Zafer KARLI
Sekîne Duasının Risale-i Nur ile Şerhi
Mukaddime
Sekîne tertibinin merkezinde bulunan altı isim: “Ferdün, Hayyün, Kayyûmün, Hakemün, Adlün, Kuddûs” Risale-i Nur'da hususî bir ehemmiyete sahiptir. Bediüzzaman, Otuzuncu Lem'a'da bu altı ismi Hz. Ali (r.a.) hakkında İsm-i Âzam'ın altı ismi olarak zikreder ve her bir ismi kâinattaki tecellileriyle inceler. Sekîne'nin Risale-i Nur açısından esas bağlantısı da burada kurulmalıdır.
Bu sebeple 19 âyeti açıklarken temel usûlümüz:
Âyet → âyetin temel mânası → Risale-i Nur'daki ilgili hakikat → esmâ ile münasebet → imanî netice.
Böylece âyetlerin gösterdiği hakikatler, tevhid, rububiyet, ubudiyet, acz, fakr, şükür, tevekkül, teslimiyet, marifetullah ve âhiret gibi Risale-i Nur'un temel kavramlarıyla açıklanmış olacaktır.
Sekîne'nin altı ismi
Ferdün, Hayyün, Kayyûmün, Hakemün, Adlün, Kuddûs.
Ferd, vahdâniyet ve ehadiyeti;
Hayy, hayat ve hayatın bütün hakikatlerini;
Kayyûm, bütün mevcudatın Allah'ın kudretiyle kaimiyetini;
Hakem, hikmet, nizam ve tanzimi;
Adl, mizan ve ölçüyü;
Kuddûs, tanzif, tathir ve nezafeti gösterir.
Bunlar, Otuzuncu Lem'a'da ayrı ayrı ele alınırken aynı zamanda birbirini tamamlayan bir tevhidî nazar ortaya konur.
1. Âyet — Sıkıntıdan Kolaylığa
Seyec‘alullâhu ba‘de ‘usrin yusrâ. (Talâk, 65:7)
Mânası: “Allah, sıkıntıdan sonra bir kolaylık yaratacaktır.”
Âyet, sıkıntının arkasında Allah'ın kudret ve hikmetinin bulunduğunu nazara verir. Risale-i Nur'un kader ve hikmet anlayışında mü'min, hâdiselerin yalnız zahirî yüzüne bakmaz; onların arkasındaki hikmet-i Rabbâniyeyi ve rahmet-i İlâhiyeyi düşünür.
Buradaki “yüsr”, yalnız maddî kolaylık şeklinde anlaşılmamalıdır. Bazen kolaylık, hâdisenin değişmesinden önce insanın o hâdiseyi iman nazarıyla okuyabilmesi şeklinde ortaya çıkar.
Alınacak ders:
Sıkıntının zahirine takılmadan, arkasındaki hikmet ve rahmet-i İlâhiyeye itimat et.
2. Âyet — Hayy ve Kayyûm'a Boyun Eğmek
Ve ‘anetil-vücûhu lil-Hayyil-Kayyûm. (Tâhâ, 20:111)
Mânası: “Bütün yüzler Hayy ve Kayyûm olan Allah'a boyun eğmiştir.”
Bu âyet Sekîne'nin altı isminden ikisini doğrudan ihtiva eder: Hayy — Kayyûm.
Risale-i Nur'da hayat, kâinatın en mühim hakikatlerinden biri olarak ele alınır. Hayatın bütün hususiyetleri Hayy-ı Kayyûm'un hayatına delâlet eder.
İnsan kendi kendine kaim değildir. Hayatı, rızkı, bekası ve bütün ihtiyaçları itibarıyla Hayy-ı Kayyûm'a muhtaçtır.
Bu sebeple âyet, insanın hakikî makamını gösterir:
Acz → iltica; fakr → istiane; ihtiyaç → ubudiyet.
Alınacak ders:
Kendi kuvvetine değil, Hayy-ı Kayyûm'a istinad et.
3. Âyet — Raûf ve Rahîm
Ve innallâhe biküm leraûfun rahîm. (Hadîd, 57:9)
Mânası: “Şüphesiz Allah size karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.”
Bu âyet, insanın acz ve fakrına karşı rahmet-i İlâhiyenin tecellisini nazara verir. Risale-i Nur'da rahmet, kâinatın en parlak hakikatlerinden biridir. Zîhayatların ihtiyaçlarının vakti vaktine ve münasip şekilde karşılanması, Rahmâniyet ve Rahîmiyetin küllî tecellilerini gösterir. İnsan kendisini kuşatan rahmeti tefekkür ettiğinde, sıkıntı içinde dahi ümitsizliğe düşmez.
