Abdulkadir CEYLAN
Bediüzzaman’ın Birinci Talebesi ve Kardeşi Molla Mehmed Okur
Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin “öz kardeşim ve birinci talebem Molla Mehmed”1 diye nitelendirdiği kardeşi Molla Mehmed (Muhammed) Okur’u anlatmaya çalışacağız inşaallah.
Molla Mehmed, Sofi Mirza Efendi’nin bahtiyar evlatlarından biri olup dördüncü çocuğudur. Bediüzzaman hazretlerinin bir küçüğüdür. İsmi Muhammed veya Mehmed olarak anılır. Resmiyette Mehmet’tir. Fakat ona hep Muhammed denilmiştir.2 Bediüzzaman Said Nursi, onu hem Mehmed, hem de Muhammed olarak isimlendirmiştir.
Üstad, bir mektubunda şöyle der: “Hâkim-i âdilden sonra en ziyade hakikî adalete çalışıp Risale-i Nur'un serbestiyetine hizmet eden م ح ر م en hâlis şakirdler içinde ve benim öz kardeşim ve birinci talebem Molla Mehmed ismiyle onun namı, dualarımda ve manevî kazançlarımda beraberdirler.”3
Muhammed olarak zikrettiği mektubunun ilgili kısmında şöyle der: “Benim tarafımdan Risale-i Nur'la alâkadar veya bizimle dost olanlara selâm ve dua ile Davud ve Nihad iki Muhammed ve Abdülmecid ile beraber, bütün manevî kazançlarıma her gün hissedardırlar. Kardeşiniz Said Nursî.”4 Burada geçen iki Muhammed’ ten birinden kasıt kardeşi Mehmed’tir.
Molla Mehmed diğer kardeşleri gibi 1879 tarihinde Bitlis’in Hizan ilçesinin Nurs köyünde doğmuştur.5 Bediüzzaman, onu birinci talebem diye zikrettiğine binaen ilk eğitimini ondan almıştır. Daha sonra da medreselerde eğitimine devam etmiştir. Tarihçe-i Hayat kitabından onun alim ve medreseleriyle meşhur Siirt’in Tillo ilçesinde eğitim aldığını görüyoruz. İlgili kısım şu şekildedir:
“(Bediüzzaman) Bilâhere Siirt'e bağlı Tillo kasabasına gitti. Meşhur bir türbeye kapandı. Orada hârika olarak Kamus-u Okyanus'u Bâb-üs Sin'e kadar hıfzetti. Ne fikre binaen kamusu hıfzettiği sorulduğunda: -Kamus her kelimenin kaç manaya geldiğini yazıyor. Ben de bunun aksine olarak her manaya kaç kelime kullanıldığını gösterir bir kamus vücuda getirmek merakına düştüm, cevabında bulundu. Mezkûr türbeye kapandığı vakit küçük biraderi Mehmed, yemeğini getiriyordu. Yemek içindeki taneleri kubbenin etrafında bulunan karıncalara vererek kendisi ekmeğini yemeğin suyuna batırarak kanaat ediyordu.
-Neden dolayı taneleri karıncalara veriyorsun? denildiğinde: -Bunlarda hayat-ı içtimaiyeye mâlikiyet ve fevkalâde vazifeşinaslık ve çalışma bulunduğunu müşahede ettiğim için cumhuriyetperverliklerine mükâfaten kendilerine muavenet etmek istiyorum, cevabında bulunmuştur.”6
Molla Mehmed, kısa boylu sakallı bir zattı. Güzel bir yazıya malikti. Tahsilini Doğu Anadolu’nun büyük alimlerinden yapmıştı. Uzun yıllar Nurs Camii’nde imamlık yaptı. Vaaz ve nasihatleriyle halkı tenvir ediyordu.
Birinci Cihan Harbi’nde Ruslarla çarpışırken şehid olan Arvaslı Şeyh Mehmed Sıddık, harpten önce Mehmed Okur’u Arvas’a davet etmiş, orada müderrislik yapmasını teklif etmişti. Mehmed Efendi bu teklifi müsbet karşılayarak Arvas’a gelmiş, orada müderrislik yapmış, birçok talebe yetiştirmişti.7
Molla Mehmed’in Birinci Cihan Harbi’ne katılıp katılmadığına dair bir bilgi bulamadık. Ancak ailenin tüm erkek fertleri savaşa katıldıkları için onun da savaşa katıldığını tahmin ediyoruz. Savaş sırasında Bediüzzaman Said Nursi’nin esir düşüp, Bitlis’in işgal edilmesinden sonra babası Sofi Mirza ve ağabeyi Molla Abdullah ile Siirt’e göç etmek zorunda kalırlar. Bu konuyu Abdurrahman Nursi’ye dair yazdığımız bir yazımızda8 şu şekilde kaleme almıştık: “Bediüzzaman Said-i Kürdi esarette iken yeğeni Abdurrahman ve diğer aile fertlerinin durumlarını merak eder. Kızılay vasıtasıyla dostu Van Valisi Cevdet Bey ve aile fertlerinin durumlarının Şurayı Saltanat (Danıştay) Reisi ve daha sonra Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı olacak Seyyid Abdulkadir Efendi’den sorulmasını talep eder. Konu ile ilgili Araştırmacı Yazar Mehmet Selim Mardin şu bilgileri aktarır:
“Bediüzzaman vatanından ayrı kalmasının yanı sıra geride bıraktığı ailesinin tehcir sonrası durumlarını da çok merak etmektedir. Van’ın ve Bitlis’in işgali sonrası yaklaşık 850 bin Müslüman ahali yerinden, yurdundan göç etmek zorunda bırakılmıştı. Çoğunlukla göç edenler Siirt ve Diyarbakır gibi yakın vilayetlere sığınmak zorunda bırakılmışlardı. Göç edenlerin bir kısmı da memleketin her tarafına dağılmışlardı. Kızılay arşivinden çıkan bir belgede Bediüzzaman Said Nursi, ailesinden kardeşi Abdülmecid ile Van Valisi Cevdet beyin tehcir sonrası durumunu araştırmak üzere 25 Temmuz 1917 tarihinde Kızılay vasıtası ile sağlık durumları hakkında İstanbul’dan Ayan azasından Seyit Abdülkadir Efendiyi adres göstererek araştırma yapılmasını ister.”9
Araştırma isteği ile ilgili şu bilgiler mevcuttur: “Bediüzzamân’ın Kostroma esir kampında bulunduğu dönemde tanzim edilen 25 Temmuz 1917 târihli bu belgenin, İstanbul Hilâl-ı Ahmer (Kızılay) merkezine ulaştıktan sonra gereğinin yapılması için 7 Ocak 1918’de “İstanbul Polis Müdiriyyet-i Umûmiyyesi”ne havâle edildiği anlaşılmaktadır. Yapılan tahkikat neticesi elde edilen bilgiler Polis Müdiriyyeti tarafından 4 Şubat 1918 târihinde cevâben “Hilâl-i Ahmer Cem’iyyeti Üsera Komisyonu”na gönderiliyor.
Mehmet Selim Mardin’in Risale Haber’de yayınladığı belgenin latinize edilmiş hali şu şekildedir: “Sa'detlu Efendim Hazretleri.
7 Kânûn-ı Sâni (1)334 tarih ve 13033/8 numerolu tezkire-i âlîyyeleri cevabıdır.
Bediüzzaman Şeyh Kürdi Efendinin ailesi efrâdı hâl-i sıhhatte olup Van'ın Ruslar tarafından istilâsını müteâkib pederleri Mirzâ, büyük biraderleri Molla Abdullah ve Mehmet efendiler mâ'a aile Siirt sancağına ve diğer biraderi Abdülmecid ve birader-zâdesi Abdurrahman ve enişteleri Molla Said Efendiler dahi Adana da vali-i sâbıkı Cevdet Bey ile birlikte Adana'ya hicret ettikleri Adana'da muallimlik etmekte iken me'zûnen Dersaadet'e vürûd eden Molla, Fatih'de Sultan Selim medresesinde misafireten ikâmet etmekte olan Abdülmecid Efendi'den icrâ kılınan tahkîkâttan anlaşılmış ve irsâl buyurulan iki kartpostal dahi mûmâ ileyhe tevdî' edilmiştir. Ol bâbda irâde efendim hazretlerinindir.
