Ahmet AY
Allah varsa Epstein adasına neden izin verdi?
'Epstein adası skandalını' ilk duyduğum zamanlardan beri aklıma bir hadis-i şerif geliyor: "Şeytanın tahtı deniz üzerindedir." Başka bir rivayette de şöyle buyruluyor: "Şeytan, tahtını su üzerine kurar, sonra da çetelerini insanlara gönderir." Böylesi rivayetler 'ada' tarzı izole kimi yerleşimlerin 'fitne yatağı' olarak kullanılacağına da işaret ediyor olabilir mi? "Allahu a'lem!" kaydıyla konuşursak, evet, sanki. Böyle bir imâ mümkünmüş gibi geliyor. Nitekim Epstein de 'teşkilatıyla birlikte' işlediği suçlar için görece gözlerden uzak kalabileceği böyle bir bölgeyi seçmiş. Seçtiği yer onu şeytanlaşmamış insanların denetiminden de korumuş. Nitekim James Bond filmlerinin kurgusunda da bu klişe hep vardır. Kötü adam hep 'izole bölgelerde' çalışır.
Fakat, bu berbat vesileyle, birşey daha müslüman dünyasında inşa olunmalıdır artık: Cenab-ı Hakkın 'daha hayırlı' kıldığı 'ümmeten vasatan' kendileridir. İnsaniyet sıfatına daha yakın sosyoloji her zaman kendi sosyolojileridir. Tamam. İstisnasız değillerdir. Kötülük işlemez değillerdir. Melek değillerdir. Evet. Ancak ortalama alındığında, kendisine 'medeniyet' diyen hiçbir 'deniyet' onlarla insaniyette boy ölçüşemez. İki Dünya Savaşı'yla dünyaya kan kusturan onlar değillerdir. Sömürgecilikle mazlumların anasını ağlatan onlar değillerdir. Vahşi kapitalizmle çeşitli küresel felaketlere sebep olanlar onlar değillerdir. Ancak, ne yazık, yaşananlara karşı kendilerini 'kötü hissedenler' de onlardır. Zira, Batı, tezgâhı öyle kârlı bir yere kurmuştur ki, hem her türlü rezilliği keyifle işler, hem de rezilliklerden doğan mesuliyeti müslümanlara kolayca satar.
Biraz da bu hikmetle, mürşidim Bediüzzaman, Risale-i Nur'unun bir yerinde şöyle söyler: "Eğer istersen hayâlinle Nurşin karyesindeki Seydânın meclisine git bak: Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melâikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki, akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar..." Evet, ahirzaman, Deccal'in 'cennet sûretinde cehennem' ve 'cehennem sûretinde cennet'lerinin zamanıdır. O nedenle, bugün seküler endoktrinasyondan geçmiş bir müslüman gencine "Doğu ile Batı arasında hangisi daha kötü durumda?" diye sorsan, büyük bir aşağılık kompleksiyle, "Doğu!" diye cevap verir. Çünkü, ona ezberletildiğine göre, kan döken Doğu'dur, yalancılıkla yoğrulan Doğu'dur, ahlaksızlıkla kavrulan Doğu'dur. "Peki Batı?" Batı bir 'melekler ülkesi'dir. Gerçi müslüman değillerdir ama müslümanlara beş basarlar. Bu gidişle Allah, Kur'an'da buyurduğunun aksine, müslümanları değil onları cennete almak zorunda kalacaktır... vs. Daha neler neler...
Bize bu 'aşağılık kompleksi' itinayla yedirilmiştir. Yüklenmiştir. Beynimiz yıkanmıştır. Sinema eliyle yıkanmıştır. Basın eliyle yıkanmıştır. Kemalist milli eğitim eliyle yıkanmıştır. Bugün, bir müslüman gencinin herhangi bir gavura güvenci, bir müslümana güvencinden daha fazladır. Einstein'ın herhangi bir cümlesine imanı İmam-ı Âzâm Ebu Hanife rahimehullahın söylediklerine imanından daha ziyadedir. Hatta içinden geçirir ki: "Keşke kâfirler bizim ülkemizi de işgal edip yönetseler. Onların postalları altında rahatça yaşarız." Bu 'tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu öldürme taktiği' tutmuştur. Türkiye'de de durum iç açıcı değildir artık.
