Zafer KARLI
Bediüzzaman ve Ahirzamanın Büyük Vazifesi
İman hizmeti, Kur'an hakikatleri ve Mehdi meselesinin Risale-i Nur Külliyatı çerçevesinde değerlendirilmesi
Mehdi meselesinde asıl dikkat edilmesi gereken husus
Ahirzamanı anlamak, yalnızca gelecekte meydana gelecek hadiseleri ve bu hadiselerin kahramanlarını araştırmak değildir. Asıl mesele, insanlığın hangi fikrî ve ruhî buhranlarla karşılaşacağını, imanın hangi tehditlerle yüz yüze geleceğini ve bu tehditlere karşı nasıl bir hizmetin ortaya çıkacağını kavramaktır.
Mehdi meselesi de bu çerçevede ele alındığında daha derin bir anlam kazanır. Çünkü bu mesele yalnızca bir şahsın kimliğini araştırmaktan ibaret değildir. Mehdi'nin üstleneceği vazifelerin mahiyetini, bu vazifelerin hangi ihtiyaçlardan doğduğunu ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlamak da en az şahsın kimliğini araştırmak kadar önemlidir.
Bediüzzaman'ın hayatı ve Risale-i Nur Külliyatı bu açıdan incelendiğinde, özellikle iman hakikatlerinin muhafazası ve tahkikî imanın yaygınlaştırılması bakımından dikkat çekici bir münasebet ortaya çıkar.
Üstelik bu münasebet, yalnızca sonradan yapılmış bir yorumdan ibaret değildir. Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası'nda Mehdi'nin üç vazifesini açıklarken Risale-i Nur'un bu vazifelerden birincisiyle ilişkisini bizzat ortaya koymaktadır.
Bu sebeple konunun merkezine genel kanaatleri değil, Bediüzzaman'ın kendi ifadelerini yerleştirmek gerekir.
1. Ahirzamanın en büyük ihtiyacı: İmanın kurtarılması
Bediüzzaman'a göre ahirzamanda ortaya çıkacak en önemli tehlikelerden biri, fen ve felsefenin tesiriyle yayılan inkâr düşüncesidir.
Maddiyun ve tabiiyyun anlayışlarının güç kazanması, insanın kâinatı yalnızca maddî sebepler üzerinden değerlendirmesine ve yaratılışın arkasındaki ilahî hikmeti görememesine yol açmaktadır.
Böyle bir ortamda iman hakikatlerini yalnızca nakletmek yeterli değildir. İnsanın aklındaki şüpheleri gidermek, yaratılışın mânâsını açıklamak ve iman esaslarını aklî delillerle temellendirmek gerekir.
Bediüzzaman'ın iman hizmetine verdiği önemin temelinde bu ihtiyaç bulunmaktadır.
Nitekim Emirdağ Lâhikası'nda şöyle der:
"En birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak..."¹
Bu ifade, Bediüzzaman'ın Mehdi meselesine yaklaşımını anlamak bakımından son derece önemlidir.
Burada üç husus öne çıkmaktadır:
- İmanı kurtarmak.
- Tahkikî imanı bütün insanlara ders vermek.
- Halkın geniş kesimlerinin de imanını taklidî seviyeden tahkikî seviyeye yükseltmek.
Dolayısıyla imanın kurtarılması, yalnızca dinî bilgilerin aktarılması değil, insanın iman esaslarını delilleriyle kavrayabileceği bir anlayışa ulaşmasıdır.
Bediüzzaman'ın Risale-i Nur ile gerçekleştirmeye çalıştığı hizmetin merkezinde de bu amaç bulunmaktadır.
2. Mehdi'nin üç büyük vazifesi
Bediüzzaman, Mehdi'nin vazifesini yalnızca siyasî bir hâkimiyet veya toplumsal bir değişim olarak değerlendirmez. Emirdağ Lâhikası'nda bu vazifeyi üç ayrı başlık altında açıklar.
Bu tasnif, konunun anlaşılması bakımından temel öneme sahiptir.
Birinci vazife: İmanı kurtarmak
Bediüzzaman, birinci vazifeyi şöyle açıklar:
"Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır."¹
Burada dikkat çeken husus, mücadelenin doğrudan insanın inanç dünyasını hedef alan fikrî cereyanlara karşı yürütülmesidir.
Bediüzzaman'a göre bu vazife, uzun süreli araştırma, inceleme ve ilmî çalışma gerektirir.
Nitekim devamında, bu vazifenin Mehdi'den önce bir topluluk tarafından bir cihette gerçekleştirileceğini ve Mehdi'nin bu topluluğun hazırladığı eseri kendisine hazır bir program yapacağını ifade eder.
Şöyle der:
"Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tedkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir proğram yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak."¹
Bu açıklama, Risale-i Nur'un Mehdi'nin birinci vazifesiyle ilişkisini anlamak bakımından belirleyicidir.
