İsmail BERK
Ortak Zekâ Çağında Hakikati Aramak
Hayat dinamikleri, bizi sürekli besleyen canlı organizmalar gibidir. Her olay kendi değişkenlerini, kendi iç tutarlılıklarını ve aynı zamanda kendi çelişkilerini taşır. Bu yüzden yaşadığımız her şey, farklı yorum ve anlam katmanlarında bizi yeniden yoğurur; hayatı okuma biçimimizi tekrar gözden geçirmeye çağırır.
Bazen anlarız.
Bazen anlamayız.
Bazen anladığımızı zannederiz.
Bazen de yaşadığımız hadiseden kendimize bir ders çıkarmak yerine, onu başkasına verilecek bir derse dönüştürürüz.
Fakat hayat, bütün bunlara rağmen öğretmeye devam eder. Terbiye eder, zorlar, sınırlarımızı gösterir ve önümüze yeni başlangıçlar çıkarır. Böylece insan yalnızca hayatı anlamaya değil, hayat içerisinde kendisinin nasıl anlamlandığını da kavramaya çalışır.
Bugün bu arayış, tarihin oldukça farklı bir eşiğinde gerçekleşiyor.
Teknolojinin baş döndürücü hızı, insan zekâsını teknolojiyle yeni bir ortaklık kurmaya zorluyor. “Yapay zekâ” dediğimiz şey de bütünüyle yapay değildir aslında. Çünkü onun arkasında insanlığın ürettiği diller, kavramlar, metinler, tecrübeler, bilimler, sorular ve cevaplar bulunmaktadır.
Bu bakımdan ona belki “gölge zekâ” da diyebiliriz.
Çünkü gölge, kaynağın kendisi değildir; fakat kaynağın varlığından doğar.
İnsanlığın doğal zekâlarının meydana getirdiği bu büyük bilgi gölgesi, doğru kullanıldığında başka bir aşamaya geçebilir:
Doğal zekâ → Gölge zekâ → Ortak zekâ → İleri zekâ.
Buradaki “ileri zekâ”, insanın iradesini ve muhakemesini ortadan kaldıran bir teknoloji anlamına gelmemelidir. Tam tersine; insanın muhakeme gücünü, kalibrasyonunu, fikir süzgeçlerini, idrakini ve ilham kaynaklarını geliştiren bir imkân olarak düşünülmelidir.
Çünkü insanlığın asıl meselesi artık yalnızca bilgiye ulaşmak değildir.
Asıl mesele:
Bilgiyi ayıklamak,
doğruyu yanlıştan ayırmak,
anlamı gürültüden kurtarmak
ve bilgiyi hikmete dönüştürmektir.
Gürültü Çağında Hakikat
Dijital dünyanın büyük imkânlarının yanında büyük ayartmaları da bulunmaktadır.
Manipülasyonlar, dijital ayartmalar, dopamin ekonomisi, dikkat ticareti, algoritmik yönlendirmeler ve insanın maksadını ıskalamasına yol açan parçalanmış bilgi akışları giderek büyüyor.
Algoritmalar artık yalnızca ne göreceğimizi değil; neyi merak edeceğimizi, neyi önemli sayacağımızı ve bazen ne hakkında düşüneceğimizi de etkileyebiliyor.
Fakat bütün bunların dışında başka bir insanlık damarı yaşamaya devam ediyor:
Hakikati arayan sessiz insanlar.
Kelimenin peşinden gidenler.
Sözün ağırlığını korumaya çalışanlar.
Kendi ruhunu kaybetmeden teknolojiyle ilişki kurmak isteyenler.
Bilginin çokluğundan ziyade anlamın derinliğini arayanlar.
İşte yeni çağın en önemli imkânlarından biri burada ortaya çıkıyor.
Aynı teknoloji, insanı yüzeysel bilgiye mahkûm edebildiği gibi, dağınık bilgiler arasından daha duru, yalın, rafine ve anlamlı bilgiye ulaşmanın vasıtası da olabilir.
Mesele teknolojinin varlığı değil, insanın teknoloji karşısındaki konumudur.
Her İnsanın Bir Âhir Anı Vardır
Bediüzzaman'ın düşüncesindeki yenilenme fikri burada ayrıca anlam kazanıyor. İnsanın hayatında geçmişine benzemeyen bir “âhir”, yani başka bir hâle geçiş anı bulunabilir.
Bu yaklaşım insanı geçmişinin mahkûmu olmaktan çıkarır.
