Zafiyet anlaşılır, 'ihanet'e ne demeli?
[Haber Analiz] Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşa-ner'e ait olduğu iddia edilen ses kaydında PKK terör örgütünün korkulu rüyası olan Heronlar için 'büyük bir nimet, büyük bir imkân' deniyor.
Koşaner, emir-komuta birliği sağlanamadığı için bu imkândan yeterince yararlanılamadığını söylüyor. Ve örnek olarak da Hantepe saldırısını gösteriyor. Paşa'nın 'rezalet' diye tanımladığı olayların tamamında zafiyet söz konusu. Ancak bugüne kadar kamuoyuna yansıyan 'Heron' haberlerine bakınca, meselenin zafiyeti aşan boyutlara vardığı görülüyor. Nedense Paşa, kamuoyuna 'Heron ihaneti' olarak yansıyan haberlere hiç değinmiyor.
15 Temmuz 2010 tarihinde Bugün gazetesi, gündeme bomba gibi düşen bir haber yayımladı. Haberde MİT tarafından tespit edilen ve Genelkurmay'a gönderilen telefon görüşmesindeki diyaloglar vardı. Konuşanlardan biri hava pilot üsteğmen, diğeri pilot yarbay. Batman'da konuşlu Heronların görüntü ve bilgilerinin çok net olduğunu belirten subay, "Mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız. Değilse görüntü ve koordinatlarına müdahale edilmeli." diyor. Yani üsteğmen, Koşaner'in 'büyük imkân' olarak değerlendirdiği Heron'u düşürmeyi öneriyor. "Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi baskı aldım." diye devam ediyor. Komutanından konuyu, ilgilisi ile görüşmesini talep ediyor. Görüşmede üst rütbeli subay, astının evine gelme talebini 'sağlıklı olmaz' gerekçesiyle kabul etmiyor. "Bu telefona dikkat ediyorsun değil mi?" diyerek uyardığı anlaşılıyor. Peki, MİT'in tespit ettiği bu subaylar için Genelkurmay ne yapıyor? Onu da aynı gazetenin haberinden öğreniyoruz. Skandala adı karışan Yarbay Ç.'yi gözden uzak tutmak ve soruşturmadan kurtarmak için yurtdışına gönderiyor. Yarbay Ç. ile ilgili iletişim ise eşi üzerinden sağlanıyor ve bu teknik takibe takılıyor. İhaneti ortaya çıkaran MİT'e "O.. çocukları" denilerek ağır küfürler ediliyor. Dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından da doğrulanan bu olay, casusluk soruşturmasında da karşımıza çıkıyor.
Hantepe'deki Heron skandalı ile diğer baskınlarda yaşananları aynı kategoride değerlendirmemek lazım. Örneğin Dağlıca baskını. İki jandarma alay komutanının kendi aralarında yaptığı ve internete düşen ses kaydında baskının 12 gün önce ve hangi tepeye yapılacağının bilindiği anlatılıyor. Üstelik bu bilgi rapor halinde dönemin karargâhına da iletilmiş. Buna rağmen takviyesiz bırakılmış karakol. Sorumlu komutan da düğüne gitmiş o gün. Koşaner'in 'askerler birbirlerini vurdu' dediği olay büyük ihtimalle burada yaşanıyor. Bu kadar açık istihbarata rağmen gelen saldırıyı önleyemeyen komutan cezalandırıldı mı? Hayır. Kamuoyundaki infiale rağmen ödül verdiler. O komutan bir süre sonra Çağlar Cambaz isimli üsteğmeni bile bile ölüme gönderdiği için küçük bir ceza aldı.
İşin daha da vahim olan kısmı ise Ergenekon iddianamesinde gün yüzüne çıktı. İddianame eklerinde Dağlıca baskını sırasında adından çok söz edilen Kurmay Albay Onur Dirik'in baskından yaklaşık bir yıl önce Ergenekon zanlısı Asuman Özdemir'le yaptığı haberleşme kayıtları yer alıyor. Dirik yakın ilişki içinde olduğu anlaşılan Asuman Özdemir'e Dağlıca fotoğrafları ve kimi askerî bilgiler yolluyor. Tam da '367 skandalı'ndan sonra Türkiye'nin referandum için sandığa gittiği günde yaşanan böyle bir saldırıyı zafiyetle açıklamak mümkün mü?
Zaman
