Zafer KARLI
Kâinat Kitabında İlâhî Mührü Görmek
Nazarın Değişmesi, Mânânın Açılması
İnsan kâinata yalnız gözüyle bakmaz; aklı, kalbi, vicdanı ve basiretiyle bakar. Aynı varlık, bir nazara göre yalnız maddî bir cisim; başka bir nazara göre ise ilâhî kudretin eseri, hikmetin mazharı ve esmâ-i İlâhiyenin aynasıdır. Fark çoğu zaman görülen şeyde değil, ona bakan nazardadır.
Kâinat, başıboş ve mânâsız bir varlıklar yığını değildir. Mânâ-yı harfî ile bakıldığında her mahluk, kendisinden ziyade Sâni'ini gösteren bir işaret; her sanat, sanatkârına delâlet eden bir eser; her nimet, Mün'im'ini bildiren bir ilân hükmündedir.
Hakikati anlamanın yolu sadece görmekten geçmez. Görünenin arkasındaki mânâyı okumak, eserden Müessir'e intikal etmek ve kâinattaki hikmetli nizamı tefekkür etmek gerekir.
Bediüzzaman'ın kâinata bakışında asıl mesele, eşyanın mahiyetinde durmak değil, eşyanın gösterdiği hakikate ulaşmaktır. Kâinatın okunması böylece bir temaşa faaliyetinden çıkar ve mârifet yolculuğuna dönüşür.
1. Mânâ-yı Harfî ile Nazar Et: Eşyadan Sâni'e İntikal Et
Göz eşyanın suretini görür; tefekkür ise o suretin gösterdiği mânâyı okur.Bir çiçeğe yalnız şekli, rengi ve yapısıyla bakmak, onun maddî suretinde kalmaktır. Ondaki ölçüyü, intizamı, güzelliği ve hikmeti okuyarak Sâni'ine yönelmek ise mânâ-yı harfî nazarıdır.
Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye'de mânâ-yı harfî nazarını, eşyanın kendi hesabına değil, Allah hesabına okunması şeklinde temellendirir. Sanata bakıldığında Sâni'in, nimete bakıldığında Mün'im'in hatırlanması gerektiğini ifade eder.¹ Evet, Mânâ-yı harfî nazarı, insanı eşyanın suretinde bırakmaz; eserden Müessir'e ve sanattan Sâni'e intikal ettirir.
2. Nazarını Gafletten Tefekküre Çevir
Kâinatın her tarafında hakikate açılan pencereler vardır. Fakat ülfet eşyayı sıradanlaştırır, gaflet mânâyı örter ve nefsânî nazar insanı kendi hükmüyle sınırlar.Bu sebeple hakikati görmek için yalnız gözün açık olması yeterli değildir. Nazarın uyanması, aklın düşünmesi ve kalbin tefekküre yönelmesi gerekir.
Bediüzzaman'ın Yirmi Dokuzuncu Lem'a'yı “îmâna medâr âlî bir tefekkürnâme” ve “tevhide dair yüksek bir mârifetnâme” olarak tavsif etmesi, kâinata bakışın sıradan bir seyir değil, iman ve mârifete götüren bir tefekkür faaliyeti olduğunu gösterir.² Zira tefekkür, alışılmış görünen varlıkların arkasındaki hikmet ve intizamı yeniden fark etmektir.
3. Zerrede Azamet-i Kudreti Müşahede Et
Bir mahlukun küçük olması, onda görünen kudretin ve sanatın küçük olduğu anlamına gelmez. Bir karıncanın yaratılışındaki intizam, büyük bir varlığın yaratılışındaki intizamdan daha az bir kudreti gerektirmez. Çünkü her mahluk, kendi ölçüsü içinde mükemmel bir yaratılışa mazhar edilmiştir.
Bediüzzaman'ın Otuzuncu Söz'de zerreleri ele alışı, en küçük unsurların dahi kâinatın umumî nizamından bağımsız olmadığını gösterir.³ Otuzuncu Lem'a'da ise canlılardaki ölçü, mizan ve muvazenenin Sâni'-i Adl ü Hakîm'e delâleti üzerinde durulur.⁴ Çünkü bir zerre dahi üzerinde tecelli eden kudret ve hikmet bakımından büyük bir tefekkür sahasıdır.
4. İlimden Tefekküre, Tefekkürden Mârifete Yüksel
İlim, eşyanın özelliklerini bildirir; tefekkür ise o bilgilerin gösterdiği hakikati araştırır. Bir varlığın nasıl meydana geldiğini bilmek başka, onun hangi hikmete hizmet ettiğini ve neye delâlet ettiğini anlamak başkadır.
