Hüseyin EREN

Hüseyin EREN

Yazarın Tüm Yazıları >

Az olan büyükler

A+A-

Bazen kitap okuyup, bazen dışarı seyrettiğim belediye otobüsüne, dört beş yaşlarında bir kız çocuk babasıyla birlikte bindi… Binerken bile konuşuyor, nereye oturacaklarına birlikte karar veriyorlardı… Şaşırdım; sanki yanında büyük bir insan var edasıyla konuşuyordu baba…

Sürekli bir şeyler söylüyor, öğretici bilgiler veriyor, onun görüşlerini alıyordu… Kitabı bırakıp onları okumaya başladım… Baba cebindeki parayı çıkarıyor, kaç para olduğunu soruyor, dışarıda diyelim eczanenin yanından geçiliyor onunla ilgili konuşuyor, o bitiyor diğeriyle devam ediyor… Sanki otobüs gezen sınıf, baba öğretmen, çocuk öğrenci, bizler de seyirci…

Dikkat kesilince tenha seyreden otobüste rahatlıkla duyuluyor konuşmaları; baba çok ilgileniyor görünüyorsa da çocuğu bir kalıba sokmağa çalıştığı belli, suni bir hal seziliyor yaptıklarından… Kuru bir duygusallık, fazla bilmişlikle bilgi transferi var sanki… Ben bile sıkıldım… Belli etmemeye çalışsa da babanın bazen gizliden kızdığı belli oluyordu…

Başka bir gün evime dönmek için otobüse bindim, arka taraflarına doğru ilerledim… Birilerinin bana yer verdiğini gördüm; dokuz on yaşlarındaki kız çocuğu kucağına alan anne ve yanında oturan baba… Akşam yorgunluğuyla dışarıları seyrederken, başkalarının ne konuştuğunu kulak kabartmak pek hoş olmasa da istemeden dinledim, doğrusu dinlendim…

Dinlemem hayranlığa dönüştü; bir ara sıcak sohbetlerine karışmak istedim, tılsım bozulmasın diye vazgeçtim… Böylesi tabii halleri daha iyiydi, ben de ders alıyordum yanlarında…

Eğitim görmemiş, köylü kıyafetli ailede, eğitimli, güngörmüş ailelere taş çıkartacak kadar yüksek bir iletişim fark ettim… Hem de öyle kendini kurallara uymaya zorlayan sunilikten öte tam bir sadelik ve tabiilikle akan duygusal bir iletişim… Saf, temiz şırıl şırıl akan bir dere gibi akıyor… O şırıltılardan siz de hisse alıyor, kendi kirlenmişliğinizi görüyor, kendinizi sorguluyorsunuz…

Konuşmalarını birebir hatırlamıyorum şimdi, fakat bildiğim anne ve baba bilmişlik edasıyla ders vermiyorlar çocuklarına… Çocuk da o kadar rahat hissediyordu ki yanlarında mutlu olduğu her halinden belli; babasıyla şakalaşıyor, annesiyle bir şeyler konuşuyor…

Hızlı seyreden otobüste dışarı seyretmektense onları seyretmek ayrı bir zevk veriyordu… Mutlu insanların yanında olmak, onlardan bir şeyler almak; güzel bir iletişim dersiydi benim için…

Erkek babası olarak kendime baktım, sınıfta kaldığımı gördüm; ne birinci aile tipine benziyorum, ne de ikincisine… Avuçlarımın içindeyken, boyumu aşıp gitmesini anlayamadım oğlumun… Aklına hitap edemedim, kalbine dokunamadım; bitip giden günlerin ardından bakakaldım…

Bana benzeyen çok babanın olması daha da üzücü… Öncelikli işimizi gerilere atmamız, bu konudaki geriliğimizin en önemli sebebi… Meselenin önemini anlayamamak, çözüm için çalışmamak; ciddiyetsizliğimizin görüntüsü…

Birinci baba gibi çok ciddi olmak da biraz yanlış, ikinci aile gibi yeterli eğitimi almamakta… İkisi de doğrunun bir parçasını taşıyor, fakat bütünlüğü sağlayamıyor… Duygusal zemin üzerine inşa edilen bilgi ve eğitim; çocuklarımızın mutluluğu, geleceğimizin güzelliği için bugün yapmamız gerekli en önemli iş…

Çocuk canlara sevgi suyuyla yön vermek… Temiz benliklerinin tabii akışını eşlik etmek… Şefkatle sarmak, bilgiyle donatmak; en büyük başarı, en büyük eser, en büyük sermaye, en yüksek kariyer…

Bu büyüklerden olanlar ne kadar da az.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum