Zafer KARLI
Ölü Balıklar Akıntıyı Takip Eder
“Ölü balıklar akıntıyı takip eder.”
Bu söz, ahir zamanda iman zaafı, nefis, gaflet ve dünyanın cazibesi karşısında insanın iradesini kaybedişini anlatan güçlü bir metafor olarak okunabilir.
Akıntı; çağın baskısı, çoğunluğun yönü, nefsin arzuları ve dünyanın cazibesidir. Ölü balık ise istikametini kaybeden insanı temsil eder.
1. AKINTI
Ahir zamanda imtihan yalnızca açık inkârla gelmez. Bazen gaflet, dünyevîleşme, haz, tüketim, şöhret ve rahatlık şeklinde gelir.
Yanlış, yanlış olarak görünmez hâle gelir; herkesin yaptığı şey “normal” kabul edilir.
Kur’ân'ın uyarısı açıktır:
«“Yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar.” (En‘âm, 6/116)»
Demek ki çokluk hakikatin ölçüsü değildir.
2. İMAN VE İSTİKAMET
İman, sadece inanmak değil, hayatın yönünü belirlemektir.
İman zayıfladığında insanın soruları da değişir:
“Allah ne istiyor?” yerine “Herkes ne yapıyor?”
“Doğru nedir?” yerine “Bana ne kazandırır?”
İşte akıntı burada başlar.
Kur’ân:
«“Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol.” (Hûd, 11/112)»
buyurur.
İstikamet, kalabalığın yönüne değil, hakikatin yönüne yürümektir.
3. NEFİS VE DÜNYA
Akıntı sadece dışarıda değildir; insanın içinde de vardır.
Nefis rahat, haz ve üstünlük ister. Dünya ise bunları sürekli önümüze koyar.
Kur’ân:
«“Şüphesiz nefis, Rabbimin merhamet ettikleri hariç, kötülüğü çokça emreder.” (Yûsuf, 12/53)»
buyurur.
Tehlike dünyaya sahip olmak değil, dünyanın kalbe sahip olmasıdır.
Mal, makam, şöhret ve rahatlık amaç hâline geldiğinde insan, ahireti unutarak akıntının yönünü kendi yönü zannetmeye başlar.
4. İDEALİN KAYBI
İdealini kaybeden insanın direnci de azalır.
Çünkü insan, uğrunda fedakârlık yapacağı bir gaye taşımıyorsa rahatına göre yön değiştirir.
İman ise insana yalnızca “neyden kaçacağını” değil, “ne uğruna yaşayacağını” da öğretir.
Bu yüzden mümin, çağın her değerini sorgulamadan kabul edemez.
Hakikat, çoğunluğun onayına muhtaç değildir.
5. ŞAHS-I MÂNEVÎ VE TESANÜD
Akıntıya karşı tek başına yüzmek zordur.
Risale-i Nur'un ihlas, uhuvvet ve tesanüd vurgusu burada önem kazanır. Hakikat etrafında birleşen insanlar birbirlerine kuvvet verir.
Kur’ân:
«“İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın.” (Mâide, 5/2)»
buyurur.
Şahs-ı mânevî, kalabalığa uymak değil; hakikatte birleşerek kuvvet kazanmaktır.
6. EN BÜYÜK TEHLİKE
İnsanın yanlış yapması kadar, yanlışı normal görmeye başlaması da tehlikelidir.
“Artık herkes böyle.”
“Zaman değişti.”
“Başka türlü yaşanmaz.”
Bu cümleler zamanla vicdanı susturur, iradeyi zayıflatır.
İnsan artık akıntıya kapıldığını fark etmez.
En büyük gaflet, sürüklendiğini zannetmemektir.
7. NEFİS MUHASEBESİ
Bu yüzden ahir zamanı eleştirmeden önce insan kendisine bakmalıdır:
Ben hangi akıntının içindeyim?
Rahatımı hakikatin önüne mi koyuyorum?
Çoğunluğun ölçüsünü kendi ölçüm mü yaptım?
İmanım hayatımı gerçekten yönlendiriyor mu?
Asıl mücadele burada başlar.
SONUÇ
Ahir zamanda mesele herkesten farklı görünmek değildir.
Akıntının içinde istikametini kaybetmemektir.
İman yön verir.
Kur’ân ölçü verir.
Sünnet yol gösterir.
İhlas niyeti korur.
Tesanüd kuvvet verir.
Nefis muhasebesi insanı uyanık tutar.
Resûlullah'ın (asm) şu sözü ise bütün bu meselenin özünü verir:
«“Allah'a iman ettim de, sonra dosdoğru ol.” (Müslim, Îmân, 62)»
Ölü balıklar akıntıyı takip eder.
Canlı olan ise yönünü bilir.
Ahir zamanda asıl soru:
“Herkes nereye gidiyor?” değil, “Ben nereye gidiyorum?”
Çünkü müminin yönünü çağın akıntısı değil, imanı ve hakikat belirlemelidir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.