Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin Son Altı Ayı

Risale-i Nur hizmetinin şahıstan şahs-ı mânevîye intikalinin son hazırlık safhası

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin 1959 sonbaharından 23 Mart 1960'taki vefatına kadar geçen son altı ayı, yalnızca son seyahatleri, hastalığı ve Urfa'daki vefatı üzerinden okumak eksik kalır.(1) Bu dönemin asıl anlamı, Bediüzzaman'ın ömrü boyunca yürüttüğü iman hizmetinin son safhasında bulunmasıdır. Ankara, İstanbul, Konya, Emirdağ, Isparta ve nihayet Urfa'daki hadiseler, bu ana eksen etrafında anlam kazanır.

Çünkü onun hayatındaki temel mesele, şahsî bir mücadele veya siyasî bir hareket meydana getirmek değil, Kur'an'dan aldığı iman hakikatlerini Risale-i Nur vasıtasıyla neşretmek ve bu hizmetin kendisinden sonra da devam etmesini sağlamaktır.(2)

Bu bakımdan son altı ayı anlamanın doğru yollarından biri, hadiseleri üç merkez etrafında okumaktır:

  1. İman hizmeti.
  2. Risale-i Nur'un neşri ve hizmetin devamlılığı.
  3. Bu hizmetin ihlâs, uhuvvet, tesanüd ve müsbet hareket esaslarıyla şahs-ı mânevî içinde sürdürülmesi.

Keza Bediüzzaman'ın son dönemini anlamak için öncelikle kendi vazife tarifine bakmak gerekir. Emirdağ Lâhikası'nda yer alan ve külliyatın kendi sunuşunda “Üstad Bediüzzaman'ın vefatından önce vermiş olduğu en son ders” olarak takdim edilen mektup bu bakımdan temel bir metindir.(3)

Bediüzzaman burada:

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir.” der.

Ardından hizmetin esasını şöyle ifade eder:

“Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır.”(4)

Bu iki ifade, son altı ayın bütün hadiselerini anlamak için önemli bir çerçeve sunmaktadır. Nitekim aynı mektupta Bediüzzaman, müsbet iman hizmetini asayişi muhafaza eden bir çizgiyle ilişkilendirmekte ve talebelerinin dahilde kuvvet kullanmak yerine müsbet hareket etmeleri gerektiğini belirtmektedir. (5)

Dolayısıyla Bediüzzaman'ın son dönemindeki merkez, kendi vazife tarifine göre siyaset değil, hizmet-i imaniyedir. Seyahatler bu hizmet şartları içinde gerçekleşmiş; talebelerle görüşmeler hizmetin devamına, mektuplar talebelerin istikametinin muhafazasına, Risale-i Nur'un neşri ise iman hizmetinin devamına yönelik olmuştur.

Devlet ve basınla ilgili hadiseler ise bu hizmetin yürütüldüğü dönemin dış şartlarıdır. Bu sebeple son altı ayın tarihini, dış hadiselerden iç gayeye doğru okumak daha açıklayıcıdır.

Bediüzzaman'ın son dönem mektuplarında talebelerine sürekli olarak ihlâs, uhuvvet, tesanüd, sadakat ve müsbet hareket üzerinde durması da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Buradan hareketle, onun asıl meselesinin kendisinden sonra şahsî bir bağlılık meydana getirmekten ziyade Risale-i Nur hizmetinin temel prensiplerinin talebeler tarafından devam ettirilmesi olduğu söylenebilir. (6)

Bu nedenle son altı ay, tarihî bir yorum olarak, Risale-i Nur hizmetinin şahıstan şahs-ı mânevîye intikalinin son hazırlık safhası şeklinde de okunabilir. Ancak bu ifade doğrudan bir tarihî belge cümlesi değil, Bediüzzaman'ın son dönem mektupları ve hizmet prensipleri üzerinden yapılan bir değerlendirmedir.