F3 4 Şubat (1)334 M.4 Şubat (1918) Polis Müdîr-i Umûmisi Nâmına Muavin10
Belgeden açıkça anlaşılacağı gibi işgal sonrası Molla Mehmed babası Sofi Mirza, ağabeyi Molla Abdullah ile beraber Siirt sancağına hicret etmek zorunda kalmışlardır. Bilahare harp ve hicretten sonra Molla Mehmed iki sene daha Arvas’ta müderrislik yapmıştır.11
Molla Mehmed, müderrislikten sonra Nurs köyünde uzun yıllar boyunca imamlık yapıp talebe yetiştirmiştir. Necmeddin Şahiner, Molla Mehmed Okur’un vefatına giren süreci şöyle anlatıyor: “194812 yıllarında rahatsızlanmıştı. Bir Cuma günü, büyük babası Ali Efendi’nin Nurs deresinin kenarında yaptığı çeşmeden abdest alıyordu. Yanında bulunanlar Mehmed Efendi’nin çeşmeye hitaben bazı şeyler mırıldandığını duymuşlardı:
“Ey havuz, seni dedem yaptı. Babam da seni tamir etti. Ben de seni tamir edecektim, yıkılan yerlerini onaracaktım. Kitabene bir satır da ben ilave edecektim. Fakat bu bana kısmet olmadı. Bu belki de burada aldığım son abdest olacaktır. Ya Rabbi! Senin meleklerin, çiçeklerin, akarsuların benim imanıma şahit olsunlar.”
Oradan camiye Cuma namazını edaya gitmiş; hutbede cemaate veda etmişti. Hutbeden inerken, yerine başka bir zatı tayin etmiş; “Bu size benim son imametim olacak” diye sözlerini bitirmişti. Namazdan sonra Aşağı Kutis Köyü’ne giderken yolda rahatsızlığı fazlalaşmıştı. Eve getirdikleri zaman, kendini tutamayarak ağlamaya başladı. Bu hissiyatını başucundakilere şöyle ifade ediyordu:
“Siz zannetmeyin ki ben ölümden korktuğum için ağlıyorum. Yakında öleceğimi size daha önce de söylemiştim. Ben Seyda’nın (abimin) kadr ü kıymetini bilemediğim için üzgünüm, işte bunun için ağlıyorum. Birçok şeyhler bizim eve misafir gelirlerdi, fakat onlardan hiçbiri Seyda’nın önünde içeri girmezlerdi. Onlar hep Seyda’nın arkasından içeri girerlerdi. Ben böyle bir Seyda’nın kıymetini bilemedim. Gözyaşlarım bunun içindir.”
Mehmed Efendi artık nefes nasibini tamamlamak, Hakk’a vasıl olmak üzere idi. Aniden fırlayarak ayağa kalktı. “Seyda geldi, Üstad geldi!..” diye bağırarak el bağladı. Ve olduğu yere yığılarak, ruhunu Rahman’a teslim etti. Vefatından sonra ellerini bir türlü çözemediler, açamadılar.
Kim bilir belki de ruhunu almaya gelen melek, kendisine çok sevdiği ve hasretiyle yandığı abisi, Üstad’ı ve Seyda’sı şeklinde görünmüştü, Allah bilir.”13
Eğitimci Yazar Misbah Eratilla, Molla Mehmed’in sekerat anında yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlatır: “Molla Muhammed sekaratta iken manevi evladı Zübeyir’e, “Zübeyir kalk Seyda geldi, atını tut” dedi. Zübeyir hemen dışarı çıkar fakat etrafta kimse yoktu. Anlar ki bu gördükleri manevi görüntülerdir. Sonra Zübeyir onu yatağına yatırdığında kollarını iyice birbirine sarmıştı. Bir süre sonra ruhunu Rahman’a teslim eyledi. Molla Muhammed, 1879 yılında doğmuş 1951 yılında vefat etmiştir.
