Zafer KARLI
Tesbihat Bir İman ve Ubûdiyet Mektebidir
Namaz Sonrası Tesbihatın Sünnetten Risale-i Nur Mesleğine Uzanan Mânâsı
Namaz, kulun Rabbiyle münasebetini en kapsamlı şekilde ortaya koyan ibadetlerden biridir. Fakat namazın selâmla tamamlanması, kulun zikir ve ubûdiyet hâlinin sona ermesi demek değildir. Namazdan sonra yapılan tesbihat, namazda ortaya konulan tevhid, tesbih, tahmid ve tekbir mânâlarının zikir ve dua ile devam ettirilmesine vesile olur.
Tesbihatın temelinde Hz. Peygamber’in (asm) sünneti vardır. Farz namazlardan sonra üç defa istiğfar edilmesi, “Allahümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm...” duasının okunması ve 33’er defa tesbih, tahmid ve tekbir getirilmesi sahih rivayetlerle sabittir. Diyanet İşleri Başkanlığı da namaz sonrası tesbihat ve duaların namazın bir parçası olmadığını, fakat makbul ibadetler arasında yer aldığını belirtmektedir.[1]
Bununla birlikte bugün Nur talebeleri arasında okunan geniş tesbihat tertibini yalnızca hadislerde geçen zikirlerden ibaret görmek de doğru değildir. Bu tertibin içerisinde Kur’an âyetleri, sahih hadislerde bulunan zikirler, salavatlar, evrad ve dua geleneğinden gelen münacatlar ve Risale-i Nur hizmetinin dilini yansıtan özel niyazlar bir arada bulunmaktadır.
Dolayısıyla tesbihatın bütün lafızlarını aynı kaynak derecesinde değerlendirmek ilmî bakımdan doğru değildir.
Asıl mesele, bu farklı unsurların hangi kulluk mânâsı etrafında birleştiğini görebilmektir.
Bediüzzaman’ın yaklaşımında tesbihat, namazın ardından gelişigüzel eklenmiş bir zikirler topluluğu değildir. O, tesbihatı tarîkat-ı Muhammediye ve velâyet-i Ahmediyenin evradı olarak niteler.[2] Ayrıca kendi mesleğinin kısa ve umumî yolunu anlatırken, bu yolun evradı arasında özellikle “namazın arkasındaki tesbihâtı yapmak” bulunduğunu açıkça belirtir.[3]
Bu bakımdan tesbihat, Risale-i Nur mesleğinde üzerinde ayrıca durulması gereken bir kulluk terbiyesidir.
1. Tesbihatın Sünnetteki Temeli
Namaz sonrası zikir ve dua, Hz. Peygamber’in (asm) sünnetinde açık biçimde yer almaktadır.
Resûlullah (asm), farz namazdan sonra üç defa istiğfar eder ve:
“Allahümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm, tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm”
buyururdu.[1]
Yine sahih hadislerde namazdan sonra 33 defa “Sübhânallah”, 33 defa “Elhamdülillah”, 33 defa “Allahu ekber” denilmesi ve yüzün tevhid cümlesiyle tamamlanması rivayet edilmiştir.[1]
Böylece namaz sonrasındaki tesbihatın temelinde güçlü bir sünnet zemini bulunduğu görülmektedir.
Ayrıca namazlardan sonra Âyetü’l-Kürsî okunmasının mendup olduğu da Diyanet’in Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından belirtilmektedir.[4]
Buradan hareketle tesbihatın temel unsurlarını üç başlıkta görmek mümkündür:
Sünnetle açıkça sabit olan zikirler, Kur’an’dan okunan âyetler ve dua-salavat geleneği içerisinde yer alan diğer metinler.
Bu ayrım, uzun tesbihatın dinî değerini azaltmaz. Aksine, onun hangi unsurlarının hangi kaynağa dayandığını daha doğru anlamamızı sağlar.
2. Bediüzzaman’ın Tesbihata Verdiği Özel Konum
Bediüzzaman’ın tesbihata verdiği önem, sıradan bir tavsiye seviyesinde değildir.