Alınacak ders:
Acz ve ihtiyacını gördüğünde rahmet-i İlâhiyeyi de gör.
4. Âyet — Tevvâb ve Rahîm
İnnallâhe kâne tevvâben rahîmâ. (Nisâ, 4:16)
Mânası: “Şüphesiz Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edendir.”
İnsan kusurdan hâlî değildir. Risale-i Nur'un insan tarifinde acz, fakr, kusur ve nisyân önemli bir yer tutar. Fakat insanın kusurlu olması ümitsizliğe değil, tevbe ve istiğfara vesile olmalıdır. Tevvâb ismi, kulun Rabbine dönüş kapısının açık olduğunu gösterir.
Alınacak ders:
Kusurunu gizlemek yerine kabul et ve tevbe ile Rabbine dön.
5. Âyet — Gafûr ve Rahîm
İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ. (Nisâ, 4:106)
Mânası: “Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Tevbenin ardından mağfiret ümidi gelir. Risale-i Nur'un imanî terbiyesinde insanın kusurunu görmek, onu Allah'ın rahmetinden ümit kesmeye değil, istiğfar ve ilticaya sevk eder. İnsan kendi nefsini temize çıkarmak yerine Rabbinden mağfiret istemelidir.
Alınacak ders:
Kusurunu büyütüp rahmeti küçültme; mağfiret-i İlâhiyeye iltica et.
6. Âyet — Afüvv ve Kadîr
Fe innallâhe kâne ‘afüvven kadîrâ. (Nisâ, 4:149)
Mânası: “Şüphesiz Allah çok affedicidir, her şeye gücü yetendir.”
Âyette Afüvv ve Kadîr isimleri beraber zikredilir. Risale-i Nur'da kudret-i İlâhiye, bütün eşya üzerinde mutlak tasarruf sahibi olan sonsuz bir kudret olarak izah edilir. Affetmek de O'nun kudret ve rahmetinin bir tecellisidir. Kul için esas olan, kendi kusuruna güvenmek değil, Afüvv ve Kadîr olan Allah'a iltica etmektir.
Alınacak ders:
Kusurundan sonra af ve kudret sahibi Rabbine iltica et.
7. Âyet — Semî ve Basîr
İnnallâhe kâne semî‘an basîrâ. (Nisâ, 4:58)
Mânası: “Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
Dua eden insan için en büyük tesellilerden biri, duasının işitildiğini bilmektir. Risale-i Nur'un dua ve ubudiyet anlayışında kul, Allah'ın huzurunda olduğunu ve bütün hâlinin İlâhî ilim ve nazar altında bulunduğunu bilir. Bu şuur, insanın yalnızlık hissini kırar ve onu tevekkül ve ubudiyete sevk eder.
Alınacak ders:
Görünürde yalnız olsan da Semî ve Basîr olan Allah'ın huzurunda olduğunu unutma.
8. Âyet — Alîm ve Hakîm
İnnallâhe kâne ‘alîmen hakîmâ. (Nisâ, 4:11)
Mânası:“Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.”
İnsan sınırlı nazarıyla hâdiselerin yalnız bir cihetini görür. Cenâb-ı Hak ise bütün cihetleri bilir. Kâinattaki nizam, intizam, tanzim ve hikmet, Hakem ve Hakîm isimlerinin tecellisini gösterir. Bu bakımdan insanın her şeyi anlamaması, o şeyin hikmetsiz olduğu anlamına gelmez.
Alınacak ders:
Bilmediğin cihetlerde İlm-i İlâhîye ve Hikmet-i Rabbâniyeye itimat et.
9. Âyet — Rakîb
İnnallâhe kâne ‘aleyküm rakîbâ. (Nisâ, 4:1)
Mânası: “Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.”
Rakîb ismi, tesellinin yanında mesuliyet şuurunu da verir. Risale-i Nur'da insanın başıboş olmadığı, kendisine verilen cihazat ve istidatları ubudiyet ve marifetullah yolunda kullanmakla mükellef olduğu vurgulanır.
Bâbdan alınacak ders:
Huzuru başıboşlukta değil, Allah'ın murakabesi altında olduğunu bilmekte ara.
10. Âyet — Feth-i Mübîn
İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ. (Fetih, 48:1)
Mânası:“Şüphesiz Biz sana apaçık bir fetih verdik.”
Fetih, yalnız maddî bir galibiyet değildir. Risale-i Nur'un temel hizmeti, iman hakikatlerini akıl ve kalplerde tahkikî surette yerleştirmektir. Bu açıdan gafletten tefekküre, şüpheden tahkikî imana ve nefsin esaretinden ubudiyete geçiş bir mânevî fetih olarak okunabilir.