Zübeyir bu haberi Bediüzzaman’a iletmek için yola düştü ve onun yanına gitti. Odaya girer girmez Bediüzzaman “Zübeyir sen zannetme ki benim kardeşim yalnız öldü” diyerek Molla Muhammed’in sekerattaki söylediklerinin doğru olduğunu teyit ve tasdik etti.”14
Molla Mehmed’in vefat tarihi Araştırmacı Yazar Mehmet Selim Mardin’in resmi kayıtlardan yaptığı tespitlere göre 26 Şubat 1950 tarihidir.15 Ancak diğer birçok kaynak 1951 de vefat ettiğini yazmaktadırlar.16
Bediüzzaman Said Nursi, 17 Ocak 1948 tarihinde Afyon’a getirilir. Burada kısa bir müddet bekledikten sonra Afyon zindanlarında tevkif edilir.17 Molla Mehmed vefatından kısa bir süre önce Afyon’ da bulunan Üstad’a bir miktar bal gönderir. Necmeddin Şahiner, Molla Mehmed’in vefatını anlattıktan sonra Üstad’a gönderilen Bal hediyesini şöyle anlatır: “Evet, vefat edeceği hengâmda Molla Mehmed’in dilinde abisi sevgili Said’in ismi dolaşmakta... Hastalığın elemini unutmuş, mütemadiyen abisi Seyda’yı sayıklamakta... Belki de abisi ile geçen mutlu aile ocağındaki günlerini düşünmekte... Senelerin hasreti ve hicranı artık dayanılmaz bir hâl almış durumda... Bu hasretin ateşiyle, Molla Mehmed, uzaklara ta Afyon’a Nurs balı göndermiş; abisi Ulu Üstad da kendisine gelen sevgili köyünün balını bir ilaç gibi, bir deva derman gibi, talebeleriyle birlikte sevinçle tatmış.
Kırk yıllık hasretin tek görüşmesi bu Nurs balı olmuştur sadece... Nurs’un gülü... Bilir mi o balı tatmayan?.. “Ballar balını Nurs’ta bulam / Olsun kovanım talan” sözünün manasını da söyleyenini de anlayabilir mi? İşte bu balın tadı içindeki Molla Mehmed, sevgili Üstadı Bediüzzaman’ın, yani aziz Seyda’sının hasreti ve hicranı içindeydi.”18
Bediüzzaman Said Nursi, Molla Mehmed ve diğer bazı kardeşleriyle elli seneden beri görüşmediğini söyleyip hasretini dile getirmiştir. Konu ile ilgili mektupta şunları söylemiştir: “Ben dokuz yaşından beri şefkatli vâlidemi görmediğimden sohbetinde bulunamadım. O hürmetli muhabbetten mahrum kaldığım ve üç hemşiremi de onbeş yaşımdan sonra göremediğim, Allah rahmet etsin vâlidemle beraber berzah âlemlerine gittikleri için dünyanın çok zevkli, lezzetli olan uhuvvetkârane sohbetlerinden, merhamet ve hürmetten mahrum kaldığımdan ve üç kardeşimden iki kardeşimi elli seneden beri görmediğimden (Allah onlara rahmet etsin) öyle kıymetdar, dindar, âlim iki kardeşimin sohbetinden, hürmetkârane muhabbet, merhametkârane şefkatteki sürurdan mahrum kaldığımdan bu dünyada Risale-i Nur'un imanda Cennet çekirdeği bulunduğunu gösterdiği gibi, bugün dört fedakâr hizmetimde bulunan manevî evlâdlarımla bir seyahat ettiğim zaman, imandaki Cennet çekirdeğinin bir zerreciği kat'iyyen ruhuma ihtar edildi.”19
MOLLA MEHMED’İN EVLÂTLIĞI NURSLU ZÜBEYİR
Bu zatla ilgili olarak Eğitimci Yazar Mustafa Öztürkçü şu bilgileri veriyor: “Çevrede “Nurslu Zübeyir” olarak bilinen bu zât, Rus ve Ermenilerin Birinci Cihan Harbi sıralarında bu yörede kalan bir çocuktur. Yine çocukken Müslüman olmuştur. Kendi öz evlâdı olmayan Molla Mehmed, Zübeyir’i evlatlık olarak alır, büyütür. Zübeyir daha sonra Nurs köyünün aşağı Kiğıs köyüne taşınarak evlenir. Orada ev-bark kuran Zübeyir hayatına eşi ve çocuklarıyla devam eder.