Sikke-i Tasdik-i Gaybî’de yer alan ve doğrudan “Namaz Tesbihatının Faziletine Ait Isparta’ya Gönderilen Mektuptur” başlığını taşıyan bahis, bu konuda en açık metinlerden biridir.
Bediüzzaman burada şöyle der:
“Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir (a.s.m.) ve Velayet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bir evradıdır.”[2]
Ardından bu tesbihatın, Hz. Peygamber’in (asm) velâyet-i kübrâsıyla bağlantılı özel bir evrad olduğunu açıklar.
Burada “tarîkat-ı Muhammediye” ifadesini belirli bir tasavvuf tarikatının adı gibi anlamamak gerekir. Bediüzzaman’ın burada kastettiği, Hz. Peygamber’in (asm) sünnet ve kulluk yoludur.
Daha sonra tesbihatı çok geniş bir zikir halkası içinde tasvir eder. Namazdan sonra “Sübhânallah” diyen müminin, yalnız kendi şahsî zikrini değil, ümmet-i Muhammed’in geniş zikir dairesini de mânâ itibarıyla nazara alabileceğini ifade eder.[2]
Bu yaklaşımın önemli bir sonucu vardır:
Tesbihat, ferdî bir ibadeti küllî bir kulluk şuuruna bağlamaktadır.
İnsan tek başına namaz kılarken bile, mânâ itibarıyla ümmetin zikir halkasına iştirak ettiğini düşünebilir.
3. Tesbih, Tahmid ve Tekbir: Namazın Çekirdekleri
Bediüzzaman’ın Dokuzuncu Söz’de yaptığı açıklama, tesbihatın hikmetini anlamak açısından temel bir metindir.
Şöyle der:
“Tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler.”[5]
Ardından namazdan sonra bu kelimelerin 33 defa tekrar edilmesini, namazın mânâsını te’kid ve takviye eden bir uygulama olarak açıklar.[5]
Bu ifade, tesbihatın mahiyetini büyük ölçüde ortaya koymaktadır.
“Sübhânallah”, Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih etmektir.
“Elhamdülillah”, bütün nimetlerin ve güzelliklerin gerçek sahibinin Allah olduğunu bilerek O’na hamdetmektir.
“Allahu ekber”, Allah’ın azamet ve kudretini bütün sebeplerin ve mahlûkatın üzerinde görmektir.
Bu üç zikir, insanın Allah karşısındaki üç temel hâlini de besler: tenzih, şükür ve tazim.
Ardından gelen tevhid ise bütün bu mânâları “Lâ ilâhe illallah” ile bir merkezde toplar.
Bu sebeple tesbihat, namazın dışında olmakla birlikte namazın mânâsından kopuk değildir.
Namazın içinde yaşanan kulluk şuuru, tesbihatla sözlü ve şuurlu bir şekilde pekiştirilir.
4. Tesbihat ve Risale-i Nur’un Dört Esası
Bediüzzaman, Kur’an’dan istifade ettiği kısa ve umumî hakikat yolunu acz, fakr, şefkat ve tefekkür esasları üzerine kurar.[3]
Bu dört esas ile tesbihat arasında doğrudan bir mânâ münasebeti vardır.
“Sübhânallah” diyen insan, kendi kusur ve noksanlığını fark ederek Allah’ın kemâlini tasdik eder.
“Elhamdülillah” diyen insan, sahip olduğu nimetlerin gerçek sahibinin kendisi olmadığını idrak eder.
“Allahu ekber” diyen insan, kendi gücünün sınırlılığını görerek Allah’ın kudret ve azametini tasdik eder.
Dua ve istiğfar ise insanın aczini ve ihtiyacını Rabbine arz etmesini sağlar.
Bu bakımdan tesbihat, Bediüzzaman’ın dört esaslı mesleğinin günlük kulluk hayatındaki yansımalarından biri olarak okunabilir.
Nitekim Bediüzzaman, bu kısa yolun evradını açıklarken sünnete ittibayı, farzları yerine getirmeyi, kebairi terk etmeyi ve özellikle namazın arkasındaki tesbihatı yapmayı birlikte zikretmektedir.[3]
Burada tesbihatın neden Risale-i Nur mesleği içerisinde bu kadar önem kazandığı daha açık hâle gelir.