Yirmi Dokuzuncu Lem'a'nın “tefekkürnâme” ve “mârifetnâme” şeklinde tavsif edilmesi bu bakımdan dikkat çekicidir.² Âyetü'l-Kübrâ'da da kâinattaki ilim, hikmet, intizam ve sanatın Allah'ın isim ve sıfatlarına delâlet ettiği gösterilir.⁵ İlim tefekkürle derinleşir, tefekkür mârifete açılır ve mârifet insanı Rabbine karşı vazifesini idrak etmeye götürür.
5. Nefsin Hükmünden Çık, Hakikatin Mizanına Gir
İnsan bazen hakikati aradığını zannederken kendi kanaatini hakikatin ölçüsü hâline getirebilir. Nefsinin hoşuna gideni hakikat, hoşuna gitmeyeni yanlış kabul etmek, hakikati değil nefsin hükmünü ölçü almaktır. Risale-i Nur'da nazar ve niyetin eşyanın mânâsını değiştiren temel unsurlar olduğu görülür. Katre Risalesi'nde mevcudata Allah hesabına bakmak ile sebepler ve eşya hesabına bakmak arasındaki fark açıklanır.¹
İhlaslı nazar, kendi hükmünü hakikate dayatmaz. Kendi fikrini hakikatin mizanında tartar ve gerektiğinde kendi kanaatini terk edebilir.
Gerçek şu ki; hakikat, bizim kanaatimize uygun olduğu için değil, hakikat olduğu için hakikattir.
6. Eserden Müessire, Sanattan Sâni'e İntikal Et
Kâinattaki her eser, kendisini meydana getiren bir fiile; her fiil bir isme; her isim ise İlâhî sıfatlara işaret eder.Mesnevî-i Nuriye'deki Şu'le bahsinde masnûların iki cihetinden söz edilir. Bir cihet kendi zatına bakarken, diğer cihet Sâni'ine ve Esmâ-i Hüsnâ'nın tecellilerine bakar. Harf ile kâtibi arasındaki münasebet de bu hakikati açıklamak için kullanılır.⁶Bu, mânâ-yı harfî nazarın temelini meydana getirir. Çiçekte yalnız çiçeği değil, güzelliği yaratan Sâni'i; nimette yalnız nimeti değil, ihsan eden Mün'im'i; sanatta yalnız eseri değil, sanatkârı görmek gerekir.
Unutulmamalıdır ki; eserin kıymeti, insanı kendisine hapsetmesinde değil, kendisinden daha yüksek bir hakikate intikal ettirmesindedir.
7. Kâinatı Temaşa Etme, Tefekkürle Oku
Kâinat yalnız seyredilecek bir manzara değildir. Her mahluk, dikkatli bir nazarla bakıldığında ilâhî isim ve sıfatlara açılan bir tefekkür sahasıdır.Nur'un İlk Kapısı'nda kâinatın Kur'ân'ın nazarıyla okunmasına ve mevcudata mânâ-yı harfî ile bakılmasına dikkat çekilir.⁷Bu bakışla arının sanatında hikmet, karıncanın intizamında kudret, çiçeğin güzelliğinde cemal ve insanın mahiyetinde birçok İlâhî ismin tecellisi okunabilir. Zira kâinatı okumak, varlıkların yalnız ne olduğunu bilmek değil, neye ve kime delâlet ettiğini kavramaktır.
8. Delâlet Edene Takılıp Kalma, Delâlet Ettiğine Ulaş
Bir işaretin asıl kıymeti, kendisinden ziyade gösterdiği mânâdadır. Bediüzzaman'ın ayna misali bu noktayı açık biçimde ortaya koyar. Ayna kendisi için nazara alınırsa başka, gösterdiği şey için nazara alınırsa başka bir mânâ kazanır. Kâinattaki varlıklar da benzer şekilde kendi zatlarına değil, Sâni'lerine bakan birer işaret olarak okunabilir.⁸Bu nedenle insan, mahlukatta durmamalıdır.Göz eseri görmeli, akıl delâleti takip etmeli ve kalp Sâni'ine yönelmelidir.
Basiret, yalnız işareti görmek değil, işaretin gösterdiği hakikate ulaşmaktır.
9. Kesrette Vahdeti, İhtilafta İntizamı Gör
Kâinat hadsiz çeşitliliklerle doludur. Türler, fertler, şekiller ve hadiseler birbirinden farklıdır. Fakat bu farklılığın altında başıboşluk değil, kuvvetli bir intizam, mizan ve muvazene vardır.Âyetü'l-Kübrâ'da kâinatın farklı sahalarında görülen ilim, hikmet, hayat ve intizamın Zât-ı Akdes'e delâleti gösterilir.⁵ Otuzuncu Lem'a'da da canlılardaki ölçü ve muvazenenin Sâni'-i Adl ü Hakîm'e işaret ettiği açıklanır.⁴ Bu bakımdan kesret, tevhidin karşıtı değildir.Doğru nazarla bakıldığında kesret, vahdeti gösteren sayısız delâletin meydana getirdiği bir bütünlük hâline gelir.
