Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Allah Neyimize Kefil Değil

Sevgi evlerinde bir öğrenci ile olan, daha önceki yazılarımızdan birinde de anlattığım bir diyaloğumuza, başlangıç için, bu yazımızda da yer vermek istedik. Biraz kendine buyruk yetişmiş öğrencilerle mutad sohbetlerimizin birisi, bir yılbaşı öncesine denk gelmişti. Müdürün de tembihiyle sohbetimizde, yılbaşı eğlencelerine dikkat çekip aşırıya kaçmamalarını anlatmaya çalışmıştık. Biz bunları anlatırken kendisi lise ikinci sınıfta okuyup orada kalan bir öğrenci: "Hocam, ben bu yılbaşında içeceğim!" deyiverdi. Bunu ifade edecek kadar da serbestler yani. Bu sefer ben de: "Ben de içeceğim!" diye mukabele ettim. Öğrenci: "Hocam, sen içmezsin, içen birine hiç benzemiyorsun!" deyiverdi. Mukabilinde biz de: "İçmeden yaşayamam ki. Her akşam, sabah içiyorum." dedik. Biraz şaşırınca, önümde duran su şişesini alıp içtim. "Bak, ben de içiyorum" dedim.

Bu sefer, dikkat kesilen tüm öğrencilere: "Kimse size içmeyin, yemeyin, demiyor ki. Helalini yiyin ve için." diyor. Âyette de zaten "Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz." buyuruluyor. "İçilen yirmi çeşit sıvı varsa, bunların yarısından fazlası helal. Helali varken, haramı niçin içeceksin ki?" Mealinde nasihatte bulunmuştum. Aslında bu, bakmak, yemek, konuşmak, sevmek, inat etmek, hırs gibi her fiilimiz için de geçerli değil mi? Hepsinin helali var, haramı var; iyisi var, kötüsü var; zararlısı, faydası var. Tercih sana ait. Allah'ın yasaklaması değil, haramdan helale yönlendirmesi söz konusu.

Hayatımız, tercihlerimizin toplamı değil mi zaten? Sınırlar, hudutlar belli. Her şeyin meşrusu (helali), gayrimeşrusu (haramı) var. Bizim elimize ise, tercih silahı verilmiş. Sen, tercihlerinin toplamısın; yönelimlerinin birikimisin yani. İbadetle masiyet(günah)arasındaki kısa mesafenin sırrı da budur zaten. Yani bir tercihinle (mesala gözünü kapatmakla)günahtan, ibadete geçebiliyorsun. Tersi de mümkün.

Öğrenci kardeşimiz, bizim bu izahlarımız karşısında şaşırdı biraz. Bu tarz bir tercih yönlendirmesi ile karşılaşmamış hiç. Ara sıra kuruma uğrayan Diyanet görevlileri de hep haramları anlatmışlar demek ki. Bu haramların bir de helalleri var ama. Bak ama helal şekilde. Konuş ama doğruyu. Sev ama geçiciyi değil, ebediyi. Aklını kullan ama bazılarının zanlarında boğma, tüketme onu. Sana sunulan paketi parıltılı, içi boş, mutantan fakat kof, ne dünyana ne ahiretine yarayan saplantıların esiri etme aklını. Hikmetten kazaklar örmeye çalış aklınla. Onu ızdırap ve azap âletine çevirme kardeşim.

Aklın üzerinde durduk biraz, çünkü o öğrenciye niçin içeceğini de sormuştuk. "Düşünmemek için." cevabını aldık. Neyi düşünmemek, hangi düşünceden rahatsız oluyordu peki? Hocam dedi: "Ben bu dünyada niçin yaşıyorum, bu yıldızlar Güneş niçin var? Ölünce ne olacağım? Bunları düşününce bana ızdırap veriyor. Cevabı yok bunların çünkü." Ona: "Kardeşim sen, bir iki saat düşünmeyeceksin belki ama bu çare mi? Gel bu suallerin cevaplarını birlikte bulalım. Hem aklı ızdıraptan hem de bu içmekten kendini kurtar. Rızkını da düşünme. Allah, rızkına kefil ama ebedî hayatının başlangıcı olan kabre giriş keyfiyetine (imanlı mı imansız mı gireceğine) kefil değil."

Uzun sohbettler sonunda, öğrencimizden güzel bir sonla ayrılmıştık.

Şimdi, bu kabre giriş keyfiyeti önemli biraz. Bu fakir de dahil, çoğumuzun birinci gündeminde değil belki de. Geçenlerde bir arkadaşımız paylaşmıştı. Bütün ömrünü iman ve Kur'an hizmetinde geçiren rahmetli Abdullah Yeğin abi bir derste: "Şöyle kabre bir imanlı girebilsek!" diye endişe ve özlemini ifade etmiş. Bizzat kendim dinlemiştim. Kastamonu'da üstelik ilk ziyaretinde, basit bir sedirde oturan Üstad onlara: "Kabir var, ahiret var. Gençliğinize dikkat edin, zayi etmeyin." mealinde telkinlerde bulunmuş. Bir çekirdek mahiyetindeki bu telkin, onun hayatını şekillendirmiş demek.

