Zafer KARLI
Şeytan Bediüzzaman’dan Neden Nefret Ediyor?
Kur’ân-ı Kerîm, şeytanın insan için apaçık bir düşman olduğunu bildirir: “Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman edinin.” (Fâtır, 35/6).
Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatı ve eserleri, insanın imanını koruma, vesveseyle mücadele etme, nefsini terbiye etme ve ahlâkını güzelleştirme çabası açısından son derece önemlidir. Özellikle Lem’alar eserindeki On Üçüncü Lem’a, şeytanın hilelerini ve insanın bunlara karşı nasıl korunabileceğini ele alır. Sözler, Mektubat ve Şuâlar iman hakikatlerinin açıklanmasına; Tarihçe-i Hayat ise Bediüzzaman’ın hayatına ilişkin tarihî çerçevenin anlaşılmasına yardımcı olur.¹
Bu yazının başlığı Bediüzzaman’ın iman hizmetiyle şeytanın insanı saptırma gayesi arasındaki karşıtlığı anlatan bir ifade olarak ele alınmıştır.
1. İman hakikatlerini açıklamıştır
Bediüzzaman’ın hizmetinin merkezinde Allah’ın varlığı ve birliği, nübüvvet, haşir ve ahiret gibi temel iman esasları bulunur. Sözler, Mektubat ve Şuâlar eserlerinde bu meseleler çeşitli yönleriyle ele alınır. Amaç, insanın yalnızca inandığını söylemesi değil, inandığı hakikatleri anlaması ve bunlar üzerinde düşünmesidir.²
Kur’ân’ın bildirdiği iman esaslarını açıklamak, insanın yaratılış gayesini ve kulluk sorumluluğunu kavramasına yardımcı olur. Bu bakımdan Bediüzzaman’ın iman hizmeti, insanı hakikate yaklaştıran bir irşad faaliyetidir. Zira iman hakikatlerini açıklamak, insanın inancını bilinçli bir şuur hâline getirmesine hizmet eder.
2. Tevhid şuurunu güçlendirmiştir
Tevhid, Allah’ın birliğine inanmanın yanında, kâinatı O’nun kudret ve iradesiyle ilişkilendirerek anlamayı da kapsar. Bediüzzaman, varlıklar ve kâinattaki düzen üzerinde düşünerek Allah’ın isim ve sıfatlarını tanımaya yönelir. Bu yaklaşım, külliyatın tefekkür ve iman bahislerinde geniş biçimde görülür.³
Tevhid şuuru, insanın kâinatı başıboş ve anlamsız görmek yerine yaratılış üzerinde düşünmesini sağlar. Böylece insan, kendisini yalnızca maddî ihtiyaçları bulunan bir varlık olarak değil, kulluk ve sorumluluk taşıyan bir insan olarak değerlendirir. Tevhid, insanın hem kâinata hem de kendi hayatına anlamlı bir nazarla bakmasını sağlar.
3. Vesveselerin mahiyetini açıklamış, çözüm üretmiştir
On Üçüncü Lem’a, şeytanın hilelerini ve vesveseye karşı korunma yollarını ele alan temel metinlerden biridir. Eser, insanın zihninde beliren kuşkuları nasıl değerlendirmesi gerektiği üzerinde durur.⁴
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa Allah’a sığın.” buyrulur (el-A‘râf, 7/200). Sahih bir hadiste de şeytanın insanı inkara kadar götüren vesvesesinden söz edilir; böyle bir durumda Allah’a sığınmak ve bu düşünceyi sürdürmemek öğütlenir.⁵
Bu, her sorunun veya araştırma isteğinin şeytanî olduğu anlamına gelmez. Delil istemek ve hakikati araştırmak başka, insanı sonuçsuz bir kuşku döngüsüne sürükleyen vesvese başkadır. Vesveseyle mücadele, düşünmeyi bırakmak değil; hakikati araştırırken vesvesenin etkisini tanımaktır. İşte Bediüzzaman’da muazzam külliyatı ile bu dersi vermiştir.
4. İmanı taklitten tahkike çeviren dersler vermiştir
Taklidî iman, kişinin inandığı hakikatleri yeterince araştırmadan benimsemesidir. Tahkikî iman ise iman esaslarını delilleriyle anlamaya ve bilinçli bir kanaat geliştirmeye yönelmektir. Bu ayrım, Risale-i Nur’un iman meselelerini açıklama yöntemini anlamak bakımından önemlidir.⁶
Bediüzzaman, iman meselelerini akla ve kalbe hitap eden izahlarla ele alır. Böylece insanın duyduğu bilgileri yalnızca tekrarlaması yerine, inandığı hakikatler üzerinde düşünmesini teşvik eder.