10. Mârifeti Ubudiyete İntikal Ettir
Tefekkürün neticesi yalnız hayret ve bilgi değildir. Hakikî tefekkür insanı ubudiyete götürmelidir.Dördüncü Şuâ'da insanın acz, fakr ve ihtiyacının Allah'ın kudret ve rahmetine ayna olduğu açıklanır. Bu idrak insanı dua, iltica ve ubudiyete sevk eder.⁹Yirmi Altıncı Söz'ün Hâtimesi'nde de acz, fakr, şefkat ve tefekkür tariki üzerinde durulur. İnsan mevcudata Allah hesabına ve mânâ-yı harfî ile baktığında kâinatın mânâsı değişir.¹⁰
Tefekkür zihinsel bir faaliyet olarak kalmamalı; görülen hakikat insanın hâline, niyetine ve kulluğuna yansımalıdır.Zira mârifet, ubudiyetle kemale erer.
Sonuç: Kâinat Kitabından Mârifetullah'a
Kâinat kitabını okumak, yalnız varlıkları görmek değildir. Görmek başlangıçtır; nazar etmek tefekkürdür; tefekkür mârifete, mârifet ise ubudiyete açılır.
Mânâ-yı harfî ile bakıldığında bir çiçek yalnız çiçek değildir. O, Sâni'inin sanatını gösteren bir aynadır. Bir karınca yalnız küçük bir canlı değildir. O, azamet-i kudretin küçük fakat parlak bir delilidir. Bir nimet yalnız faydalanılacak bir şey değildir. O, Mün'im'i bildiren bir ilândır.
Kâinattaki intizam, mizan, hikmet, rahmet ve sanat insanı eşyanın kendisinde bırakmak için değil, eşyanın arkasındaki İlâhî isim ve sıfatlara intikal ettirmek için okunmalıdır.
Bu sebeple basiret yalnız gözün keskinliği değildir.
Basiret, eseri görüp Sâni'ini tanımak, nimeti görüp Mün'im'i bilmek, kâinata bakıp tevhidi okumak ve bu mârifeti ubudiyete dönüştürmektir.
İnsan kâinat kitabını okudukça kendi mahiyetini de okumaya başlar. Aczini görür, fakrını anlar, ihtiyacını idrak eder. Böylece kendi varlığının dahi onu Kadir-i Zülcelâl'e yönelten bir delâlet olduğunu kavrar.
Neticede tefekkürün yolu şu mânâ zincirinde birleşir: Mânâ-yı harfî, nazar, tefekkür, delâlet, mârifet, muhabbet, şükür ve ubudiyet.
Bütün bu yolculuğun özü ise şudur: Eserden Müessir'e, sanattan Sâni'e, nimetten Mün'im'e, mahluktan Hâlık'a ve mârifetten ubudiyete intikal etmek.Hakikati görmek nazarla başlar; tefekkürle derinleşir, mârifetle mânâ kazanır ve ubudiyetle hayata intikal eder.
Dipnotlar
- Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, Katre Risalesi, Mukaddime. Mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, nimette Mün'im'i ve sanatta Sâni'i görme bahsi.
- Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, Yirmi Dokuzuncu Lem'a, İfâde-i Merâm. Eserin “tefekkürnâme” ve “mârifetnâme” olarak tavsifi.
- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksad, Ene ve Zerre bahisleri.
- Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, İsm-i Âzam Risalesi, özellikle İsm-i Hakem ve İsm-i Adl bahisleri.
- Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, Yedinci Şuâ, Âyetü'l-Kübrâ. Kâinattaki ilim, hikmet, intizam, mizan ve hayatın tevhid delilleri olarak okunması.
- Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, Şu'le. Masnûnun kendi zatına ve Sâni'ine bakan cihetleri ile harf ve kâtib misali.
- Bediüzzaman Said Nursî, Nur'un İlk Kapısı, On Üçüncü Ders. Kâinatın Kur'ânî nazarla okunması ve mânâ-yı harfî.
- Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, On Altıncı Lem'a. Ayna ve mânâ-yı harfî üzerinden mevcudata bakış.
- Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, Dördüncü Şuâ, Âyet-i Hasbiye Risalesi. Acz ve fakrın İlâhî kudret ve rahmete ayna olması.
- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hâtime. Acz, fakr, şefkat ve tefekkür tariki.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.