Çünkü Bediüzzaman, burada yalnızca iman hizmetinin öneminden söz etmez; bu hizmetin önceden hazırlanmış ilmî bir eserle gerçekleştirileceğini de bildirir.
İkinci vazife: İslâm'ın şeâirini ihya etmek ve İslâm dünyasının birliğine hizmet etmek
Bediüzzaman ikinci vazifeyi şöyle açıklar:
"Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gadab-ı İlâhîden kurtarmaktır."¹
Bu vazife, iman hakikatlerinin açıklanmasından daha geniş bir toplumsal ve İslâmî sorumluluk alanına işaret eder.
Burada iki temel hedef bulunmaktadır:
- İslâm'ın şeâirini yeniden ihya etmek.
- İslâm dünyasının birliğini sağlayacak bir dayanışma ve istinat noktası oluşturmak.
Bediüzzaman, bu vazifenin yerine getirilmesi için milyonlarca mensubu bulunan geniş bir kuvvete ihtiyaç olduğunu belirtir.
Dolayısıyla ikinci vazife, yalnızca ilmî eserlerin yazılmasıyla sınırlı değildir. İslâm dünyasının bütününü ilgilendiren geniş çaplı bir hizmeti ifade eder.
Üçüncü vazife: Kur'an hükümlerinin yeniden hayata geçirilmesi
Bediüzzaman üçüncü vazifeyi, zamanın değişmesiyle zedelenen Kur'an hükümlerinin ve şeriatın yeniden hayata geçirilmesi şeklinde açıklar.
Bu vazifenin gerçekleştirilmesinde bütün müminlerin mânevî yardımlarına, İttihad-ı İslâm'ın desteğine, âlimlerin ve evliyanın katkılarına, özellikle Âl-i Beyt neslinden gelen fedakâr seyyidlerin iştirakine dikkat çeker.¹
Burada üçüncü vazifenin yalnızca bireysel bir çabayla gerçekleştirilemeyecek kadar geniş bir sorumluluk taşıdığı görülmektedir.
Üç vazife birlikte değerlendirildiğinde, birincisinin iman ve fikir dünyasına, ikincisinin İslâm toplumunun birliğine, üçüncüsünün ise Kur'an hükümlerinin toplumsal hayatta yeniden tatbikine yönelik olduğu anlaşılır.
3. Risale-i Nur, Mehdi'nin hangi vazifesiyle doğrudan ilişkilidir?
Konunun en önemli noktası burasıdır.
Bediüzzaman, Mehdi'nin üç vazifesini açıkladıktan sonra Risale-i Nur'un bu vazifelerle ilişkisini açıkça ortaya koyar.
Emirdağ Lâhikası'ndaki şu ifade özellikle dikkat çekicidir:
"Nur şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur'da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir diye, Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telâkki ediyorlar."¹
Bu cümle, konunun en önemli dayanaklarından biridir.
Bediüzzaman burada birkaç hususu birbirinden ayırmaktadır:
Birincisi: Mehdi'nin birinci ve en yüksek vazifesi imanı kurtarmaktır.
İkincisi: Nur şakirtleri, bu vazifenin Risale-i Nur'da tamamıyla görüldüğünü ifade etmektedir.
Üçüncüsü: Bu sebeple Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini bir nevi Mehdi olarak değerlendirmektedirler.
Burada özellikle "bir nevi Mehdi" ifadesine dikkat edilmelidir.
Bediüzzaman, Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini Mehdi'nin şahsıyla özdeşleştirmemektedir. Onun birinci vazifesiyle olan münasebetini açıklamaktadır.
Bu ayrım yapılmadığında metnin anlamı değişir.
Dolayısıyla Risale-i Nur'un Mehdi meselesindeki yeri değerlendirilirken, Mehdi'nin şahsı ile onun temsil ettiği vazifenin mânevî mahiyetini birbirine karıştırmamak gerekir.
4. Bediüzzaman neden kendisini Mehdi olarak tanımlamamıştır?
Emirdağ Lâhikası'nda Bediüzzaman, bazı Nur talebelerinin kendisini ahirzamanın büyük Mehdi'si olarak gördüklerini de anlatır.
Ancak bu kanaate ihtiyatla yaklaşır.
Şöyle der:
"Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beytten olacaktır."²
Bu ifade, onun şahsı hakkındaki değerlendirmesini anlamak bakımından önemlidir.
Bediüzzaman, kendisini Mehdi olarak ilan etmediği gibi, talebelerinin bu yöndeki hüsnüzanlarını da kesin bir kimlik hükmüne dönüştürmez.
Hatta onların kendisine bu ismi vermelerini bir iltibas ve sehiv olarak değerlendirir.