Tahkikî iman, insanın hiçbir soru yaşamayacağı anlamına gelmez. Önemli olan, sorular karşısında araştırmayı sürdürmek ve delilleri dikkatle değerlendirmektir. Çünkü imanını anlamaya çalışan insan, inancını yalnızca bir alışkanlık değil, bilinçli bir tercih ve sorumluluk olarak yaşar.
5. Allah’ın rahmetinden asla ümit kesilmemesini ders vermiştir
Kur’ân-ı Kerîm, “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” buyurur (ez-Zümer, 39/53). Bu âyet, insanın günahları ve hataları karşısında ümitsizliğe kapılmaması, tövbe ederek yeniden Allah’a yönelmesi gerektiğini hatırlatır.⁷
Bediüzzaman’ın eserlerinde insanın aczi, fakrı ve Allah’ın rahmetine duyduğu ihtiyaç üzerinde durulur. Bu yaklaşım, insanın kendi gücünü mutlaklaştırmasını da kusurlarından dolayı bütünüyle ümitsizliğe düşmesini de engelleyen bir denge sunar. Her üzüntünün veya ümitsizlik hissinin doğrudan şeytandan kaynaklandığını söylemek doğru değildir. Bununla birlikte insanı tövbeden, iyilikten ve Allah’a yönelmekten uzaklaştıran telkinler, Kur’ân’ın rahmet mesajıyla çelişir. Nitekim iman, hiç hata yapmamak değil; hata karşısında sorumluluk alarak yeniden doğruya yönelmektir.
6. Tahribe karşı imarı ve tamiri esas almıştır
Bediüzzaman, On Üçüncü Lem’a’nın Birinci İşaret’inde tahrip ile imar arasındaki farkı açıklar. Bir binayı yapmak uzun emek isterken onu yıkmak çok daha kısa sürebilir. Bu örnek, hayır ve hidayetin inşa edici yönüyle şer ve dalâletin tahrip edici yönünü anlatır.⁸ Bu ölçü insanın ahlâkî ve mânevî hayatı için de geçerlidir. Güven, kardeşlik ve güzel ahlâk zamanla gelişirken yalan, kin ve haksızlık bunlara kısa sürede zarar verebilir. İman hizmeti de yalnızca yanlışları göstermekten ibaret değildir; aynı zamanda insanın düşüncesini, ahlâkını ve sorumluluk bilincini güçlendirmeyi hedefler.Yapıcı olmak, yalnızca kötülüğü eleştirmek değil, onun yerine iyiyi ve doğruyu koymak için emek vermektir.
7. Ahiret ve hesap şuurunu daima canlı tutmuştur
Bediüzzaman’ın Sözler eserindeki Onuncu Söz, haşir ve yeniden diriliş meselesini ele alır. Bu bahislerde ahiret inancı, insanın varoluşu ve adalet beklentisiyle birlikte değerlendirilir.⁹
Ahiret şuuruna sahip insan, davranışlarını yalnızca dünya menfaatiyle ölçmez. Haksızlık karşısında sorumluluk duyar; yaptığı iyiliklerin ve kötülüklerin hesabını vereceğini düşünür. Bu bilinç, ahlâkî sorumluluğun güçlenmesine katkıda bulunur. Çünkü ahiret inancı, insanın hayatını yalnızca bugünün menfaatleriyle değil, hesap verme sorumluluğuyla da değerlendirmesini sağlar.
8. Hayatı boyunca ihlâsı esas almıştır
Bediüzzaman’ın Yirmi Birinci Lem’a adlı eseri, yaygın adıyla İhlâs Risalesi, dinî hizmette samimiyetin önemini açıklar. Eserde Allah’ın rızasını esas almak, şahsî çıkarları öne çıkarmamak ve kardeşler arasında rekabet yerine dayanışmayı tercih etmek üzerinde durulur.¹⁰
İhlâsın zedelenmesi, haklı bir davanın bile kişisel şöhret veya üstünlük arayışına dönüşmesine yol açabilir. İnsan, başkalarına iyiliği tavsiye ederken kendi niyetini de sorgulamalıdır. Çünkü hakikati savunmak kadar, onu hangi niyetle savunduğu da önemlidir. İhlâs, yapılan işin merkezine şahsî çıkarı değil, Allah’ın rızasını koyma çabasıdır.