Bir ticaret yaparken kâr zarar, kazanç kayıp hesabı yaparız önceden değil mi? Ahiret için bir ticaret yeri olan dünyada da ömür sermayesini kullanırken, bu hesabı daha hassas ve dikkatli yapmalı değil miyiz? Bir deyişte geçiyor ya:

"En fazla yaşayan yüz sene yaşıyor,
Gel de bu rüyayı yor deli gönül."

Dellal-ı Kur'an'ın ifadelerinde ise bu hakikat: "Evet şu güzerân-ı hayat (geçici hayat) bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar gider." cümleleriyle anlatılır. Bütün bunları en beliğ şekilde: "Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir." âyeti ile Kur'an dört yerde bize ders verir.

Oyun derken, bu oyunu âcizâne biraz çocuk oyununa benzetirim. Hani çocuklar bir araya gelir, bir müddetliğine eğlenmek için oyun oynar. Bazen ordular bile kurarlar ya. Ama bunun bir sonu, kazananı kaybedeni olmaz. Yani esassızdır, ciddiye alınmaz. Dünyanın da oyun ve eğlence yönü, ciddiye alınacak; kaybında üzülecek, tahsilinde de sevinilecek tarafı yok. Çünkü az sonra çocuk oyunu gibi büyüsü bozulacaktır. İşte, böyle bir dünya hayatının ebedî hayata bakan bir yönü daha var ki bunun şakası, tekrarı, hilesi hurdası yok. Kur'an okumalarımızdan hatırlıyorum. Ahiretin çetin hesabıyla karşılaşan insanların bu hayatı daha güzelce değerlendirmek için, tekrar dünyaya gelme özlemini anlatan birkaç âyet de var. İşte böyle bir ebedî hayatın saadeti, dünyadan ayrılma keyfiyetimiz, yani imanla kabre girmemiz ile çok alakadar. Peygamberî ifadeyle "İmanla dirilmek için, imanla ölmekten" başka çare yok.

Öyleyse imanla ölebilmek davası, bir oyun ve eğlenceden ibaret dünyaya hâkim olmaktan daha ehemmiyetli bir dâvâ. Dünyaya hâkimdin, olabilir ama ahirete gittin ki ebedî hayatın kaybolmuş. Geride kalan öyle bir hâkimiyetin kaç para eder? Bunu daha müşahhas anlatmak için üstad "Her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa; bu davayı kazanmak için tereddütsüz sarf edecek." ifadesini kullanıyor. Fakat bir şart da var. Nedir o şart? Aklı da varsa, sarf edecek yani. Sarf etmezsen ne olur ki? Hem bu dünya saltanatın hem de ebedî hayatın elinden gidecek. Yani akıl için yol bir.

Bazıları, cennetteki bazı cismanî lezzetlere medar huriler de dahil "Herkesin -iman mukabilinde- bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlar ile müzeyyen ve bâkî ve daimi bir tarla ve mülkü kazanmak" meselesini dillerine dolayarak "Böyle bir cennet mi olurmuş, bu kadar büyük mülk neye yarar?" gibi itirazlarını dillendiriyorlar. Hatta aklı başında zannettiğim ve dünyada sadece varlık olarak insanın olduğunu zanneden biri de bu kadar geniş bir kâinatın insanın şerefine yaratılmasını bile israf olarak nitelemişti.

Bütün bunlardan altında kör inat, bir küfür karanlığı ve bataklığı yoksa eğer; insanı, insanın ulvî ve geniş mahiyetini tanıyamama; dünyanın sadece tatmaklık olan yeme, içme, evlenme gibi esaslı lezzetlerinin gaybe iman gibi değerli hidayet mukabilinde göz, gönül ve aklın kavrayamayacağı şekildeki karşılıklarını anlayamama yatıyor.

Kur'an'ın parlak, ezelî ve ebedî, yüksek ve güzel cennete dair "Cennetten daha güzel, hurilerden daha lâtif, selsebilden daha tatlı beyanlarını" anlamayanlara sadece şunu hatırlatırız: "Cennet bütün lezzet-i maneviyeye medar olduğu gibi, bütün cismanî lezzetlere de medardır." Tatmaklık olan dünyevî lezzetlerin garip karşılamayalım, hemen ünsiyet edelim diye sadece adı var cennette. Yoksa, taşıyla toprağıyla hayattar olan, hareketin hayal suretinde olduğu cennet hayatını, dünyevî akılla kavramak mümkün mü? İman gibi değerli ve pırlanta bir nimete mukabil, cennet bile ucuz düşer.

Evet dostlar, ne demiştik? Tekrar edelim. Allah rızkımıza kefil ama akıbetimize kefil değil. Yani ahiret saadetine medar olacak imanla kabre girme garantimiz yok. Âkıbetinden emin olanın, âkıbetinden endişe edilir. Trabzon'dan İstanbul'a giden biri, İzmit'te yolunu İzmir'e çevirirse, menzil-i maksuda varabilir mi? İstikamet çizgisini sabır ve sebatla değiştirmezsen, netice alabiliyorsun demek ki.Elbisemiz kirlendiği ve eskidiği gibi, iman elbisemiz de eskir ve kirlenir. Her daim onu durulamak, temiz ve diri tutmak zorundayız. Heyecan ve gayretimize musallat olan tembellik, tenperverlik, inat, fikr-i infiradi gibi saplantılar ve hastalıklardan kendimizi koruyamazsak, son menzile selametle varamayız. Selamet, selim akılla mümkün.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum