Allah sana uykunda onları az gösteriyordu, eğer çok gösterseydi

Allah sana uykunda onları az gösteriyordu, eğer çok gösterseydi

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Enfâl Sûresi 41-45. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

41-Eğer Allah’a ve hak ile bâtılın ayrıldığı o gün, o iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize îmân etmişseniz, bilin ki ganîmet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri, artık şübhesiz Allah’a, peygambere, akrabâlar(ın)a, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara âiddir. Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.

42-Hani siz, vâdinin (Medîne’ye) daha yakın (olan, savaşa elverişsiz kumluk ve susuz) kenarında idiniz; onlar ise daha uzak kenarında (daha müsâid bir mevki‘de) idiler; kervan da (aleyhinize olarak) sizden daha aşağıda idi. Eğer (savaşmak üzere belli bir yer için) sözleşmiş olsaydınız, elbette o anlaştığınız yer husûsunda ihtilâfa düşerdiniz; fakat Allah, (ezelî ilminde) yapılmış (hükmedilmiş) bir işi yerine getirmek için (sizi onlarla karşı karşıya getirdi) ki, helâk olan apaçık bir delîl ile (daha muvâfık mevzi‘de hem kalabalık olmasına rağmen, mağlûb olarak) helâk olsun; yaşayan da apaçık bir delille (Allah’ın yardımı ile galib geldiklerini görerek) yaşasın! (*) Şübhesiz ki Allah ise, elbette Semî‘ (duâlarınızı işiten)dir, Alîm (ihtiyâcınızı bilen)dir.

43-O zaman, Allah sana uykunda (gözüne) onları az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette korkardınız ve bu iş (savaş) husûsunda gerçekten ihtilâfa düşerdiniz; fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Muhakkak ki O, sînelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.

44-O vakit karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki, Allah (ezelî ilminde) yapılmış (hükmedilmiş) bir işi yerine getirsin! Nihâyet (bütün) işler ancak Allah’a döndürülecektir.

45-Ey îmân edenler! Bir (düşman) ordu(su) ile karşılaştığınız zaman, artık sebât edin (**) ve Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.

(*) Buhârî’de geçen bir rivâyete göre: “Cebrâîl (as) Resûl-i Ekrem (asm)’a gelerek: ‘İçinizdeki Bedir ehlini nasıl biliyorsunuz?’ diye suâl etti. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm: ‘Müslümanların en fazîletlisi!’ buyurdu. Cebrâîl (as): ‘Biz de Bedir’e katılan melekleri öyle (en fazîletlimiz) biliyoruz’ dedi.” (İbn-i Kesîr, c. 2, 89)

(**) “Evâmir-i şer‘iyeye (şeriatin emirlerine) karşı itâat ve isyân olduğu gibi, evâmir-i tekvîniyeye (yaratılış kānunlarına dâir emirlere) karşı da itâat ve isyan vardır. Birincisinde mükâfât ve mücâzâtın ekseri (çoğu) âhirette; ikincisinde, ağlebi (daha çok) dünyada olur. Meselâ, sabrın mükâfâtı zaferdir; atâletin (tenbelliğin) mücâzâtı (cezâsı) sefâlettir (fakirliktir); sa‘yin sevâbı (çalışmanın karşılığı) servettir; sebâtın (yılmamanın) mükâfâtı galebedir (gālib gelmektir).” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye, 466)