Nurs köyünde yaptığımız son çalışmalar sırasında, aşağı Kiğıs köyünden olan Muhammed Okur rehberliğinde yaptığımız araştırmalarda, Zübeyir’in eşi ve çocuklarının hâlâ hayatta oldukları ve aşağı Kiğıs köyünde oturmakta oldukları bilgisini elde ettik. Zübeyir’in vefatı da çok garip olmuştur. Nurs köyünden aşağı Kiğıs mezrasına giderken yolda çığ düşmesi sonucu vefat etmiştir. Köylülerin aramaları sonucu Nurslu Zübeyir, çığ altında bulunur. Ancak görülen manzara hayret vericidir. Zira
Zübeyir’i gören köylüler, onun çığ altında kalarak vefat etmesi anında elinde Kur’ân, Yâsin-i Şerif’i okur vaziyette bulmuşlar.”20
Nurs’a yaptığı bir seyahatta Kutis’e (Kığis) uğrayıp Nurslu Zübeyir’i ziyaret eden Necmeddin Şahiner’e Zübeyir kendisi ile ilgili olarak şunları söyler: “İsmim Zübeyir, soyismim Okur’dur. Anne ve babamdan hiç bahsetmeyeceğim. Mehmed Okur’un evlatlığı, daha doğrusu evladıyım. Mehmed Okur’u da belki tanıyamazsınız. Size bir isim söylersem çok iyi tanırsınız: Bediüzzaman Said Nursi. İşte Mehmed Okur, Said Nursi’nin küçük kardeşidir.”
“Bir Ermeni Ailesine mensuptum. Hidayet nuru bana da yetişti. Baba ocağını terk ederek, kendimi Nurs’a attım. İmanımı koruyanlar hayatımı da korudular. Ailem ve Akrabalarım mutlaka hayatıma son vermek istiyorlardı. Nurs’un şefkatli ocağı bana ana ocağını aratmadı.
Kaç defa akrabalarım, Ermeniliğe ihanet ettiğim gerekçesiyle beni öldürmek istediler. Haliyle hayatı verenin izni ve rızası olmadan kim ona bir şey yapabilirdi?”21
Değerli dostlar bu yazımıza son verirken Molla Mehmed ve evlatlığı Nurslu Zübeyir’e binlerce kez rahmet diliyoruz. Bir başka yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.
Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası 1, Envar Neşriyat, sh. 140
2. Mehmet Selim Mardin, Yeni Bilgi ve Belgelerle Bediüzzaman Said Nursi, Foliant Yayınları, İstanbul 2021, sh. 51
3. Emirdağ Lahikası 1, sh. 140
4. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Envar Neşriyat, 384
5. M. S. Mardin, a.g.e, sh. 52
6. Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Envar Neşriyat, sh. 39
7. Necmeddin Şahiner, Nurs yolu, İzmir 2013, sh. 50
8. Abdulkadir Ceylan, Bediüzzaman’ın Deha-i Nurani Sahibi Yeğeni Manevi Evladı: Abdurrahman Nursi-3, Risale Haber, 11 Nisan 2026; https://www.risalehaber.com/abdulkadir-ceylan-bediuzzamanin-deha-i-nurani-sahibi-yegeni-manevi-evladi-28875yy.htm
9. Mehmet Selim Mardin, Said Nursi'nin ailesinin tehciri üzerine yayınlanan belgeler ve bilinmeyenler, Risale Haber, 21 Mart 20121; https://www.risalehaber.com/said-nursinin-ailesinin-tehciri-uzerine-yayinlanan-belgeler-ve-bilinmeyenler-23058yy.htm
10. M. S. Mardin, a. y.
11. Nurs Yolu, sh. 50
12. Bu bir sehivdir. Çünkü vefat yılı 1950 veya 1951’ dir.
13. Nurs Yolu, sh. 50-51
14. Misbah Eratilla, Bediüzzaman’ın kardeşi Molla Muhammed, Yeni Asya, 12 Şubat 2024; https://www.yeniasya.com.tr/misbah-eratilla/bediuzzaman-in-kardesi-molla-muhammed_593568
15. M. S. Mardin, a.g.e, sh. 52
16. Mustafa Öztürkçü, Bediüzzaman’ın Bilinmeyen Akrabaları, İzmir 2009, sh. 97
17. https://sakev.org/bediuzzamanin-afyon-emirdag-gunleri-ve-emirdag-lahikasi-tr-432.html
18. Nurs Yolu, sh. 52
19. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası 2, Envar Neşriyat, sh. 211-212
20. Mustafa Öztürkçü, Bediüzzaman’ın Bilinmeyen Akrabaları, İzmir 2009, sh. 98
21. Nurs Yolu, sh. 54
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.