Aralık 1959: Son seyahatlerin anlamı

Aralık 1959'da Ankara ve Konya merkezli seyahatler yoğunlaştı. Dönemin basını Bediüzzaman'ın hareketliliğini takip etti. 25 Aralık 1959 tarihli Milliyet nüshası dönemin siyasî ve toplumsal gelişmelerini haberleştirirken, Bediüzzaman'ın devlet ricâli ve milletvekillerine yönelik girişimleri de dönemin basınında yer almıştır. (7)

Bununla birlikte burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Bediüzzaman'ın zaman zaman siyasî ve içtimaî meselelere dair görüş bildirmesi, onun hizmetinin doğrudan siyasî bir hareket olduğu sonucunu tek başına doğurmaz. Onun kendi eserlerinde yaptığı vazife tarifi, hizmet-i imaniyeyi merkeze almaktadır. Nitekim Ankara seyahatiyle ilgili mektubunda da seyahatlerinin siyasî bir maksat taşımadığını açıkça ifade etmekte, Risale-i Nur'un neşri ve asayişin muhafazası üzerinde durmaktadır. (8)

Bediüzzaman 31 Aralık 1959'da Ankara'ya geldi. Risale-i Nur Enstitüsü'nün kronolojisine göre bu seyahat sırasında Ankara'da kısa süre kaldı; ardından İstanbul ve Konya üzerinden tekrar Ankara istikametine yöneldi. (9)

Bu gelişmeler, son döneminde devlet makamlarının Bediüzzaman'ın hareketlerini yakından takip ettiğini gösteren tarihî bağlam içerisinde değerlendirilmelidir. Ancak burada basının veya resmî makamların hadiseye yüklediği anlam ile Bediüzzaman'ın kendi değerlendirmesi birbirinden ayrılmalıdır.

Basın hadiseleri daha çok siyasî ve idarî çerçevede ele alırken, Bediüzzaman kendi hareketini iman hizmeti çerçevesinde değerlendirmiştir.

Bu ayrım korunmadığında, onun hayatındaki siyasî hadiseler hizmet anlayışının önüne geçirilebilir. Oysa kendi eserleri açısından bakıldığında siyaset, hayatının belirli dönemlerinde temas ettiği bir alan olmakla birlikte, son dönem vazife tarifinin merkezinde hizmet-i imaniye bulunmaktadır.

Son ders: Bir hayatın özeti

Bediüzzaman'ın son dönemindeki en önemli metinlerden biri, külliyatın sunuşuyla vefatından önce verdiği son ders olarak takdim edilen mektuptur. (10)

Mektubun merkezinde siyasî bir programdan ziyade:

  • İman hizmeti,
  • Müsbet hareket,
  • İhlâs,
  • Uhuvvet,
  • Tesanüd,
  • Asayiş,
  • Şahs-ı mânevî

gibi kavramlar bulunmaktadır. (11)

Bu sebeple söz konusu son ders, yalnızca dönemin siyasî şartlarına verilmiş bir cevap olarak değerlendirilmemelidir. Aynı zamanda Bediüzzaman'ın kendi hayatından sonra Risale-i Nur hizmetinin hangi esaslar üzerinde devam etmesi gerektiğine dair bir hizmet vasiyeti niteliğinde okunabilir.

“Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır” sözü bu yaklaşımın özünü ortaya koymaktadır. (12)

Burada dikkat edilmesi gereken husus, Bediüzzaman'ın kendisini merkeze alan şahsî bir organizasyon kurma arzusundan ziyade, talebelerinin iman hizmetini devam ettirmelerine vurgu yapmasıdır. Aynı mektubun devamında müsbet hareket, asayişin muhafazası ve dahilde kuvvet kullanılmaması üzerinde ısrar etmesi de bu hizmet anlayışını tamamlamaktadır. (13)

11 Ocak 1960: Ankara'dan çevrilme

11 Ocak 1960 tarihli Milliyet nüshası gazete arşivinde kayıtlıdır. (14) Aynı döneme ilişkin biyografik kaynaklarda Bediüzzaman'ın Ankara'ya girişinin engellendiği ve Emirdağ'a dönmesinin istendiği aktarılmaktadır.

Gazete haberleri ile hükümet açıklamasının ifade biçimleri arasında farklılık bulunduğu için, olayın tarihî değerlendirmesinde haber başlığı ile resmî açıklamayı birbirinden ayırmak gerekir.

Daha önemlisi Bediüzzaman'ın kendi tavrıdır.