Hazır meş'um 'Epstein skandalı'nı tartışıyorken bir de şu mevzua değinmek istiyorum arkadaşım.
Sosyalmedyada ateistler aynı suali tevcih ediyorlar bendenize sıksık: "Allah varsa kötülük diye birşey niye var?" Hatta soruyu Epstein vakıasına özel kurgularsak: "Allah varsa Epstein adasında yaşananlara niçin müsaade etti?" Bu sual aslında müslümanlar açısından 'abesle iştigal' bir sualdir. Neden? Çünkü, mü'minler, 'kötülüklere hiçbir şekilde izin vermez bir Allah'a değil, 'kötülük-iyilik imtihanıyla insanları sınayıp sonra adaletiyle hükmünü verecek bir Allah'a inanırlar. Müslümanların Kur'an'ı budur. Sünneti budur. İmanları hep bunun üzerinedir. Yani sanki şöyle bir iddiaya girmişler gibi onlara böyle sorularla itiraz edilmiş olmaz: "Biz öyle bir Allah'a inanıyoruz ki, bu Allah, asla kötülüklerin oluşmasına müsaade etmez!" Hayır. Kat'iyyen. Biz böyle bir Rabbe iman etmiyoruz. Fakat Bediüzzaman'ın da dediği gibi diyoruz: "Kesb-i şer şerdir. Halk-ı şer şer değildir." Kötülük onu kastedip kazanmakla kötülük olur. Yoksa yaratılmasıyla asla kötülük olmaz.
Çünkü yaratılış 'umum neticelere' bakar. Cenab-ı Hak 'tenasül kanunu' dediğimiz birşeyle canlıları halketmiştir. Canlılar illa çoğalmak isterler. Buna kuvve-i şeheviye cihetleriyle kuvvetli temayülleri vardır. Cinsel ilişki de bu çoğalımın bir vesilesidir. Lezzeti de bu hikmete binaen fiilin içine konulmuştur. Ancak... Rabbü'l-Âlemîn'in bu fiilden muradı, bizim ifrat ederek, helal-haram demeden, İblis'in nefsimize düşürdüğü her şekilde onun tatminini aramak değildir. İslam yalnız nikâhlı helaline karşı uçkurunu çözmeyi caiz görür. Bundan gayrısı, Cenab-ı Hakkın bir imtihan olarak izin verdiği, ancak kesinlikle yaratışında murad etmediği şeylerdir. Evet. Allah Teala bir sapığın işlediği fiile de müsaade eder bazen. Çünkü, hikmeti, 'o kem fiili işleyen zalimi' cehenneminde ebedî cezalandırmak yahut da 'o kem fiilin kendisine karşı işlendiği' mazlumu ebedî mükafatlandırmak iktiza etmiştir. Bizim, inandığımız dünya böyle bir dünya, Rab de böyle bir Rabdir.
Nasıl ki, Kureyş müşriklerinin 'diri diri gömdüğü kız çocuğu' Kur'an'da Allah Teala tarafından 'hesabı sorulacaklar' arasında anılmıştır; aynen öyle de; Epstein müşriğinin adasına götürüp zulmettiği çocukların da hesabı Âdil-i Mutlak'ın 'adalet taahhüdü' altındadır. Azizü'n-Züntikam onlara bu dünyada da ahirette de gereken cezayı elbet verecektir. Mağdurları mesrur zalimleri dehşet içinde bırakacaktır. Onun herşeye gücü yeter. Bize göre varlık sadece bu 'dört boyutlu evren'den ibaret değildir ki, onda görmediklerimizle, yanıp yakılalım, dizlerimize vuralım, elbisemizi par par paralayıp başımıza toprak saçalım. Hayır. Biz işlerin böyle yürümediğine zaten tâ en başından iman ettik. Kötülüğün kıyamete kadar varolacağını bilmekteyiz. Hem müslüman olmak da böyle bir davaya ahdetmektir: Biz kötülüğü 'yoketmeye' değil 'engellemeye' memuruz.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.