5. Tevhid: Tesbihatın Merkezindeki Hakikat
Uzun tesbihatın bütün bölümleri arasında en güçlü ortak damar tevhiddir.
33 defa yapılan tesbih, tahmid ve tekbirin ardından gelen:
“Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh...”
şeklindeki tevhid cümlesi, zikirlerin mânâsını bir iman esasında toplar.
Bediüzzaman, özellikle sabah ve akşam namazlarından sonra okunması faziletli olan uzun tevhid cümlesini Yirminci Mektup’ta geniş biçimde ele alır. Bu cümlenin her bir kelimesinde tevhid-i rubûbiyet ve vahdaniyetin çeşitli mânâlarının bulunduğunu açıklar.[6]
Dolayısıyla tesbihatın tevhid cümlesi, yalnızca “Allah birdir” demenin tekrarı değildir.
“Mülk O’nundur.”
“Hamd O’na mahsustur.”
“Hayatı veren ve ölümü veren O’dur.”
“Hayır O’nun elindedir.”
“Dönüş O’nadır.”
Böylece insanın hayatına dair bütün temel sorular tevhid perspektifinden yeniden düzenlenir.
Tesbihat, insanın dağınık dikkatini tekrar Allah’ın rubûbiyetine bağlayan bir zikir terbiyesidir.
6. Uzun Tesbihatta Salavat ve Nübüvvet Şuuru
Sabah tesbihatının fiilî tertibine bakıldığında, tevhid zikirlerinin ardından salavatların geniş biçimde yer aldığı görülmektedir.[7]
Bunun Kur’an’da açık bir temeli vardır:
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzâb, 33/56)
Salavat, böylece tesbihatın tevhid merkezine nübüvvet şuurunu ekler.
Tevhid Allah’ın birliğini, salavat ise Hz. Muhammed’in (asm) Allah’ın Resûlü olduğunu ve onun sünnetine bağlılığın gereğini hatırlatır.
Fakat burada da kaynak bakımından dikkatli olmak gerekir.
Kur’an ve sünnette salât u selâmın temeli sabittir. Ancak tesbihat içerisinde kullanılan her salavat terkibini doğrudan hadis metni olarak göstermek doğru değildir.
Salavatın aslı sünnettir; belirli salavat terkipleri ise dua ve evrad geleneği içerisinde çeşitlenmiştir.
Bu ayrım, tesbihatın ilmî değerlendirilmesinde korunmalıdır.
7. İstiâze ve Nefis Terbiyesi
Uzun tesbihatın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Allah’a sığınma dualarıdır.
Bu dualarda cehennemden, nefsin ve şeytanın şerrinden, dalâletten, ilhaddan, tuğyandan ve çeşitli mânevî tehlikelerden Allah’a sığınılır.[7]
Bu bölüm, tesbihatın yalnızca “Allah’ı övmek” olmadığını gösterir.
Kul bir taraftan Allah’ı tesbih ve tahmid ederken diğer taraftan kendi zaafını ve tehlikelere açık hâlini kabul ederek Allah’ın himayesine sığınır.
Bu, Bediüzzaman’ın acz ve fakr anlayışıyla doğrudan uyumludur.
İnsan kendi nefsine güvenmek yerine Rabbine iltica eder.
Bu açıdan istiâze, tesbihatın nefis terbiyesi boyutunu güçlendirir.
Özellikle “nefsin şerri”nden Allah’a sığınmak, insanın kötülüğü yalnız dışarıda aramaması gerektiğini hatırlatır.
En zor mücadelelerden biri insanın kendi nefsiyle olan mücadelesidir.
Tesbihat bu mücadeleyi her gün yeniden hatırlatır.
8. Esmâ-i İlâhiye ile Tefekkür
Sabah tesbihatının geniş bölümünde Allah’ın çeşitli isimleri zikredilerek dua edilir:
“Yâ Rahmân”, “Yâ Rahîm”, “Yâ Hamîd”, “Yâ Hakîm”, “Yâ Mecîd”, “Yâ Melîk”, “Yâ Kuddûs”, “Yâ Selâm”, “Yâ Alîm”, “Yâ Gafûr” ve daha birçok isim bu tertip içerisinde yer almaktadır.[7]
Burada tesbihatın tefekkür boyutu belirginleşir.