Kendi mektubunda: “Beni Ankara'dan çevirmelerini de kabul ettiğim gibi, hakkımda bir inâyet-i İlâhiye'ye vesile olmaları cihetiyle Allah'a şükrettim.” demektedir.(15)

Bu ifade, Bediüzzaman'ın olay karşısındaki kendi değerlendirmesini göstermesi bakımından önemlidir. Burada dikkat çekici olan husus, idarî bir engellemeyi çatışma sebebine dönüştürmek yerine, bunu sabır ve rıza çerçevesinde karşılamasıdır.

Aynı mektupta, kendisini takip eden polis ve inzibatları “asayişin mücahid muhafızları” olarak nitelendirmesi ve onlara karşı müspet bir tavır sergilemesi de bu yaklaşımın devamıdır. (16)

Dolayısıyla “müsbet hareket” ilkesi yalnızca teorik bir ifade olarak değil, Bediüzzaman'ın son döneminde karşılaştığı idarî hadiseleri değerlendirme biçiminin de bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu bağlamda:

  • Kendisine yönelik idarî sınırlamalar karşısında talebelerini çatışmaya çağırmamış,
  • devletle karşı karşıya gelmeyi hizmetin amacı hâline getirmemiş,
  • asayişin muhafazasını önemsemiş,
  • talebelerinin iman hizmetine devam etmelerini istemiştir.

Bunlar, onun son dönem hizmet anlayışının temel çizgisini göstermektedir. (17)

Isparta dönemi

Ocak 1960'tan Mart ayına kadar olan dönem, Ankara günleri kadar basında görünür değildir. Bununla birlikte bu dönem Bediüzzaman'ın hizmet anlayışı açısından önem taşımaktadır.

Risale-i Nur Enstitüsü'nün kronolojisine göre Ankara'ya girişinin engellenmesinden sonra Emirdağ'a dönen Bediüzzaman, 20 Ocak 1960'ta Isparta'ya geçti ve burada bir süre kaldı. Mart ayında ise ağır hastalığına rağmen Urfa'ya gitmek istedi. (18)

Bu dönemde şahsî hayat alanı giderek daralırken, hizmet meselesi daha görünür hâle gelmiştir. Talebeleriyle irtibatını sürdürmesi, mektupları ve Risale-i Nur'un neşriyle ilgili meseleler üzerinde durması bunun göstergeleridir.

Burada dikkat çekici bir nokta vardır: Bediüzzaman'ın son dönem yazılarında şahsî hayatından ziyade hizmetin devamı üzerinde durması, onun vefatından sonra da Risale-i Nur'un okunması, neşredilmesi ve hizmet prensiplerinin yaşatılması gerektiğine verdiği önemi göstermektedir.

Bu sebeple son altı ay, yalnızca “Bediüzzaman'ın son günleri” şeklinde değil, onun hizmet anlayışının talebelerine intikal ettiği bir dönem olarak okunmalıdır.

Son yolculuk: Urfa

Bediüzzaman 20 Mart 1960'ta Isparta'dan ayrıldı ve 21 Mart'ta Urfa'ya ulaştı. Bu yolculuk onun hayatındaki son seyahat oldu. (19)

Risale-i Nur Enstitüsü'nün biyografik kronolojisi de 20 Mart'taki yolculuğu onun son seyahati olarak kaydetmekte ve 21 Mart'ta Urfa'ya ulaştığını belirtmektedir. (20)

Bu son yolculuğu yalnızca hastalık ve vefat açısından okumak eksik olur. Çünkü Bediüzzaman ağır hastalığına rağmen talebeleriyle irtibatını sürdürmüş ve Urfa'ya kadar gitmiştir.

Bu bakımdan son yolculuk, bir hayatın fizikî olarak sona yaklaşması olduğu kadar, Bediüzzaman'ın hayatı boyunca sürdürdüğü iman hizmetinin kendisinden sonraki devamlılığını düşündüğü son safha olarak da değerlendirilir.

Urfa'da son günler

Bediüzzaman 21 Mart 1960'ta Urfa'ya ulaştı ve İpek Palas Oteli'ne yerleşti.(21) Buradaki son günleri hakkında farklı kaynaklarda bazı ayrıntı farklılıkları bulunmaktadır.

Özellikle oda numarası ve vefat saati konusunda kaynaklar arasında açık bir farklılık vardır.