Burada iki farklı husus bulunmaktadır:
- Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsinin birinci Mehdi vazifesiyle münasebeti.
- Bediüzzaman'ın şahsının ahirzamanın büyük Mehdi'si olup olmadığı meselesi.
Birincisi hakkında Bediüzzaman'ın açık ifadeleri vardır. İkincisi hakkında ise kendisi kesin bir kimlik iddiasında bulunmamıştır.
Bu sebeple onun iman hizmetini doğrudan Mehdi'nin birinci vazifesiyle ilişkilendirmek mümkünken, buradan hareketle Bediüzzaman'ın şahsını kesin biçimde Mehdi ilan etmek doğru bir çıkarım değildir.
5. Şahs-ı mânevî neden önemlidir?
Bediüzzaman'ın Mehdi meselesine getirdiği önemli açıklamalardan biri de şahs-ı mânevî anlayışıdır.
Ona göre büyük hizmetler yalnızca bir kişinin şahsî gayretiyle meydana gelmez. Bu hizmetlerin arkasında ihlâs, sadakat ve tesanütle hareket eden bir topluluk bulunur.
Nitekim Mehdi'nin birinci vazifesinin mânevî ordusunu şöyle tarif eder:
"Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve mânevî ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir."¹
Bu ifade, Risale-i Nur hizmetinin çalışma biçimini de açıklar.
Burada şahsî şöhret, makam ve üstünlük yarışı değil; ortak bir iman hizmeti bulunmaktadır.
Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi, eserin ortaya koyduğu hakikatler ile bu hakikatleri anlayan, yaşayan ve başkalarına ulaştıran talebelerin meydana getirdiği ortak hizmet bütünlüğünü ifade eder.
Bu nedenle Risale-i Nur'un tesirini yalnızca Bediüzzaman'ın şahsıyla açıklamak eksik kalır.
Eser, müellif, talebeler ve hizmetin devamlılığı birlikte değerlendirilmelidir.
6. Mehdi hakkındaki rivayetlerde şahıs ve şahs-ı mânevî ayrımı
Bediüzzaman, ahirzaman hadislerinin anlaşılmasında da önemli bir metodolojik uyarıda bulunur.
Yirmi Dördüncü Söz'ün Üçüncü Dalı'nda, Mehdi ve Deccal gibi ahirzaman şahısları hakkındaki rivayetlerin yorumlanmasında yapılan hatalardan birine dikkat çeker.
Bu şahısların temsil ettikleri cemaatin veya şahs-ı mânevîlerinin meydana getireceği büyük eserlerin, doğrudan onların şahıslarında tasavvur edildiğini belirtir.³
Bu yaklaşım, ahirzaman hadislerinin yorumlanmasında önemli bir ölçü sunar.
Çünkü bir şahsın temsil ettiği topluluğun bütün gücünü, faaliyetlerini ve tesirlerini yalnızca o şahsın bireysel özelliklerine yüklemek, rivayetlerin anlaşılmasını güçleştirebilir.
Bediüzzaman'ın bu açıklaması, Mehdi meselesinde hem şahsı hem de onun temsil ettiği mânevî topluluğu birlikte değerlendirmek gerektiğini gösterir.
Ancak buradan hareketle bütün rivayetleri yalnızca sembolik veya şahs-ı mânevîye ait ifadeler olarak değerlendirmek de doğru değildir.
Yorum yapılırken rivayetin kendi ifadesi, bağlamı ve Bediüzzaman'ın açıklamaları birlikte ele alınmalıdır.
7. Kastamonu Lâhikası'nda imanî tecdidin üstünlüğü
Bediüzzaman'ın Mehdi meselesine yaklaşımını destekleyen önemli bir başka metin Kastamonu Lâhikası'nda bulunmaktadır.
Burada bir müceddidin hangi alanlarda vazife üstlenebileceğini değerlendirirken imanî tecdidin önemini özellikle vurgular.
Şöyle der:
"Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür."⁴
Ardından şeriat, toplumsal hayat ve siyaset alanlarındaki tecdid vazifelerinin buna nispetle ikinci, üçüncü ve dördüncü derecede kaldığını ifade eder.
Bu açıklama, Emirdağ Lâhikası'ndaki üç vazife tasnifiyle birlikte düşünüldüğünde daha anlamlı hâle gelir.
Bediüzzaman'ın nazarında bir toplumun siyasî gücünü yeniden kazanması veya toplumsal düzenini değiştirmesi önemlidir. Ancak bütün bunlardan önce iman hakikatlerinin korunması ve kuvvetlendirilmesi gelir.
Çünkü iman zayıfladığında diğer alanlardaki gelişmeler de sağlam bir mânevî temele dayanamaz.
Bu nedenle imanî tecdid, yalnızca diğer hizmetlerden biri değil, onların anlam kazanmasını sağlayan temel vazifedir.
8. Risale-i Nur'un hizmeti neden ahirzamanın büyük vazifesiyle ilişkilidir?
Buraya kadar ele alınan metinler birlikte değerlendirildiğinde önemli bir sonuç ortaya çıkar.
Bediüzzaman'ın Risale-i Nur ile gerçekleştirdiği hizmet, yalnızca kendi dönemindeki dinî sorunlara cevap vermekle sınırlı değildir.
Bu hizmetin temel özellikleri şunlardır:
- İmanı kurtarmak: İnkâr ve şüphe karşısında iman esaslarını delilleriyle açıklamak.
- Tahkikî imanı yaygınlaştırmak: İnsanların imanlarını taklitten araştırma ve delil seviyesine yükseltmek.
- Marifetullahı geliştirmek: Kâinatı Allah'ın isim ve sıfatlarını gösteren bir kitap olarak okutmak.
- Ahiret inancını kuvvetlendirmek: Ölüm, haşir ve ebedî hayat hakikatlerini aklî delillerle açıklamak.
- İhlâs ve tesanüdü esas almak: Hizmeti şahsî menfaatlerden uzak tutarak ortak bir mânevî sorumluluk bilinci oluşturmak.
Bu özellikler, Emirdağ Lâhikası'nda açıklanan birinci vazifenin mahiyetiyle doğrudan ilişkilidir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur:
Risale-i Nur'un Mehdi'nin üç vazifesinin tamamını gerçekleştirdiğini söylemek, Bediüzzaman'ın metinlerinden çıkarılabilecek bir sonuç değildir.
Bediüzzaman'ın açıkça kurduğu münasebet, Risale-i Nur'un birinci vazifeyle olan ilişkisidir.
İkinci ve üçüncü vazifeler ise daha geniş toplumsal, siyasî ve İslâmî şartlar gerektiren ayrı sorumluluklardır.
Bu ayrımı korumak, konunun ilmî doğruluğu açısından zorunludur.
Sonuç: Şahıstan önce vazifenin mahiyetini anlamak
Bediüzzaman'ın Mehdi meselesine ilişkin açıklamaları, konunun yalnızca bir şahsın kimliğini belirlemekten ibaret olmadığını açıkça göstermektedir.
Emirdağ Lâhikası'nda Mehdi'nin üç büyük vazifesi açıklanmış; bu vazifeler içerisinde imanı kurtarmak ve tahkikî imanı yaygınlaştırmak en birinci ve en yüksek vazife olarak belirtilmiştir.
Daha da önemlisi, Bediüzzaman bu vazifenin Risale-i Nur'da tamamıyla görüldüğünü ifade ederek Nur şakirtlerinin Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini bir nevi Mehdi olarak değerlendirmelerinin sebebini açıklamıştır.
Kastamonu Lâhikası'ndaki imanî tecdid vurgusu da bu yaklaşımı desteklemektedir.
Bununla birlikte Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi ile ahirzamanın büyük Mehdi'sinin şahsını özdeşleştirmemek gerekir. Bediüzzaman'ın kendi ifadeleri de böyle bir özdeşleştirmeyi desteklememektedir.
Öyleyse meseleye yaklaşırken iki hususu birbirinden ayırmak gerekir:
Birincisi: Bediüzzaman'ın Risale-i Nur ile gerçekleştirdiği iman hizmetinin, Mehdi'nin birinci vazifesiyle doğrudan ilişkili olduğu kendi ifadeleriyle sabittir.
İkincisi: Bediüzzaman'ın şahsının ahirzamanın büyük Mehdi'si olup olmadığı, bundan ayrı bir kimlik meselesidir ve yalnızca birinci vazifeyle kurulan münasebetten hareketle kesinleştirilemez.
Belki de bu konunun en önemli sonucu şudur:
Ahirzamanın büyük vazifesini anlamak için önce o vazifenin neden gerekli olduğunu, hangi fikrî tehlikelere karşı ortaya çıktığını ve nasıl bir hizmetle gerçekleştirilebileceğini anlamak gerekir.
Bediüzzaman'ın hayatı ve Risale-i Nur Külliyatı, özellikle iman hakikatlerinin muhafazası ve tahkikî imanın yaygınlaştırılması bakımından bu büyük vazifenin dikkat çekici bir örneğini ortaya koymaktadır.
Dipnotlar
- Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Mehdi'nin üç vazifesi hakkındaki mektup. Özellikle birinci, ikinci ve üçüncü vazifelerin açıklandığı bölüm.
- Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, aynı bahis. Bediüzzaman'ın kendisi hakkındaki açıklaması.
- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal. Ahirzaman şahısları ve temsil ettikleri şahs-ı mânevî hakkındaki açıklamalar.
- Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, müceddidlik ve imanî tecdid hakkındaki mektup.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.