Kul yalnızca Allah’ın ismini tekrar etmez; o ismin ifade ettiği mânâyı hayatıyla ilişkilendirmeye yönelir.
Rahmân ismi rahmeti, Rahîm ismi hususî rahmeti, Hakîm ismi hikmeti, Gaffâr ismi mağfireti, Kadir ve Muktedir isimleri kudreti düşündürür.
Bediüzzaman’ın tefekkür yolunun “Hakîm” ismine, fakrın “Rahmân” ismine ve şefkatin “Rahîm” ismine ulaştırdığını ifade etmesiyle bu yön arasında kuvvetli bir münasebet vardır.[3]
Fakat burada da kaynak ayrımı korunmalıdır.
Bu esmâ dualarını sahih hadis metinleri olarak göstermek doğru değildir. Bunlar geniş dua ve evrad geleneği içinde yer alan metinlerdir. Nitekim Risale merkezli kaynaklarda da bu duaların hadis kitaplarında bulunmadığı, klasik evrad kaynaklarında yer aldığı belirtilmektedir.[8]
Dolayısıyla bunların değeri, hadis olmalarından değil; mânâlarının İslâm’ın tevhid ve dua anlayışıyla uyumlu olmasından ve uzun süredir evrad geleneğinde okunmasından kaynaklanır.
9. Âyetü’l-Kürsî ve Haşir Sûresi: Zikirden Tefekküre
Tesbihatın içerisinde Âyetü’l-Kürsî’nin bulunması da anlamlıdır.
Âyetü’l-Kürsî, Allah’ın hayy ve kayyûm oluşunu, ilmini, kudretini ve hâkimiyetini ortaya koyan temel tevhid âyetlerinden biridir.
Diyanet de namazlardan sonra Âyetü’l-Kürsî okunmasını mendup olarak değerlendirmektedir.[4]
Sabah tesbihatının ilerleyen kısmında Haşir sûresinin son âyetlerinin okunması ise Allah’ın isim ve sıfatlarını daha geniş bir çerçevede nazara verir.[7]
Böylece tesbihatın hareket noktası olan ferdî zikir, kâinatı ve insanı Allah’ın isimleri açısından okumaya doğru genişler.
Bu nokta Risale-i Nur’un tefekkür anlayışıyla da örtüşür.
Bediüzzaman için kâinat, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini gösteren büyük bir kitaptır. İnsan da bu kitabı iman nazarıyla okumaya çağrılır.
Dolayısıyla tesbihatın sonunda esmâ ve âyetlerin bulunması, zikri yalnızca dilde bırakmayıp tefekkür ufkuna taşır.
10. “Biz” Dili: Uhuvvet ve Ortak Kulluk Şuuru
Uzun Nur tesbihatının diğer önemli özelliği, duanın geniş ölçüde “biz” diliyle yapılmasıdır.
Kişi yalnız kendisi için değil; anne babası, kardeşleri, yakınları, müminler ve iman hizmetinde bulunanlar için de dua eder.[7]
Bu durum Risale-i Nur’daki uhuvvet anlayışıyla uyumlu bir kulluk tavrıdır.
Dua eden insan, kendi kurtuluşunu başkasının kurtuluşundan ayırmaz.
Bu bakımdan tesbihat, insanı ferdî kulluktan kardeşlik şuuruna taşır.
Bediüzzaman’ın namaz tesbihatını geniş bir zikir halkası içerisinde değerlendirmesi de bu anlayışı destekler.[2]
Burada “iştirak-i a‘mâl-i uhreviye” kavramı da hatırlanabilir. Fakat bu kavramı tesbihatın her cümlesine doğrudan Bediüzzaman’ın yaptığı özel bir açıklama gibi değil, Risale-i Nur’daki ortak hizmet ve uhuvvet anlayışının tesbihattaki bir yansıması olarak değerlendirmek daha isabetlidir.