Bediüzzaman Vakfı'nın yayımladığı kronolojik malzemede 27 numaralı oda ve gece 02.30–03.00 civarında vefat bilgisi verilmektedir.(22) Risale-i Nur Enstitüsü'nün biyografisinde de 27 numaralı oda bilgisi yer almaktadır.(23)

Buna karşılık Nurpedia'da yayımlanan 23 Mart 1960 tarihli Urfa Cumhuriyet Savcılığı belgesinin metninde, Bediüzzaman'ın İpek Palas Oteli'nin 20 numaralı odasına yerleştiği ve 23 Mart 1960 günü saat 10.00'da vefat ettiği kaydedilmektedir.(24)

Bediüzzaman'ın 23 Mart 1960'ta Urfa'da vefat ettiği konusunda ise kaynaklar arasında esaslı bir ihtilaf bulunmamaktadır. (25)

Bu noktada hatırat kaynakları ile resmî belge arasındaki ayrım önemlidir. Hatırat kaynakları olayın şahidî ve talebe merkezli aktarımını korurken, resmî belge idarî kayıt niteliğindedir. Her iki kaynak türünün tarih yazımındaki yeri farklıdır.

Cenaze ve defin

Bediüzzaman'ın cenazesi 24 Mart 1960'ta Urfa'da kaldırılmış ve Halilürrahman civarındaki mezarlığa defnedilmiştir.(26)

25 Mart 1960 tarihli Milliyet başta olmak üzere dönemin basınında cenaze merasimi ve alınan güvenlik tedbirleri hakkında haberler yayımlanmıştır.(27)

Cenazeye farklı şehirlerden Nur talebelerinin ve çeşitli resmî görevlilerin katılması, vefatının kamuoyunda geniş bir yankı meydana getirdiğini göstermektedir.

Fakat cenazenin kalabalığı kadar önemli olan başka bir husus vardır: Bediüzzaman'ın arkasında bıraktığı esas miras yalnızca bir mezar veya hatıra değildir. Onun asıl mirası, Kur'an'dan alınan iman hakikatlerini açıklamaya yönelik Risale-i Nur külliyatı ve bu eserlerin okunması, neşredilmesi ve ders verilmesi etrafında oluşan hizmet geleneğidir.

Bu noktada “şahs-ı mânevî” kavramı önem kazanmaktadır. Bediüzzaman'ın son dönem mektuplarında talebeler arasındaki uhuvvet, tesanüd, ihlâs ve müşterek hizmet vurgusu, hizmetin tek bir şahsın varlığına bağlı olmaması gerektiği düşüncesini desteklemektedir.(28)

Basın ile Bediüzzaman'ın kendi metinlerini birlikte okumak:

Bu dönemi anlamak için özellikle iki kaynak grubu öne çıkar.

Birincisi, dönemin basınıdır.

Milliyet gibi gazeteler, dönemin kamuoyunda Bediüzzaman'ın nasıl görüldüğünü ve devlet makamlarının onun faaliyetlerine nasıl yaklaştığını anlamak bakımından önemlidir.(29)

İkincisi ve daha önemlisi, Bediüzzaman'ın kendi mektuplarıdır.

Gazete dışarıdan bakar; Bediüzzaman'ın mektupları ise olayları onun kendi hizmet anlayışı içerisinden değerlendirmemize imkân verir.

Bu nedenle tarihî olayın gerçekleştiğini ortaya koymak için dönemin basınından ve resmî belgelerden yararlanmak; Bediüzzaman'ın o olayı hangi anlam çerçevesinde değerlendirdiğini ortaya koymak için ise kendi eserlerine başvurmak gerekir.

Bu iki kaynak alanı birbirine karıştırılmamalıdır.

Örneğin Ankara'dan çevrilme hadisesinde gazete haberleri olayın idarî boyutunu ortaya koyarken, Bediüzzaman'ın kendi mektubu olay karşısındaki şahsî ve hizmet merkezli değerlendirmesini göstermektedir.(30)

Aynı yöntem Urfa'daki vefat için de uygulanmalıdır. Resmî savcılık belgesi ile talebe merkezli biyografik kaynaklar arasında oda ve saat konusunda farklılık bulunduğu için, tarihî çalışma bu farklılığı gizlemek yerine açıkça göstermelidir.

Sonuç

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin son altı ayı, yalnızca büyük bir âlimin hayatının son dönemi değildir. Bu dönem, onun uzun yıllar boyunca sürdürdüğü iman hizmetinin şahsî hayatından sonraki devamlılığı açısından önem taşıyan bir safhadır.