9. Müminler arasındaki kardeşliği güçlendirmiştir
Bediüzzaman, iman hizmetinde kardeşlik hukukunu korumaya önem verir. Yirmi Birinci Lem’a’da ele alınan ilkeler, müminlerin birbirlerinin meziyetlerini takdir etmelerini, şahsî rekabetten uzak durmalarını ve ortak hizmeti kişisel üstünlük aracı hâline getirmemelerini öğütler.¹¹
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Müminler ancak kardeştirler.” buyrulur (el-Hucurât, 49/10). Bu kardeşlik, herkesin her konuda aynı düşünmesi anlamına gelmez. Farklılıklar karşısında adaletli davranmayı, haksızlık etmemeyi ve başkasının hukukunu korumayı gerektirir. İman kardeşliği, ortak inancın gerektirdiği ahlâkî sorumluluğu da taşımaktır.
10. İnsanı kendi nefsiyle yüzleşmeye çağırmış, gafleti dağıtmıştır
Şeytanla mücadele, yalnızca dışarıdaki kötülükleri teşhis etmek değildir. İnsan kendi gururunu, öfkesini, bencilliğini ve haksızlıklarını da sorgulamalıdır. Kur’ân, nefsin arındırılmasının önemini vurgular (eş-Şems, 91/7-10).¹²
Bediüzzaman’ın ihlâs, uhuvvet ve nefis muhasebesiyle ilgili açıklamaları, insanın kendisini sürekli haklı görmesine karşı bir ölçü sunar. Başkalarının kusurlarını kolayca fark eden kişi, kendi hatalarını da aynı ciddiyetle değerlendirmelidir. Çünkü insanın kendi nefsini sorgulaması, hakikati başkalarına karşı bir silaha dönüştürmesini engelleyen önemli bir ahlâkî ölçüdür.
11. Kur’ân’ın tefekkür çağrısını asrın idrakine sunmuştur
Kur’ân, insanı gökler, yer ve kendi yaratılışı üzerinde düşünmeye çağırır (Âl-i İmrân, 3/190-191; el-Gâşiye, 88/17-20). Bediüzzaman da kâinatı Allah’ın isim ve sıfatlarını tanımaya vesile olan bir tefekkür alanı olarak ele alır.¹³
Bu yaklaşımda tabiat, yalnızca gözlemlenen maddî varlıklardan ibaret değildir; insanın yaratılışın anlamını ve kendi sorumluluğunu düşünmesine de vesile olur. Bununla birlikte bilimsel gözlem ile dinî yorum birbirine karıştırılmamalıdır. Tefekkür, bilimsel verileri tek başına dinî hükümlerin kesin ispatı saymak değil, varlık ve yaratılış hakkında dikkatle düşünmektir. Tefekkür, varlıkların anlamını, yaratılışını ve insanın bu dünyadaki sorumluluğunu düşünmektir.
12. Şeytanın hilesinin mutlak olmadığını göstermiştir
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” buyrulur (en-Nisâ, 4/76). Bu âyet, şeytanın hiçbir etkisinin bulunmadığı anlamına gelmez; onun hilesinin mutlak ve karşı konulamaz olmadığını bildirir.¹⁴
Bediüzzaman’ın On Üçüncü Lem’a’da ele aldığı istiâze, yani Allah’a sığınma yaklaşımı, insanın şeytanın hilelerini tanımasını ve bunlara karşı bilinçli davranmasını destekler. İnsan vesvese karşısında çaresiz değildir; Allah’a sığınırsa, düşüncesini gözden geçirir ve doğru davranışa yönelir. Şeytanın hilesini tanımak kadar, onun karşısında çaresiz olmadığını bilmek de önemlidir.