11. Tesbihatın Kaynaklarını Birbirine Karıştırmamak
Tesbihat hakkında yapılan bazı değerlendirmelerde en önemli problem, tertipte bulunan bütün cümlelerin hadis veya sünnet olarak gösterilmesidir.
Oysa geniş Nur tesbihatının yapısına bakıldığında farklı kaynak katmanları görülmektedir:
Kur’an âyetleri
Sahih hadislerde yer alan zikirler
Sünnete dayanan salât u selâm
Klasik evrad ve dua geleneğinden gelen münacatlar
Esmâ-i İlâhiye ile yapılan dualar
Nur talebeleri arasında yerleşen hizmet ve uhuvvet duaları
Bunları tek bir kategoriye indirmek yerine, her birini kendi kaynağı içinde değerlendirmek daha doğrudur.
Meselâ 33 defa “Sübhânallah”, “Elhamdülillah” ve “Allahu ekber” denilmesi sahih hadislerle sabittir.[1]
Âyetü’l-Kürsî’nin namazlardan sonra okunmasının dayanağı vardır.[4]
Salât u selâmın Kur’an’da açık temeli vardır.
Buna karşılık “Sübhâneke yâ Allah...” şeklindeki uzun esmâ dualarını veya “Sübhâneke âhiyyen şerâhiyyen...” şeklindeki bölümleri sahih hadis metni olarak göstermek doğru değildir.
Bu metinlerin evrad geleneğindeki yerini araştırmak gerekir. Risale merkezli kaynaklar, söz konusu duaların klasik evrad literatürüyle bağlantısına dikkat çekmektedir.[8]
Bu ayrım, tesbihatı zayıflatmaz.
Tam tersine hangi cümlenin Kur’an, hangisinin hadis, hangisinin dua ve evrad geleneği olduğunu bilerek okumak, tesbihata daha şuurlu yaklaşmayı sağlar.
12. Tesbihat Bir “Liste” Değil, Bir Kulluk Akışıdır
Uzun tesbihatın yapısına dikkat edildiğinde aslında belirli bir kulluk akışı görülmektedir.
Önce Allah’ın selâm ve selâmet sahibi olduğu hatırlanır.
Sonra salavatla Hz. Peygamber’e (asm) yönelinir.
Ardından genel tevhid ve zikirler okunur.
Âyetü’l-Kürsî ile Allah’ın ulûhiyet, ilim ve kudreti nazara alınır.
33’lü tesbihatla namazın temel mânâları tekrar edilir.
Tevhid cümlesiyle bütün zikirler birleştirilir.
Sonra istiğfar ve dua ile insan kendi aczini ortaya koyar.
Salavatlarla nübüvvet bağı güçlendirilir.
Esmâ-i İlâhiye ile Allah’ın farklı isim ve sıfatları düşünülür.
Nefs, şeytan, dalâlet ve diğer mânevî tehlikelerden Allah’a sığınılır.
Son olarak Kur’an âyetleriyle tefekkür genişletilir.
Bu yapı dikkate alındığında tesbihatın basit bir “zikir listesi” olmadığı anlaşılır.
Tesbihat, tevhid ile başlayıp tefekküre, istiğfara, salavata, duaya ve yeniden kulluk şuuruna uzanan bütünlüklü bir mânevî eğitim akışıdır.
13. Tesbihat Nasıl Okunmalı?
Tesbihatın gerçek faydası, yalnızca kelimeleri hızlıca tamamlamakla elde edilmez.
“Sübhânallah” derken Allah’ı tenzih etmek.
“Elhamdülillah” derken nimetin sahibini bilmek.
“Allahu ekber” derken Allah’ın kudretini kendi gücünün üzerinde görmek.
“Lâ ilâhe illallah” derken tevhidi yenilemek.
Salavat getirirken Resûlullah’ın (asm) sünnetine bağlılığı hatırlamak.
İstiâze ederken nefsin ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınmak.
Esmâ-i İlâhiyeyi okurken o isimlerin mânâlarını düşünmek.
“Biz” diyerek dua ederken mümin kardeşlerini kendi duasının içine almak.
Bütün bunlar tesbihatın şuurunu meydana getirir.
Burada her cümlenin tercümesini zihinde aynı anda kurmak şart değildir. Fakat okunan zikrin temel mânâsını bilmek ve kalbi o mânâya yöneltmek önemlidir.
Bediüzzaman’ın zikir ve tesbihat hakkındaki yaklaşımı, kuru bir tekrar değil, mânâ ile birleşen bir kulluk hâlini esas alır.
Bu sebeple tesbihat mümkün olduğunca aceleye getirilmeden, fakat kendisini uzun ve ağır bir merasime dönüştürmeden okunmalıdır.
Sonuç
Namaz tesbihatı, İslâm’ın kulluk hayatında köklü bir yere sahiptir. Temel zikirleri sahih sünnete dayanır. Bediüzzaman ise bu sünnet temelli tesbihatı Risale-i Nur’un iman, tefekkür, acz, fakr, şefkat, uhuvvet ve hizmet anlayışı içerisinde özel bir konuma yerleştirmiştir.
Bediüzzaman’ın ifadeleri burada son derece açıktır:
“Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir ve Velayet-i Ahmediyenin bir evradıdır.”[2]
Yine kendi mesleğinin evradını anlatırken:
“Namazın arkasındaki tesbihâtı yapmaktır.”[3]
der.
Dokuzuncu Söz’de ise tesbih, tahmid ve tekbiri “namazın çekirdekleri” olarak nitelendirir ve namaz sonrasında tekrar edilmelerini namazın mânâsını te’kid ve takviye eden bir uygulama olarak açıklar.[5]
Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde tesbihatın Risale-i Nur açısından taşıdığı mânâ daha açık biçimde ortaya çıkar.
Tesbihat, namazın ardından eklenen mekanik bir zikir listesi değildir.
O, namazda ortaya konulan kulluk şuurunun zikir, tevhid, istiğfar, salavat, dua ve tefekkür ile devam ettirilmesidir.
“Sübhânallah” ile tenzih,
“Elhamdülillah” ile şükür,
“Allahu ekber” ile tazim,
“Lâ ilâhe illallah” ile tevhid,
salavat ile nübüvvet şuuru,
istiâze ile iltica,
esmâ-i İlâhiye ile tefekkür,
“biz” diliyle uhuvvet ve dua birlikte işlenir.
Bu sebeple “Tesbihat bir iman ve ubûdiyet mektebidir” sözü, Bediüzzaman’a ait bir nakil olarak değil, Risale-i Nur’un tesbihat hakkındaki yaklaşımının özlü bir ifadesi olarak anlaşılmalıdır.
Tesbihatın hakikati, yalnızca dilin hareketinde değil; o zikrin kalpte tevhid, şükür, acz, fakr, teslimiyet ve kulluk şuuru meydana getirmesindedir.
Namazla başlayan kulluk hâli, tesbihatla derinleşir; dua ile genişler; tefekkürle kâinata açılır ve nihayet insanı yeniden Allah’ın huzurunda bulunduğu şuuruna getirir.
İşte tesbihatın asıl mânâsı budur.
Dipnotlar
[1] Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu, “Namazlardan sonra tesbîhât nasıl yapılır?”; Müslim, Mesâcid, 135, 146; Buhârî, Ezân, 155.
[2] Bediüzzaman Said Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, “Namaz Tesbihatının Faziletine Ait Isparta’ya Gönderilen Mektuptur”, s. 151-152.
[3] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Zeyl, s. 438. Aynı bahis Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Zeyl, s. 442’de de yer almaktadır.
[4] Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu, “Namazdan sonra Âyetü’l-Kürsî okumanın hükmü nedir?”
[5] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Dokuzuncu Söz, s. 45.
[6] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirminci Mektup, s. 217.
[7] Sabah Namazı Tesbihatı, Sorularla Risale, ilgili tesbihat tertibi.
[8] Sorularla Risale, “Namazdan sonraki uzun tesbihatın detaylı olarak hadis dayanakları konusunda bilgi verir misiniz?”; ayrıca klasik evrad literatürü içerisinde Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî, Mecmû‘atü’l-Ahzâb.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.