza etmeye ve güçlendirmeye gayret eder. Siyasi, ticari, anarşik, dünyevi bir gayesi yoktur. Sosyal yapılanma şeklinin hiyerarşik ve dikey yapılanmanın aksine yatay olduğunu, şeyh-mürit ilişkisi yerine kardeş-talebe ilişkisi üzerine temellendiğini görüyoruz. Faziletin ve talimatın yukarıdan aşağıya aktığı ve bu emirlerin yerine getirildiği bir yapılanma yoktur. Meşveret esastır. Ortak akıl ve kolektif şuur vardır. Talebelerin maharetlerinin ve kabiliyetlerinin dikkate alınarak iş bölümü yapıldığı düzenli ve ahenkli bir yapı vardır. Ben yoktur, biz vardır.  Üstad Hazretlerinin Peygamber Efendimizin varisi, talebeleri ise Efendimizin ashabının özelliklerini taşımaktadır. Bu minvalde Barla Hareketi, asr-ı saadet modelini günümüzde yaşatma hareketidir. Barla’da temeli atılan bu manevi sistem, asr-ı saadet modelinin günümüz şartlarında sistemleşmiş halidir.

Üstad Hazretlerinin 1935-1953 yılları arasında Isparta’da bulunmadığı halde bile bu manevi sistemin hala devam ettiğini ve Barla’nın Risale-i Nur hizmetinin merkezi haline geldiğini görüyoruz.

Bu manevi sistemin zamanla Barla merkezinden muhite doğru uzanarak genişlediğini, 1949 yılına kadar daha da genişleyerek Eskişehir, Kastamonu, Denizli, Afyon ve Emirdağ’ı da içine aldığını, 1953’e gelindiğinde Anadolu’yu da içine alan geniş bir daireye dönüştüğünü ifade etmeliyim.  23 yıl boyunca el yazması nüshalarla neşredilen Risale-i Nurlar ile Barla’da temeli atılan bu manevi sistemin; bugün geniş bir toplumsal tabana yayıldığını görüyoruz.

Barla’nın vesile olduğu bu manevi sistemi Üstad Hazretlerinin gaye-i hayali olan medresetüzzehra idealinin geniş bir dairede, manen teşekkül etmiş hali olarak değerlendirebiliriz. Bu vesile ile Risale-i Nurlar, Anadolu’yu bir irfan mektebine tebdil eylemiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
13 Yorum