Abdulkadir ÇELEBİOĞLU

Abdulkadir ÇELEBİOĞLU

Risale-i Nur, Kur'ânî ve Hikemîdir-2

"Risale-i Nur, Kur'ânî ve Hikemîdir" serisi bağlamında ele aldığımız meselede dikkatimizi çekmesi gereken bir diğer husus ise şudur; "...me'hazın kudsiyeti, çok bürhanlar kuvvetinde tesirat gösteriyor; onun ile, ahkâmı umûma kabul ettiriyor." (Mektubat, s. 319)

Risale-i Nur eserlerinin me'hazı, Edille-i Șer'iyedir. Yani Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyastır. Bizlere düşen bir vazife de "me'hazın kudsiyeti"ni göstermeye çalışmaktır.

Bu seride bir suâle daha cevap bulmuş olacağız. Zaman zaman Risale-i Nur ve Bediüzzaman'ın Kur'ân-ı Kerîm ve hadîslere aykırı olduğu iddiaları duyuluyor. Böylece insanların zihinlerinde teşevvüş-ü fikrî yani fikir açısından karışıklığa düşme tehlikesi ile karşı karşıya bırakmaktadırlar.

Üstâd Bediüzzaman'ın ifadesi ile "Kendimizi değil, Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini ehl-i imana gösteriyoruz." (Emirdağ Lâhikası 1, s. 49) Risale-i Nur eserleri de ehl-i imanın nazarını Kur'ân ve Sünnet'e çevirmektedir.

Ele aldığımız mevzû hakkında nümûneleri vererek mevzûnun kafamızda yerleşmesine çalışalım.

Nurlardan ilk "Dokuz Söz"ün bir araya gelmesi ile oluşan Küçük Sözler'de hep temsiller var değil mi?

Mesela temsilî hikâyecik anlatılmadan önce șöyle deniliyor; "...temsilî hikâyeciğe bak, dinle." (Sözler, s. 5, 16, 18, 22, 30, 34)

Bu yerleri okuyunca akla Hz. İbrahime (as) indirilen suhufun da temsillerden oluştuğunu rivâyeti akla geliyor. Nitekim Sözler eserinin fihristinde, Sekizinci Söz'ün fihristi kısmında şöyle denilmektedir: "...(Suhuf-u İbrahim'de aslı bulunan) güzel ve parlak bir temsil..." (Sözler, s. 777) Mevzûbahis rivâyet şu şekildedir; "Hz. İbrahim'e indirilen sahifelerde, temsiller önemli bir yer tutar." (Bkz. Münzirî, et-Tergib, 3:130, 3301)

Misâl vermek ile alâkalı şu âyet-i kerîme de mühimdir;
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا
"Allah misâl getirdi." (Nahl Sûresi, 112. Âyet-i Kerîme ve Meâli'nden)

Yine bir başka âyette de şu geçmektedir;
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ
"[Allah] size kendinizden şöyle bir misâl getirdi..." (Rûm Sûresi, 28. Âyet-i Kerîme ve Meâli'nden)

Bu rivayet ve âyetlere ek olarak; Kur'ân'da ve hadîslerde temsiller bir hayli kullanılmıştır. Hatta Tirmizî'de Kitabü'l-Emsâl ismiyle bir de bölüm vardır. Bunun içindir ki, Hz. Mevlâna, Şeyh Sâdi Şirâzî gibi, mürşid ve terbiyeciler de temsille anlatmayı birçok yerde kullanmışlardır. Üstâd Bediüzzaman da temsil ile alâkalı şöyle der: "Akla vâzıh, kalbe nuranî olacak temsil yolu..." (Sözler, s. 193)

Demek ki temsiller ile insanlara anlatmak bir usûl ve metoddur. Kur'ân'da, hadîslerde ve kadîm ulemânın tatbikatında olan bu temsil - misâl verme; Risale-i Nur eserlerinde de aynen devam etmiştir.

Elimize Nurlar'ı alıp okurken aslında burada geçen cümlelerin Kur'ân-ı Kerîm'in Tefsîri, Hadîslerin şerh ve izahı, 1400 yıllık sahîh İslâm çizgisinin devamcısı, ehl-i sünnete muvafık, iman ve Kur'ân hakikatleri olduğunu bilip öyle okumak ve istifade etmek gerekir. Nurlar'ı okumaktan maksat Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîsleri daha iyi anlamak ve yaşamak içindir. Nurlar vesiledir, Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak ise gayedir. Rabbim bizleri rızasına nail kullarından eylesin.