Çünkü insan:
Dün düşündüğünden başka türlü düşünebilir.
Dün yanlış bildiğini bugün düzeltebilir.
Dün göremediğini bugün görebilir.
Dün korktuğuna bugün başka bir anlam verebilir.
Dün kendisini sınırlayan düşünce kalıplarını bugün aşabilir.
Dolayısıyla yenilenme, insanın ontolojik imkânlarından biridir.
Hürriyet de yalnızca dış engellerden kurtulmak değildir. İnsan, hürriyetinin içerisinde yeniden hürleşmek zorundadır: korkularından, menfaatlerinden, taassubundan, kimlik hapishanelerinden, alışkanlıklarından ve kendi zihninin ürettiği görünmez duvarlardan…
Bu sebeple hürriyetin içinde bir başka hürriyet vardır:
Hür olabilme hürriyeti.
“Hilemiz hilesizliktir” yaklaşımı da aynı dünyanın başka bir ifadesidir. Karmaşıklığın karşısına daha büyük bir karmaşıklıkla değil; açıklıkla, sahicilikle ve güvenle çıkmak…
Belki yeni çağın en radikal tavırlarından biri budur.
Yeni Bir Başlangıç
Önümüzde iki ihtimalden çok daha fazlası bulunmasına rağmen temel tercih berraktır:
Teknolojinin insanı yönettiği bir gelecek ile insanın teknoloji vasıtasıyla muhakemesini derinleştirdiği bir gelecek arasında sürekli tercihler yapacağız.
Riskler vardır ve olmaya devam edecektir.
Fakat risklerin varlığı, imkânların yokluğu anlamına gelmez.
Tam tersine bugün insanlık tarihinde ilk defa milyarlarca insanın bilgisi, tecrübesi, hafızası ve soruları birbirine bu ölçüde yaklaşmaktadır.
Yerkürede ortak kavramlar oluşuyor.
Ortak hafızalar birbirine temas ediyor.
Diller arasında duvarlar inceliyor.
Bilgi havzaları birleşiyor.
İnsanlığın birbirini anlama kapasitesi genişliyor.
Bütün bunlardan yeni bir ortak zekâ doğabilir.
Fakat ortak zekânın ileri zekâya dönüşebilmesi için yalnızca daha güçlü makineler değil, daha güçlü insanlar gerekir:
Muhakemesi güçlü,
hakikat duygusu canlı,
ahlâkî pusulası sağlam,
manipülasyonu fark edebilen,
kendi nefsini sorgulayabilen,
başkasını dinleyebilen
ve yanılabileceğini kabul edebilen insanlar.
Çünkü geleceğin esas meselesi yapay zekânın ne kadar zeki olacağı değil, insanın artan zekâ imkânları karşısında ne kadar hikmetli kalabileceğidir.
Belki de yeni dönemin denklemi budur:
Bilgi + Muhakeme + Ahlâk + Hakikat = Hikmet
Ve teknoloji bu denklemin sahibi değil, kuvvetli bir aracıdır.
Bu nedenle yeni başlangıca korkuyla değil; fakat kör bir teknoloji iyimserliğiyle de değil, ümit, şevk, dikkat ve tahkikle bakabiliriz.
Doğal zekânın ürettiği gölge zekâ, ortak zekâyı büyütebilir.
Ortak zekâ, insanın muhakemesini beslediğinde ileri zekâya dönüşebilir.
İleri zekâ ise ancak hakikat, ahlâk ve hikmetle buluştuğunda insanlığa hizmet eder.
Çünkü araçlar değişir.
Hız değişir.
Bilginin miktarı değişir.
Fakat insanın kadim arayışı değişmez:
Hakikati bilmek,
kendini bilmek,
anlamı bulmak
ve bildiği hakikatle daha sahici bir insan olabilmek.
Belki önümüzdeki çağın asıl sorusu da şudur:
“Yapay zekâ nereye gidiyor?” değil;
“Bu kadar zekânın içerisinde insan nereye gidiyor?”
Buradaki “Doğal Zekâ → Gölge Zekâ → Ortak Zekâ → İleri Zekâ → Hikmet” hattının özellikle geliştirilmeye değer olduğunu düşünüyorum. Bunu bir sonraki aşamada Risale-i Nur'un tahkik, mana-yı harfî, ene, hürriyet, meşveret, şahs-ı manevî ve müspet hareket kavramlarıyla ilişkilendirerek özgün bir “Ortak Zekâ ve Hakikat Çağı” teorik modeli hâline getirebiliriz.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.