Zeki KAMİLZÂDE
Alevilerin Kâbe'deki hacılarla ne derdi var?
Türkiye alevilerinin değişik bir din anlayışı var muhterem kârîlerim. Sözgelimi: Komşularımızdan birinin cenazesi için cemevine gitmiştik. Çok şeker bir insandı. Allah rahmet eylesin. Cenaze namazı başlayıncaya kadar da garip bir durum yoktu. Ama başlayınca herşeyin Türkçe olduğunu farkettim. Tabii ki namaza dahil olmadım. Garipliğin ikinci derecesi de şu: Cemaatin neredeyse tamamı Kürtlerden oluşuyordu. Yani aile Kürt alevisi bir aile idi. Eğer 'anadilde ibadet' diye bir eksende bunu savunacak olursanız, ki savunmak mümkün değil, onun da hiçbir geçerliliği yoktu. Eğer öyle yapılmak istense idi yapılması gereken namazı Kürtçe kılmaktı. Neyse. Namazdan sonra birisiyle bu konuyu konuşmak mümkün oldu. Dedim ki: Kardeşim, 'Aleviyiz' diyorsunuz, eyvallah. Ancak Hz. Ali radyallahu anh Arap idi. Namazlarını da hep Arapça kılmıştır. Hz. Hasan radyallahu anh ile Hz. Hüseyin radyallahu anh da öyle. Peki 'imam' dediğiniz herkes namazlarını Arapça kılmışken siz neyden utanıp da Türkçe namaz kılıyorsunuz? Halbuki anadiliniz de Türkçe değil. Burada hepiniz Kürtsünüz. Kürtçe niye kılmadınız?
O da cevaben dedi ki: "Alevi Dernekleri Federasyonunun kararı var. 'Namazlar Türkçe kılınacak' diye. O yüzden namazlarımızı Türkçe kılıyoruz." Zeki Kamilzade de durur mu? Hemen yapıştırdı cevabı tabii: "Kardeşim, bu Allah'ın dinidir, futbol değildir. Futbolda federasyonun kararıyla kurallar değişir. Allah'ın dininde hangi federasyon Allah'ın yerine geçip kuralları değiştirebilir?" Bir cevap alamadım tabii. Ancak Kocaeli'nin Derince ilçesinde, bir okulun bahçesinde yaşanan hâdiseyle birlikte, mezkûr diyaloğu tekrardan hatırladım. Malumunuz, Soner Akbal isimli bir şahıs, çocuğunun okulunda okul zilinin "Kâbe'de Hacılar 'Hû' der, Allah!" yapılmasına pek gücendi. Ve okul müdürünü de zorla dahil ettiği bir video paylaşımında bulundu. Paylaşımda itirazının temelinin 'laiklik' değil 'mezhepçilik' olduğu anlaşılıyordu. Mesela diyordu ki: "Madem öyle. Oniki imamlar orucunda da deyiş çalsınlar. Bu yaptığın kanunsuzluk. Yanlış. Burası Kâbe mi?" Kendisi daha sonra bu beyanatından geribassa da dediklerini hemen unutmamak lazım muhterem kârîlerim. Zira Türkiye aleviliği cidden acayip bir hadisedir.
Müteaddit tecrübelerle olayları okuyuş tarzlarının şöyle olduğunu gördüm: Türkiye'de bir değişim yaşanırsa bunun hakkında şunu sormuyorlar: "Bu doğru mu?" Veya şunu sormuyorlar: "Bu karar Türkiye için fıtrî mi?" Veyahut şöyle demiyorlar: "Bu olanın bana bir zararı var mı?" Hayır. Hakikati bulmak için evvelemirde sorulması gereken hiçbir soruyla ilgilenmiyorlar. Onların kafasını tamamen şu soru dolduruyor: "Bunun sünnilere bir yararı var mı?" Evet. Eğer yapılan şeyin sünnilere bir yararı varsa karşısında duruyorlar. Zararı varsa da yanında yeralıyorlar. Bu konuda o kadar ihlaslılar ki 'kendi uğradıkları zararlar' da umurlarında değil.