Bâbdan alınacak ders:
En büyük fetih, kalbin iman hakikatlerine açılmasıdır.
11. Âyet — Nusret-i İlâhiye
Ve yensurakallâhu nasran ‘azîzâ. (Fetih, 48:3)
Mânası: “Allah sana şanlı bir yardım ile yardım etsin.”
Nusretin hakikî menbaı Allah'tır.Risale-i Nur'da insanın vazifesi esbaba teşebbüs etmek, fakat neticeyi Allah'tan bilmektir. Sebepler perde-i kudret hükmündedir; hakikî tesir ise Allah'ın kudret ve iradesindedir.
Alınacak ders: Vazifeni yap, esbaba müracaat et; fakat nusreti Allah'tan bil.
12. Âyet — Hizbullah'ın Galibiyeti
Elâ inne hizballâhi humul-gâlibûn. (Mâide, 5:56)
Mânası: “Dikkat edin! Allah'ın taraftarları, işte onlar galip olanlardır.”
Buradaki galibiyeti yalnız maddî üstünlük şeklinde anlamamak gerekir. Risale-i Nur'da hakikatin kuvveti, onun hak olmasından gelir. İman hizmetinde galibiyetin en mühim ciheti, hakikatlerin akıl ve kalplerde yerleşmesi ve mü'minin imanında sebat etmesidir.
Alınacak ders:
Hakikî galibiyet, her zaman zahirî üstünlük değil; hak üzere sebat etmektir.
13. Âyet — Kaviyy ve Azîz
İnnallâhe huvel-Kaviyyul-Azîz. (Hûd, 11:66)
Mânası: “Şüphesiz Allah mutlak kuvvet sahibidir, mutlak izzet sahibidir.”
Bu âyet, insanın aczini, Allah'ın ise kudretini nazara verir. Risale-i Nur'da acz, insanın en mühim ubudiyet vasıflarından biridir. İnsan kendi aczini gördükçe Kudret-i İlâhiyeye dayanma ihtiyacını hisseder. Acz, burada bir noksanlık olarak değil; Allah'ın kudretine açılan bir marifet penceresi olarak değerlendirilir.
Alınacak ders:
Aczini bilmek, Kaviyy ve Azîz olan Allah'a dayanmanın kapısıdır.
14. Âyet — Ganiyy ve Hamîd
İnnallâhe huvel-Ganiyyul-Hamîd. (Lokmân, 31:26)
Mânası: “Şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç olmayan Ganiyy ve her türlü hamde lâyık Hamîd'dir.”
İnsan fakirdir; Allah ise Ganiyy-i Mutlaktır. Risale-i Nur'da fakr, insanın Rabbine yönelmesini sağlayan temel bir ubudiyet vasfıdır. İnsan bütün ihtiyaçlarıyla Allah'a muhtaç olduğunu gördükçe, Allah'ın Ganiyy-i Mutlak olduğunu idrak eder. Bu idrak şükür ve hamdi doğurur.
Alınacak ders:
Fakrını bil; ihtiyacını Allah'a arz et; nimeti O'ndan bilerek hamdet.
15. Âyet — Hasbiyallah
Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ Hû. (Tevbe, 9:129)
Mânası:“Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur.”
Bu âyet Sekîne'nin tevekkül merkezlerinden biridir. “Allah bana yeter” demek sebepleri inkâr etmek değil, sebeplere müracaat ettikten sonra neticeyi Allah'tan bilmek demektir. “Lâ ilâhe illâ Hû” ise bütün sahte dayanakları kaldırıp nazarı yalnız Allah'a çevirir.
Alınacak ders:
Esbaba müracaat et; fakat kalben yalnız Allah'a dayan.
16. Âyet — Hasbünallah ve Ni'mel-Vekîl
Hasbunallâhu ve ni‘mel-vekîl. (Âl-i İmrân, 3:173)
Mânası: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.”
15. âyetteki “Hasbiyallah”, ferdî tevekkülün; 16. âyetteki “Hasbünallah” ise birlikte tevekkül etmenin daha geniş bir ifadesidir. Risale-i Nur'un uhuvvet, tesanüd ve şahs-ı mânevî anlayışı açısından bu âyet ayrıca önemlidir. “Ni‘mel-vekîl”, insanın kendi tedbirinin sınırlı olduğunu bilip Allah'ın hikmet ve tedbirine teslim olmasıdır.
Alınacak ders:Tevekkül, ferdî kuvveti aşarak uhuvvet ve tesanüdle Allah'a dayanmayı da öğretir.