13. İman hizmetini bir hayat anlayışına dönüştürmüştür
Bediüzzaman’ın hizmeti, yalnızca dinî bilgileri açıklamakla sınırlı değildir. İman, ibadet, ahlâk, ihlâs, kardeşlik ve ahiret şuurunu bir bütün olarak ele alır. Sözler, Lem’alar, Mektubat ve Şuâlar, bu yaklaşımın farklı yönlerini ortaya koyar.¹⁵
İman hakikatlerini öğrenmek, insanın davranışlarına yansımadığı takdirde hayatı bütünüyle dönüştürmeyebilir. Bu nedenle imanla ahlâk, bilgiyle sorumluluk ve ibadetle güzel davranış arasında ilişki kurulmalıdır. Çünkü iman hizmetinin hedefi, yalnızca doğru bilgiyi öğretmek değil, insanın hayatını bu hakikatlerin ışığında düzenlemesine yardımcı olmaktır.
14. Şahsî ibadet hayatını iman hizmetinden ayrı görmemiştir
Bediüzzaman’ın eserlerinde namaz, dua, zikir, tefekkür ve ubudiyet önemli bir yer tutar. Sözler ve Lem’alar içinde ibadetin anlamını, insanın Allah’a karşı kulluk sorumluluğunu ve dua ihtiyacını açıklayan çeşitli bahisler bulunur. Bununla birlikte, külliyatında ibadetin yalnızca başkalarına tavsiye edilen bir görev değil, insanın Allah’la ilişkisini düzenleyen temel bir kulluk esası olduğu açıktır. İman hizmetiyle şahsî kulluk birbirinden koparılamaz; insanın anlattığı hakikatleri kendi hayatında yaşama gayreti de son derece önemlidir.
15. Takvayı daima ihlâs ile birlikte ele almıştır
Takva, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamak, haramlardan sakınmak ve dinin emirlerine uygun davranmaya çalışmaktır. Bediüzzaman’ın Yirmi Birinci Lem’a’da ele aldığı ihlâs ilkeleri, dinî hizmetin şahsî şöhret, üstünlük ve çıkar arayışına dönüşmemesi gerektiğini gösterir.¹⁷
Takva yalnızca kişisel ibadetlerle sınırlı değildir. İnsanın niyetine, davranışlarına ve başkalarının hukukuna karşı tutumuna da yansır. İhlâs ise bu sorumlulukların Allah’ın rızası gözetilerek yerine getirilmesini esas alır.
16. Zühd sahibi olması ve dünyevî menfaatler karşısındaki mesafesini koruması hayatının değişmez çizgisi olmuştur
Zühd, dünyayı bütünüyle terk etmek değil, dünya nimetlerini hayatın nihai amacı hâline getirmemektir. Bediüzzaman’ın hayatına ilişkin biyografik kaynaklar, sürgün, gözetim ve hapis gibi zor şartlarda da iman hizmetini sürdürdüğünü aktarır. Tarihçe-i Hayat ve TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki biyografik bilgiler, bu hayatın tarihî çerçevesini anlamak bakımından önemlidir.¹⁸
Bu hayat tecrübesi, dünyevî rahatlık ve menfaatlerin her durumda insanın temel ölçüsü hâline getirilmemesi bakımından anlamlıdır. Ancak zühdü yalnızca maddî imkânlardan uzak durmakla ölçmek eksik olur. Asıl mesele, insanın sahip olduğu imkânları nasıl kullandığı ve menfaatleri karşısında vicdanını ve inançlarını koruyup korumadığıdır. Nitekim zühdün özü, dünyayı yok saymak değil, dünya menfaatlerinin insanın vicdanını ve kulluk sorumluluğunu yönetmesine izin vermemektir.
17. Sıkıntılar karşısında sarsılmaz bir sabır ve sebat göstermiştir
Bediüzzaman’ın hayatı sürgünler, hapisler ve çeşitli kısıtlamalarla geçen dönemleri de kapsar. Biyografik kaynaklar, onun bu şartlarda eser telif etmeyi ve iman hizmetini sürdürmeyi bir sorumluluk olarak gördüğünü ortaya koyar.¹⁹
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” buyrulur (el-Bakara, 2/153). Sabır, haksızlığı onaylamak veya her türlü sıkıntı karşısında hareketsiz kalmak değildir. Doğru bildiği yolda ölçülü davranmak, zorluklar karşısında ümitsizliğe kapılmamak ve sorumluluğunu sürdürmektir.
Bediüzzaman’ın hayatındaki sebat, inandığı hakikatleri zor şartlarda da anlatmaya ve yaşamaya devam etmesi bakımından önemli bir örnektir. Unutulmamalıdır ki; sabır, zorluklar karşısında hak ve sorumluluk bilincini kaybetmemektir.