Sözgelimi: 1937'de, Dersim'de, çoluk çocuk katledilirken cumhurreisin Erdoğan olmadığı malum. Erdoğan dönemi boyunca alevilerin ayağına taş değmediği de malum. Yani böyle birşeye Erdoğan hiçbir zaman müsamaha göstermedi. Ancak, Sabahat Akkiraz gibi kimi alevi isimlerin gözünde Mustafa Kemal bulunmaz pırlanta, fakat Erdoğan kendisiyle barışılmaz bir şeytan. Acaba nedir Erdoğan'ın kabahati? Tek Parti Dönemindeki kadar acımasız olmaması mı? Hayır. Kabahati bu değil. Kabahati sünnilerin faydasına işler yapması. İsterse alevileri kuştüyü yataklarda yatırsın, cennet-âsâ mekanlarda yaşatsın, ellerini sıcak sudan soğuk suya sokturmasın, yine de kalplerini kazanamaz. Çünkü Erdoğan sünnilere kötülük etmiyor. Bakınız, tekrar altını çiziyorum, alevilere iyilik etmesi önemli değil. Alevilere kötülük etmesi de önemli değil. İstiyorsa edebilir. Onun kabahati sünnilere kötülük etmemesi. Ve Tek Parti Dönemini herşeye rağmen gözlerinde muteber kılan, CHP'yi bu kadar körkütük partileri eyleyen, solculuğun beyaz türklerden sonra bu ülkedeki en güçlü sosyal zemini olmalarını sağlayan da aynısı. Solculuk, madem ki sünnilere kötülüktür, o halde bize iyilik etmesi gerekmez. Hatta kötülük de etse olur. Kafalarının arkasında dönen cümle şudur: "Bize kötülük etti ama, oh olsun, sünnilere daha çok kötülük etti."
Türkiye'de okullarda neler neler olmamıştır ki? Pop şarkıları olmuştur. Rap şarkıları olmuştur. Marşlar olmuştur. Klasik Batı müziği olmuştur. Hatta, Soner Akbal'ın itirazının rağmına, alevi deyişleri de okul zili olmuşlardır. Yine bu okullarda neler neler kutlanmamıştır ki. Hey yavrum hey. Duvarlarının dili olsa da konuşsa. Ancak aleviler bunlara da takılmazlar. Kilise töreni yapılsa onunla da alakadar olmazlar. Yahudiler ayin yapsa ona da kızmazlar. Alevilere kesinlikle böyle şeyler dokunmuyor. Onlara dokunan tek şey 'sünnilerin amellerini/dünyalarını çağrıştırır birşeyler' olması. Mesela: Alevi deyişlerinde 'Allah' denildiğinde hoplamıyorlar. Fakat sünnilerin ilahîlerinde 'Allah' denildi mi ayarları bozuluyor. Bir zamanlar sünni kökenli İbrahim Tatlıses'in de söylediği "Yetiş ya Muhammed yetiş ya Ali!" deyişi, türkü barlara düştü, içki soflarına meze oldu, her yerde dillendi, hiç rahatları kaçmadı. Canları sıkılmadı. Ancak Kâbe'de hacılar 'Hû' deyince alıcıları hemen yakaladılar tehlikeyi. Aaaa! Oooo! Vay vay! Bu 'Hû' alevilerin 'Hû'su değildir. Sünnilerin 'Hû'sudur. Zinhar karşı çıkılmalıdır.
1978'de Erovizyon Şarkı Yarışması'na katıldığımız "İnsanız biz!" diye bir şarkı var arkadaşlar. Allah için bir açıp dinleyin. Yahut, katlanamazsanız, sözlerini Google Hoca'ya aratıp bir okuyun. O şarkının sözleri nasıl bir insan yaklaşımı içermektedir? Bildiğiniz; ateist, materyalist, naturalist, evrimci, seküler vs. 'insan algısı' üzerine kurulu bir şarkıdır. İnsanı, 'eşref-i mahluk' olarak değil, şarkının içinde sıkça geçtiği üzere, "Hayvanız biz!" düzeyinde tanımlamaktadır. Şimdi böyle bir şarkıyı 'devletin resmi şarkısı olarak' alıp tâ Avrupalarda yarışmaya giriyorsunuz, laikliğin kılına halel gelmiyor, ama azıcık dinî çağrışımı olan birşey dünyamıza girdi mi, hooop!
Neymiş efendim? "Laikliğe aykırı!" Laiklik dinsizlikse bizim nefes alışverişlerimiz de zaten laikliğe aykırı. Bu kadar top gezdirmeye gerek yok ki. "Sünnilerin nefes alması yasaktır!" diye anayasanın değişmez maddelerine bir beşinciyi ekleyin. Tamam. Bence aleviler de artık bir karar versinler. Takıyyeyi bıraksınlar. Karakola çağrılınca "Ben de müslümanım. Kâbe hepimizin kutsalıdır!" falan diye çarkediyorlar. Ancak buldukları her fırsatta da "Sünniliktir haa!" deyip dişlemeden yapamıyorlar. Yahu şu muhterem Kâbe, İmam Ali'nin, İmam Hasan'ın, İmam Hüseyin'in Kâbe'sidir. Mekke onların memleketidir. Allah celle celaluhu hepimizin Rabbidir. Niye aleviler 'bir öyle bir böyle' konuşup sünnileri tahrik ediyorlar? Şimdi tatsızlık yaşanınca 'sadece sünnilerin suçu' diye bakılabilir mi artık? Laiklik bu ülkede "Sünni olmak kabahattir!" diye mi okunuyor? Sorular, sorular, sorular, sorular, vesselam.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.