17. Âyet — Feze-i Ekberden Emniyet
Lâ yahzunuhumul-feze‘ul-ekber. (Enbiyâ, 21:103)
Mânası: “En büyük dehşet onları üzmez.”
Mümin burada dünya sıkıntılarından âhiret ve haşir hakikatine yükselir. Risale-i Nur'un en mühim meselelerinden biri, ölümün adem ve hiçlik olmadığını; hayat-ı bâkiyeye açılan bir kapı olduğunu ispat etmektir. Haşir hakikati, Allah'ın kudret, hikmet, rahmet ve adalet isimleriyle birlikte ele alındığında, mü'minin ölüm karşısındaki nazarı değişir.
Alınacak ders:
İman-ı bi'l-âhiret, en büyük dehşeti ebediyet ümidi ve emniyetine dönüştürür.
18. Âyet — Ubudiyet ve İstiâne
İyyâke na‘budu ve iyyâke neste‘în. (Fâtiha, 1:5)
Mânası: “Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz.”
Sekîne'nin bütün seyri burada ubudiyet noktasına ulaşır.İnsan sıkıntısını gördü, aczini anladı, rahmeti tanıdı, mağfirete iltica etti, Allah'ın kudret ve hikmetine itimat etti ve nihayet yaratılış gayesini ifade etti: İyyâke na‘budu.
Risale-i Nur'da insanın yaratılış gayesi ubudiyet ve marifetullah ekseninde açıklanır. “İyyâke neste‘în” ise bu ubudiyetin yine Allah'ın yardımıyla gerçekleştiğini gösterir.
Alınacak ders:
Marifetullahın neticesi ubudiyet, ubudiyetin kuvveti ise istiânedir.
19. Âyet — Hamd ve Rububiyet
Elhamdü lillâhi Rabbil-‘âlemîn. (Fâtiha, 1:2)
Mânası: “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.”
Sekîne'nin nihayeti hamd ile tamamlanır. Bu, bütün tertibin mânevî seyri açısından son derece mânidardır:
Sıkıntı → rahmet → tevbe → mağfiret → af → ilim → hikmet → himaye → fetih → nusret → kudret → gına → tevekkül → âhiret emniyeti → ubudiyet → hamd.
Risale-i Nur'da kâinat, kitab-ı kebîr-i kâinat olarak okunur. Hayat, rızık, nimet, tanzim, tezyin, tevzin ve tanzif gibi fiiller, esmâ-i İlâhiyenin cilvelerini gösterir. İnsan bu kâinat kitabını okuduğunda bütün nimetlerin ve rububiyetin Allah'a ait olduğunu görür ve neticede:
“Elhamdü lillâhi Rabbil-‘âlemîn” der.
Alınacak ders:
Bütün nimet ve tecellileri Rububiyet-i İlâhiyeye bağla ve hamd ile mukabele et.
Sekîne'nin Küllî Neticesi:
Sekîne'nin hakikî neticesi, yalnız sıkıntının ortadan kalkması değildir.
Daha esaslı netice:
Aczini bilmek → Kudret-i İlâhiyeyi tanımak.
Fakrını bilmek → Rahmet-i İlâhiyeye iltica etmek.
Kusurunu bilmek → Mağfiret istemek.
Kâinatı okumak → Esmâ-i İlâhiyeyi görmek.
Esmâyı görmek → Sıfât-ı İlâhiyeye intikal etmek.
Sıfâtı tanımak → Zât-ı Akdes'i tanımak.
Zât-ı Akdes'i tanımak → Marifetullah.
Marifetullah → Muhabbetullah.
Muhabbetullah → Ubudiyet.
Ubudiyet → Şükür ve hamd.
Böylece Sekîne'nin 19 âyeti, Risale-i Nur'un temel imanî çizgisiyle:
Acz → Fakr → İhtiyaç → İltica → Tevekkül → Tefekkür → Marifetullah → Ubudiyet → Şükür → Hamd
şeklinde bütünleşir.
Velhasıl:
Sekîne duası Risale-i Nur nazarıyla okununca şu ders alınır :
Altı isim, tevhidî anahtardır; 19 âyet ise bu tevhidî nazarın farklı hâllerini ve neticelerini gösteren Kur'ânî esaslardır.
Bu sebeple Sekîne, “sıkıntıyı otomatik olarak gideren bir formül” şeklinde değil; insanın aczini ve fakrını idrak ederek Hayy-ı Kayyûm'a iltica etmesini, Rahmet-i İlâhiyeye itimat etmesini, Esmâ-i Hüsnâyı tefekkür etmesini, tevekkül ve ubudiyet şuuruna yükselmesini ve nihayet hamde ulaşmasını sağlayan bir dua ve tefekkür tertibi olarak ele alınmalıdır.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.