Bu dönemde:

  • Hayat sona yaklaşmıştır.
  • Fakat Risale-i Nur'un iman hizmetinin devamı üzerinde durulmuştur.
  • Şahsî otoriteden ziyade hizmet prensipleri öne çıkarılmıştır.
  • İhlâs, uhuvvet ve tesanüd vurgulanmıştır.
  • Müsbet hareket ve asayişin muhafazası üzerinde ısrar edilmiştir.
  • Talebelerin hizmeti devam ettirmesi önemsenmiştir.

Bediüzzaman'ın son dersinde yer alan: “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir.”

ve

“Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır.” ifadeleri, onun son dönem hizmet anlayışını özetleyen temel cümlelerdir.(31)

Bu çerçevede 23 Mart 1960, yalnızca Bediüzzaman'ın vefat tarihi olarak değil, onun şahsî hayatının sona ermesine rağmen Risale-i Nur hizmetinin talebeleri eliyle devam edeceği yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilir.

Dipnotlar

(1) Bediüzzaman'ın son dönem kronolojisi için bkz. Risale-i Nur Enstitüsü, “Bediüzzaman Said Nursî – Biyografi”; ayrıca Orhan Güler, Bediüzzamanlı Yıllar; Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî. Son altı ay ifadesi burada kronolojik bir çerçeve olarak kullanılmaktadır.

(2) Said Nursî'nin Risale-i Nur hizmetini iman hizmeti olarak tarif eden ifadeleri için bkz. Emirdağ Lâhikası-II, ilgili mektuplar. Özellikle “hizmet-i imaniye” ve “vazife-i İlâhiyeye karışmamak” vurgusu son ders metninde açık biçimde görülmektedir.

(3) Emirdağ Lâhikası-II, “Umum Nur Talebelerine Üstad Bediüzzaman'ın Vefatından Önce Vermiş Olduğu En Son Ders.” Külliyatın çevrim içi neşrinde metin bu başlık altında sunulmaktadır. Mektup numarası farklı neşir ve tasniflerde farklı gösterilebildiğinden, akademik çalışmada başlık ve metnin ilk cümlesiyle tanımlamak daha güvenlidir.

(4) Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, “Umum Nur Talebelerine...” başlıklı son ders. Aynı metin çevrim içi külliyat neşrinde “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır...” şeklinde yer almaktadır.

(5) Aynı mektupta Bediüzzaman, dahilde müsbet hareket edilmesi ve asayişin muhafazası üzerinde durmaktadır. Ayrıca başka bir Emirdağ Lâhikası mektubunda, Ankara'dan çevrilmesi hadisesini de aynı müsbet hareket ve asayiş çerçevesinde değerlendirmektedir.

(6) Bu değerlendirme özellikle son dönem mektuplarında görülen ihlâs, uhuvvet, tesanüd ve hizmetin devamlılığı vurgularına dayanmaktadır. “Şahs-ı mânevî” kavramının Risale-i Nur terminolojisindeki kullanım alanı ayrıca Lem'alar, özellikle İhlâs Risaleleri ile birlikte değerlendirilmelidir.

(7) Milliyet, 25 Aralık 1959. Gazete arşivinde 25 Aralık 1959 tarihli nüsha bulunmaktadır.

(8) Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, Ankara seyahati ve Ankara'dan çevrilme hadisesine ilişkin mektup. Bediüzzaman burada seyahatlerinin siyasî amaç taşımadığını, Risale-i Nur'un neşri ve asayişe hizmet çerçevesini öne çıkardığını belirtmektedir.

(9) Risale-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman'ın kronolojisine ilişkin biyografik çalışma. Kaynağa göre Bediüzzaman 31 Aralık 1959'da Ankara'ya gelmiş, İstanbul ve Konya üzerinden seyahatini sürdürmüş ve daha sonra Ankara'ya girişinin engellenmesi üzerine Emirdağ'a dönmüştür.

(10) Emirdağ Lâhikası-II, “Umum Nur Talebelerine Üstad Bediüzzaman'ın Vefatından Önce Vermiş Olduğu En Son Ders.”

(11) Aynı metinde müsbet hareket, hizmet-i imaniye, asayiş ve vazife-i İlâhiyeye karışmama ilkeleri birlikte ele alınmaktadır.