Birkaç misal daha verelim. Birinci Söz'de şu cümleyi okuyoruz; "Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i Kudret'ten bir kazan olur ki; çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor." (Sözler, s. 6)

Bu cümle şu âyet-i kerîme başta olmak üzere birçok emsâli âyetlerin tefsîri mahiyetindedir;
وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخ۪يلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
"Hem yeryüzünde birbirine komşu (farklı özelliklerde) toprak parçaları (kıt'alar), üzüm bağları, ekinler, bir kökten (bir kaç gövde hâlinde) çatallı ve çatalsız çıkan hurma ağaçları vardır; (hepsi ayrı çeşitler olduğu hâlde) bir su ile sulanır. Fakat meyvelerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Muhakkak ki bunda, akıl erdirecek bir topluluk için (Allah'ın kudretine) nice deliller vardır." (Ra'd Sûresi, 4. Âyet-i Kerîme ve Meâli)

Birinci Söz'deki o yerin devamında da şu cümleyi okuyoruz; "Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en latif, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar." (Sözler, s. 6)

Üstteki ifadelerin șu âyet-i kerîmenin tefsîri olduğunu biraz dikkat eden hemen anlar;
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَٓائِغًا لِلشَّارِب۪ينَ
"Muhakkak ki sizin için, sağmal/ehîl hayvanlarda da gerçekten bir ibret vardır. Size on(lar)ın karınlarındaki fışkı ile kan arasından, içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz." (Nahl Sûresi, 66. Âyet-i Kerîme ve Meâli)

Demek ki Nurlar'daki cümlede "inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar" denmesi alelâde değildir. Âyette geçen الْاَنْعَامِ yani "sağmal/ehîl hayvanlar" ifadesine bakıyor. "Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi ol"ması da âyette geçen
لَبَنًا خَالِصًا سَٓائِغًا لِلشَّارِب۪ينَ
yani "içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt" ifadesine bakıyor.

Birinci Söz biterken şunu okuyoruz; "Madem her şey mânen Bismillah der." (Sözler, s. 7)

Bu yer ile alâkalı âyet şu şekildedir;
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْب۪يحَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا
"Yedi gök ile yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbîh eder. Ve O'na, hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat (siz) onların tesbihlerini anlamazsınız. Şübhesiz ki O, Halîm (azapta hiç acele etmeyen)dir, Gafûr (çok bağışlayan)dır." (İsrâ Sûresi, 44. Âyet-i Kerîme ve Meâli)

Birinci Söz'deki yerin devamındaki ifadeler de şu şekildedir; "Allah namına vermeliyiz. Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız..." (Sözler, s. 7) Lem'alar eserinde de şöyle denilmektedir;
"وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ
âyetinin mânâ-yı sarîhinden başka bir mânâ-yı işarîsi şudur ki: 'Mün'im-i Hakikî'yi hatıra getirmeyen ve onun namıyla verilmeyen nimeti yemeyiniz!' demektir. O halde hem veren Bismillah demeli, hem alan Bismillah demeli. Eğer o Bismillah demiyor fakat sen de almaya muhtaç isen; sen Bismillah de, onun başı üstünde rahmet-i İlahiyenin elini gör, şükür ile öp, ondan al."
(Lem'alar, s. 133)

Mezkûr âyet-i kerîmenin meâli de şöyledir: "Üzerine Allah'ın ismi anılmamış olan (besmele ile kesilmemiş hayvan)lardan yemeyin!" (En'âm Sûresi, 121. Âyet-i Kerîme Meâli'nden)

Yukarıda verdiğimiz yerdeki mânâ, şu hadîs-i șerîfe bakıyor; Bir defasında bâzı Sahabiler Resûlullah'a (asm) gelerek kendilerine et getirildiğini, fakat o etlerin elde edildiği hayvan kesilirken Allah'ın adının anılıp anılmadığını bilmediklerini söylediler. Resûlullah (asm) şöyle buyurdu: "Siz onun üzerine Allah'ın ismini anarak yiyin." (Buhârî, Büyû: 5, Tevhîd: 13; Ebû Dâvud, Edâhî: 13; İbn Mâce, Zebaih: 4)

Demek ki "Allah namına alma"k ve "Eğer o Bismillah demiyor fakat sen de almaya muhtaç isen; sen Bismillah de" ifadeleri hadîste geçen "Siz onun üzerine Allah'ın ismini anarak yiyin." ifadelerine tam tevafuk etmektedir.

(Devam Edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum