Abdulkadir SELVİ

Abdulkadir SELVİ

Babalar ve paralar

Türkeş'in İsviçre ve Almanya'daki banka hesaplarından çocuklarının mahkemeye başvurusu üzerine haberdar olmuştuk. Erbakan'ın mal varlığını ise kızı Zeynep'in açtığı dava üzerine öğrendik.

Türkeş de Erbakan da dava adamıydılar.

Doğru ya da yanlış, nesilleri etkilemiş liderlerdi.

Ülkücü gençliğin uğruna kurşunlara göğsünü siper ettiği bir isimdi Türkeş. Başbuğ'du.

Erbakan Hoca ise imanlı bir neslin, değil dünyasını ahiretini dahi kendisine emanet ettiği, siyaseti aşan bir maneviyat önderiydi.

O nedenle para, pul gibi dünyevi hesapların dava gibi yüce bir değerin yanında sözünün edilmemesi gerekiyordu.

Liderler öldü, çocukları mahkemeye başvurdu. Adeta gözlerdeki perde çekilmiş oldu.

Bir de görüldü ki, dava uğruna insanları kurşunların önüne süren Başbuğ'un dünyalığı da fena değilmiş.

Malınla, canınla bu dava uğruna cihat edeceksin diye milyonları peşinde sürükleyenlerin, aynı zamanda peşlerinden trilyonları sürükledikleri ortaya çıktı.

Türkeş'in yurtdışında çıkan hesapları anlamlıydı.

İsviçre'deki gizli hesaplar, Almanya ve İngiltere bankalarındaki trilyonlar. Bu paraların bulunmasından ziyade bu paraların kaynağı önemliydi. Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin komünizme karşı cephe ülke olduğu süreçte, komünizmle mücadeleyi dava edinmiş ülkücülerin lideri olan Türkeş'in hesabına yatırılan paraların kaynağı neydi?

NATO ya da doğrudan CIA'ya bağlı bir kuruluş olan Gladio adına yapılan bir takım operasyonların ödemesi miydi? Bizim imanlı ülkücü kardeşlerimizin komünizmle mücadele adına yaptığı faaliyetlerin bir bölümünün ödemeleri miydi?

Gladio, yani gayri nizami kuvvetlerle komünizmle mücadele projesinin mimarı ünlü İngiliz devlet adamı Churchill.

Kontrgerilla eğitiminin verildiği topraklar İngiltere.

2.Dünya Savaşı'ndan sonra yıkılan Almanya, önce "Derin Almanya" olarak kurulmuş, sonra onun üzerine resmi Almanya inşa edilmişti.

Hitlerin istihbaratının başındaki isim olan Gehlen, 2.Dünya Savaşı'ndan sonra CIA'ya geçmiş ve Gladio yapılanmasının en önemli isimlerinden biri olmuştu. Gehlen önce kendi ülkesini dizayn etmişti.

Türkeş'in paraları ise Alman Deutsche Bank'tan çıkmıştı. Para konuşuldu ama kaynağını soran olmadı. En azından soğuk savaş döneminde Türk dünyası üzerinden yürütülen bir takım operasyonların dekontları mıydı? sorusunun cevabı aranmadı. Türkeş, İsviçre'deki muazzam hesabı için 27 Mayıs darbesinden sonra Hindistan'a sürgüne gönderilirken açılan hesap olduğundan söz etmiş.

27 Mayısçıların bir kısmı ise ihtilal sabahı zorla açtırılan Başbakanlık'taki örtülü ödeneğin Türkeş tarafından şahsi hesabına geçirilen miktar olduğu iddiasını dile getirmişlerdi.

Her neyse.

Beni asıl ilgilendiren, cebinde belediye otobüsüne binecek parası, ekmeğine katık alacak gücü olmadığı halde, sırtında bir gömlekle mukaddes değerler uğruna silahlı mücadeleye sokulan ülkücü gençlik.

Milliyetçilik idealine bağlı; temiz Anadolu çocuklarına silah sıktırılırken, bombalar attırılırken, bunların hepsi, yüksek bir ideal için mi yapıldı?

Muhsin Yazıcıoğlu hayatta değil. Ancak o günlerin canlı tanıkları aramızda. Mahir Damatlar'ın, Hasan Çağlayan'ın, Ökkeş Şendiller'in söyleyecekleri sözleri olmalı.

Neden onları saydım?

Çünkü onlar özeleştirilerini yapabildiler.

Neden onları hatırlattım.

Çünkü onlar Mamak zindanlarında ya da ülkenin muhtelif hapishanelerinde idama giden ülkücülerin ardından Kur'an-ı Kerim okuyup, hatimler indirip, davasını acısına katık eden bir kuşağı temsil ediyorlar.

Aynı soruyu Sadi Somuncuoğlu'na, Yaşar Okuyan'a, Ağah Oktay Güner'e de sorarım.

Elbette ki bir dönemin tüm sorumluluğunu onun omuzuna yıkmak istemem ama Türkeş'in hesabındaki paraların kaynağı aydınlatılmadan, o dönemi anlamak mümkün değil.

Akşama kadar ocakta çay satıp, ayakkabı boyayıp, inşaatta amelelik yapıp, ya da Almanya'da, Belçika'da, Fransa'da ter döküp, "Cihat" uğruna paralarını Milli Görüş'e aktaranların payı olduğu için Erbakan'ın çocuklarının miras kavgasına da bigane kalamayız.

Yetim malı gibidir o paralar.

Çünkü vakıf malı, miri malıdır o...

Hazreti Ömer üzerinde bir elbise olduğu halde konuşma yapmak üzere kürsüye çıktığında,

Bir zat ayağa kalkıp, "Ey müminlerin emîri! Seni dinlemiyorum ve sana itaat da etmiyorum!" diye itiraz etmişti.

Hazret-i Ömer, "Neden" diye sorduğunda, O zat,

"Ganimet taksiminde, bizlerden hiçbirine elbise diktirecek kadar bir kumaş düşmediği hâlde, görüyorum ki, sen o kumaştan fazla almış, bir elbise yaptırmışsın!" diye karşılık vermişti.

Ta ki oğlu Hazreti Abdullah kalkıp, ganimetten payına düşen kumaşı babasına verdiğini anlatana dek.

Biz o kültürden geliyoruz.

O değerlerin cihana hakim olması için, cihadı seçtik.

Çok büyük hizmetleri oldu Erbakan Hoca'nın...

İmanlı kadroların yetişmesine öncülük etti.

Ama peşinden evlatlarının tutuştuğu miras kavgası gösterdi ki,

Onun mirasının peşinde koşanlar, manevi mirasını anlamamış.

Yeni Şafak

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.