(12) Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, son ders.

(13) Aynı mektubun devamında Bediüzzaman, dahilde kuvvet kullanılmaması ve asayişin muhafazasına yönelik müsbet hizmet üzerinde durmaktadır.

(14) Milliyet Gazete Arşivi, 11 Ocak 1960 tarihli nüsha. Arşiv kaydında ilgili tarih ve gazete nüshası doğrulanabilmektedir.

(15) Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, Ankara'dan çevrilmesi üzerine mektup. Aynı pasaj çevrim içi külliyat neşrinde açık biçimde yer almaktadır.

(16) Aynı mektupta Bediüzzaman, kendisini takip eden polis ve inzibatları “asayişin mücahid muhafızları” olarak nitelendirmekte ve Ankara'dan çevrilmesini bir “inâyet-i İlâhiye” vesilesi olarak değerlendirmektedir.

(17) Bu sonuç, Bediüzzaman'ın söz konusu mektubundaki doğrudan ifadeler ile son dersindeki müsbet hareket prensibinin birlikte okunmasına dayalı yorumlayıcı bir değerlendirmedir.

(18) Risale-i Nur Enstitüsü kronolojisine göre Ankara'ya girişinin engellenmesinden sonra Emirdağ'a dönen Bediüzzaman 20 Ocak'ta Isparta'ya geçmiş; Mart ayında Urfa'ya gitmek istemiştir.

(19) Bediüzzaman Vakfı'nın kronolojik malzemesinde 20 Mart 1960'ta Isparta'dan hareket ettiği, 21 Mart'ta Urfa'ya ulaştığı belirtilmektedir.

(20) Risale-i Nur Enstitüsü, “Bediüzzaman Said Nursî – Biyografi.” Kaynak, 20 Mart'taki yolculuğu onun son yolculuğu olarak kaydetmektedir.

(21) Bediüzzaman Vakfı'nın kronolojisi ve diğer biyografik kaynaklar, 21 Mart 1960'ta Urfa'ya ulaştığını ve İpek Palas Oteli'ne yerleştiğini belirtmektedir.

(22) Bediüzzaman Vakfı, “Bediüzzaman Muhammed Said Nursi'nin Hayatından Tesbitler.” Bu kaynak 27 numaralı oda ve 02.30–03.00 civarı bilgisini vermektedir.

(23) Risale-i Nur Enstitüsü biyografisi de 27 numaralı oda bilgisini vermektedir.

(24) Nurpedia, “Şanlıurfa.” Sayfada 23 Mart 1960 tarihli Urfa Cumhuriyet Savcılığı belgesinin yayımlanmış metni bulunmaktadır. Belgede 20 numaralı oda ve saat 10.00 kaydı yer almaktadır.

(25) Bediüzzaman'ın 23 Mart 1960'ta Urfa'da vefat ettiği farklı biyografik ve kronolojik kaynaklarda ortak biçimde verilmektedir.

(26) Bediüzzaman Vakfı'nın kronolojik kaydına göre cenaze 24 Mart 1960'ta Halilürrahman Camii avlusuna defnedilmiştir.

(27) Milliyet Gazete Arşivi, 25 Mart 1960 tarihli nüsha. Dönemin basın arşivleri, cenaze ve son günlere ilişkin tarihî bağlamın araştırılmasında birincil kaynak niteliğindedir.

(28) Son ders metninde müsbet hareket ve hizmet-i imaniye vurgusunun yanı sıra talebelerin birlikte hareket etmeleri ve asayişi muhafaza etmeleri üzerinde durulmaktadır.

(29) Dönemin basınını kullanırken gazete haberlerinin kendi haber çerçevesinin korunması gerekir. Bu nedenle basın haberleri, Bediüzzaman'ın kendi değerlendirmeleriyle aynı türden kaynaklar olarak kullanılmamalıdır.

(30) Ankara'dan çevrilme olayında bu yöntem özellikle açıktır: gazete ve idarî kayıtlar olayın dış çerçevesini; Bediüzzaman'ın mektubu ise olay karşısındaki kendi değerlendirmesini ortaya koymaktadır. Bkz. Emirdağ Lâhikası-II ve dönemin gazete arşivi.

(31) Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, “Umum Nur Talebelerine Üstad Bediüzzaman'ın Vefatından Önce Vermiş Olduğu En Son Ders.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.