Zeki KAMİLZÂDE

Zeki KAMİLZÂDE

Bayram değil, seyran değil, Aliyev enişte bizi niye öptü?

Muhterem kârîlerim, Bediüzzaman Hazretleri, ahirzamanda gelecek dehşetli şahıs hakkında vârid olan, "Bir sabah kalkar, alnında 'Hâzâ kâfir!' yazılmış bulunur..." rivayetini te'vil sadedinde diyor ki: "Allahu a'lem bissavab, bunun te'vili şudur ki: O Süfyan, kendi başına frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanunla tâmim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah ihtida eder; daha herkes—yalnız istemeyerek—onu giymekle kâfir olmaz..."

Benim bu rivayette dikkatimi çeken ikinci birşeyse hissettirdiği 'âni değişim'dir. Yani, sanki, o meş'um sabah gelinceye kadar, müslüman ahali bu şahsın asl-ı hüviyetini bilmeyeceklerdir. Kendisini saklayacaktır. Hakikatini sezdirmeyecektir. Yazısını okutmayacaktır. Sonra, belki gücü tam eline geçirdikten sonra, zehrini ortaya dökecektir. Nitekim, yine gözümün nuru, ahirzamanda ortaya çıkacağını söylediği iki dinsizlik cereyanı hakkında diyor:

"Âhirzamanda, dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak: Birisi: Nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır. İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı Nemrudâne, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, Ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir..."

Yani yine sanki demeye getiriyor: Tehlikenin birincisi 'dışarıdan kaynayan' değil. Birincisi içimizden 'nifak perdesi altında' kaynayanı. Onun zararı daha büyük olduğu için birinciliği o hakediyor. Diğeri ikinci olarak sayılıyor. Hakikaten de öyle olmuştur. Müslümanlar dışarıdan gelen tehlikeyi, çünkü dışarıdan geldiği bellidir, tesbit edip karşı koymakta daha mahirken; kurt gövdenin içine girdiğinde, yani güç münafıkların eline geçtiğinde, bozulmanın en şiddetlisini yaşamışlardır.

Zira insan kâfirin kâfirliğini bildiği için ona karşı kalkanını indirmez. Gardını düşürmez. Yumrukları daima havadadır. Fakat yanındakini dost bildiğinde, rakibi görmediğinde, husumet etmediğinde, bu kadar tetikte durmaz. Tuzaklarla avlanır. Belki biraz da bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri yine demiştir: "Garp husumeti, İslâmın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir; bâki kalmalı." Serçe atmacayı avcısı bilmezse sonu illa yakındır.

Geçenlerde de "Bayram değil, seyran değil, eniştemiz bizi niye öptü?" tarzında birşey yaşadık. Azerbaycan'da, Rus işgali olsa belki uygulanmayacak bir zulüm, mütesettir öğrencilerin okullara girmesine izin verilmedi. "Münafık kâfirden eşeddir!" sırrını da hissettiren bu uygulama, merhum Kadir Mısıroğlu'nun "Keşke Yunan galip gelseydi!" sözünü de hatırlattı. Her neyse... Neyse ki müslümanlar eski müslümanlar değil. Hepbir olup dörtbiryandan tepkilerini gösterdiler. Mesmuatıma göre bazı geri adımlar da atılmış. İnşaallah bu zulüm Azerbaycan topraklarında tamamıyla son bulur. Karabağ zaferinin ardından daha ferecli, sürurlu, ferahlı haberler beklerken böyle kara kara bulutlar görmek, gerçekten yüreğimizi kararttı, ufkumuza ciddi yeis verdi.

Bir de bu olanlar bana, yine mürşidimin beyan buyurduğu, bir hakikati hatırlattı. Hani o Tabiat Risalesi'nin başındaki ihtarda diyor: "1338'de Ankara'ya gittim. İslâm Ordusunun Yunan'a galebesinden neş'e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müthiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessâsâne çalıştığını gördüm. Eyvah, dedim. Bu ejderha imanın erkânına ilişecek!"

Malum, zaman, onun bu okumasını epeyce haklı çıkarmıştır. Hakikaten, o karanlık dönemde Ankara'ya hâkim olanlar, yeni devletin yönünü büsbütün İslam düşmanlığına çevirmiştir. Ve bu düşmanlığın herbir parçası 'bir sabah kalkar' tarzında peşpeşe görülmeye başlanmıştır. Bir sabah İslam hilafeti kaldırılmıştır. Bir sabah İslam harfleri yasaklanmıştır. Bir sabah İslam medreseleri kapatılmıştır. Bir sabah İslam tekkeleri mühürlenmiştir. Bir sabah İslam ezanı yasaklanmıştır vesaire... Daha saymaya yürek dayanmaz icraatlar, ne yazık, İslam için bin sene kahramanane cihad etmiş bu aziz milletin bağrında, payitahtında, öz yurdunda cereyan etmiştir. Vâ esefa!

Ancak ihtardaki ifadenin giriş kısmı mühimdir: "İslâm Ordusunun Yunan'a galebesinden neş'e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde..." Bu ifade bize zafer zamanlarının neşesinin bazı tehlikelere de gebe olduğunu düşündürmektedir. Zaten Nasr sûresinde 'fetih' ile 'hamd' ve 'tevbe'nin birbirine bağlanması, Allahu a'lem, o fethin neşesinin vereceği gafletten korumak içindir. Yani, insanlar, büyük seviçler yaşadıkları anlarda gaflete düşerler. Ötekisini-berisini çok düşünmezler. "Muhabbet gözü kusura kördür." Hele bir de bu zaferler uzun mağlubiyet dönemlerinden sonra gelmişse gözler daha bir kapanır-kararır. Böyle zaferlerde başlarda bulunan komutanlar da, haklarında, belki de hiç layık olmadıkları, ziyade bir hüsnüzanna mazhar olurlar. Nitekim, Türkiye yakın tarihi, böyle bir yanlış muhabbetin körleştirmesi neticesinde yaşanan felaketler tarihçesidir. Bugün de hâlâ o yanlış muhabbetlerden vazgeçilmiş değildir. Geçilmediği için de yanlışlardan hâlâ dönülememektedir.

İnşaallah suizannımızı haksız çıkarır ya, ben, bu İlham Aliyev'in garip tasarrufundan da işkillendim. Karabağ savaşı boyunca 'Maşaallah' dediğime biraz yazıklandım. Elbette neticede Ermenistan'ın tokatlanmasına üzülmedim. Lakin kimi fazla beğenirsek altımızı oyması canımı sıktı. O halde herhalde bize de Bediüzzaman Hazretlerinin ferasetinden lazım. Kazanılan zafere değil kazananın müslümanlığına dikkat etmeyi bilmeliyiz. Çünkü ahirzamanın dehşetli şahısları hergün alınlarında aynı yazıyla dolaşmıyorlar. 'Bir sabah kalktıklarında' yani âniden, birden, beklenmeden bu yazılar okunmaya başlıyor. Öyleyse kimseye hüsnüzanda aşırıya gitmemek gerek. Hele ki siyasette aşırı hüsnüzannın arkası hayalkırıklığıdır. Mevla Teala bizleri hidayetten ayırmasın. Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.