18. Şükür ve kanaati hayatının merkezinde tutmuştur
Şükür, Allah’ın nimetlerini tanımak, onları O’ndan bilmek ve nimetleri Allah’ın istediği yönde kullanmaktır. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” buyrulur (İbrâhîm, 14/7). Bediüzzaman’ın Sözler ve Lem’alar eserlerinde nimet, şükür, acz, fakr ve ubudiyet kavramları üzerinde daha çok durulur.²⁰
Şükür sadece sözle hamdetmekten ibaret değildir. İnsan sahip olduğu imkânları hayr ve hasenatta kullanması, başkalarının hakkını gözetmesi ve kendisine düşen sorumlulukları yerine getirmesidir. Zira Bediüzzaman’ın eserlerindeki kulluk anlayışı, insanın kendi gücünü mutlaklaştırmamasını ve nimetler karşısında sorumluluk bilinci taşımasını gerektirir. Çünkü şükür, nimeti fark etmekle başlar; onu doğru kullanmakla hayatın bir parçası hâline gelir.
Velhasıl;
“Şeytan Bediüzzaman’dan neden nefret ediyor?” sorusunun cevabı Bediüzzaman’ın açıkladığı sadece iman hakikatlerinde değil, bu hakikatleri hayatına taşıma gayretinde de aranmalıdır. İman, ibadet, ihlâs, sabır, şükür ve güzel ahlâkının birlikte değerlendirilmesi, onun hizmetinin anlamını ve hizmeti ile şeytana nasıl bir çelme taktığını daha bütünlüklü biçimde kavramamıza yardımcı olur.
Hz. Peygamberin (asm) emrinde bir ömür geçirmiş Bediüzzaman Hazretlerinin istikametinde gidip, Resulullah’a (asm) ümmet, Yüce Allah’a kul olma şerefi ile şereflenmemiz dileğiyle…Amin…Amin..Amin
Dipnotlar
1. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, “Hikmetü’l-İstiâze”; ayrıca Sözler, Mektubat, Şuâlar ve Tarihçe-i Hayat.
2. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, iman, tevhid ve haşir bahisleri; Mektubat ve Şuâlar, iman hakikatlerine ilişkin bahisler.
3. Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân 3/190-191; Fussılet 41/53. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, tevhid ve tefekkür bahisleri.
4. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, “Hikmetü’l-İstiâze”.
5. Kur’ân-ı Kerîm, el-A‘râf 7/200; Mü’minûn 23/97-98. Buhârî, Sahîh, “Bed’ü’l-halk”, hadis no. 3276. Hadis metni ve kaynak bilgisi için bk.
6. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, iman hakikatlerinin izahına ilişkin bahisler. Taklidî ve tahkikî iman hakkındaki açıklama, külliyatın yaklaşımını özetleyen bir değerlendirmedir; doğrudan alıntı değildir.
7. Kur’ân-ı Kerîm, ez-Zümer 39/53; el-Bakara 2/222.
8. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, Birinci İşaret. İlgili bölümde hidayet ve hayır ile dalâlet ve şerrin imar ve tahrip yönleri karşılaştırılır.
9. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Onuncu Söz, “Haşir Risalesi”.
10. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a, “İhlâs Risalesi”
11. Kur’ân-ı Kerîm, el-Hucurât 49/10; Âl-i İmrân 3/103. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a.
12. Kur’ân-ı Kerîm, eş-Şems 91/7-10; el-Haşr 59/18. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, ihlâs ve nefis muhasebesiyle ilgili bahisler.
13. Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân 3/190-191; el-Gâşiye 88/17-20; Fussılet 41/53. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, tefekkür bahisleri.
14. Kur’ân-ı Kerîm, en-Nisâ 4/76; el-A‘râf 7/200. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, On Üçüncü Lem’a.
15. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Lem’alar, Mektubat ve Şuâlar.
16. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler ve Lem’alar, ibadet, dua ve ubudiyet bahisleri; ayrıca Tarihçe-i Hayat.
17. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a, “İhlâs Risalesi”.
18. Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat. Ayrıca Alparslan Açıkgenç, “Said Nursi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.
19. Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat ve Barla Lâhikası. Kur’ân-ı Kerîm, el-Bakara 2/153; Âl-i İmrân 3/200.
20. Kur’ân-ı Kerîm, İbrâhîm 14/7; en-Nahl 16/18. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler ve Lem’alar, şükür, nimet ve ubudiyetle ilgili bahisler.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.