Prof. Dr. Yasin ÇİÇEK
Cevşen ve Risale-i Nur Külliyatı Işığında El-Celil ve El-Cemil
Cenab-ı Hakk'ın Celil ismi ve Celal sıfatı izzetini, azametini, kemalini, uluhiyetini, müdebbiriyetini, kudretini, kibriyasını, heybetini, kahrını, hiddetini hatırlatan ismidir.
Cemil ismi ve Cemal sıfatı Cenab-ı Hakk'ın hüsnünü, iyiliğini, rububiyetini, rahmetini, hikmetini, mehasinini, lütfunu, keremini, ikramını, inayetini, merhametini gösterir.
Allah’ın isim ve sıfatları başlıca celali ve cemali olmak üzere iki grupta toplanır.
"Arkadaş! Cenab-ı Hakk'ın sıfât-ı ezeliye âleminde biri celalî, diğeri cemalî iki türlü tecellisi vardır. Celal ile Cemal'in sıfât-ı ef'al âleminde tecellisinden; lütuf ve kahr, hüsün ve heybet tezahür eder." İşârât-ül İ'caz/73
Nevilerdeki külli tecelliler celaline ayine olurken fertte ki cüz'i tecelliler cemalini hatırlatır. Bir bardaktaki su cemalini gösterirken coşkun deniz celalini gösterir. Bir çiçekteki hayat cemalidir, ölümler celalidir. Cennet cemalidir, Cehennem celalidir. Yanardağdan fışkıran alevler celali iken evde çorbamızı pişiren ateş cemildir.
"Tecelli-i cemaliyeyi gösteren hayat; nasıl bir bürhan-ı ehadiyettir, belki bir çeşit tecelli-i vahdettir. Tecelli-i celali izhar eden memat dahi bir bürhan-ı vâhidiyettir." Sözler/327
Bütün herkesin rızkını vermesi celali iken, her bir ferdin rızkını vermesi cemali tecellidir.
"İsm-i Celal, ale'l-ekser nevilerde, külliyatta tecelli eder. İsm-i Cemal ise mevcudatın cüz'iyatına tecelli eder. Bu itibarla nevilerdeki cûd‑u mutlak, celalin tecellisidir. Cüz'iyatın nakışları, eşhasın güzellikleri cemalin tecelliyatındandır.
Ve keza celal, vâhidiyetin tecellisinden, cemal dahi ehadiyetin tecellisinden zâhir olur. Bazen de cemal, celalden tecelli eder. Evet, cemalin gözünde celal ne kadar cemildir, celalin gözünde dahi cemal o kadar celildir." Mesnevi-i Nuriye/211
Akşam, fırtına, dalgalı bir deniz, kış Cenab-ı Hakk'ın celalini hatırlatır. Denizin içindeki canlılar ve rızıkları cemalidir. Celali tecelliler, Cenab-ı Hakk’ın vâhidiyetine, cemali tecelliler ehadiyetine bakar.
"Eğer o yüksek hakikatleri yakından temaşa etmek istersen git, fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. "Ne diyorsunuz?" de. Elbette "Yâ Celil, Yâ Celil, Yâ Aziz, Yâ Cebbar" dediklerini işiteceksin. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor. "Ne diyorsunuz?" de. Elbette "Yâ Cemil, Yâ Cemil, Yâ Rahîm, Yâ Rahîm" diyecekler.
Semayı dinle. Nasıl "Yâ Celil-i Zülcemal" diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl "Yâ Cemil-i Zülcelal" diyor.......Ve insan olan bir insandan sor. Bak, nasıl bütün esma-i hüsnayı okuyor ve cephesinde yazılı. Sen de dikkat etsen okuyabilirsin." Sözler/358
İnsan olan bir insanda Cenab-ı Hakk'ın bütün esması tecelli ediyor. İnsan, kusur, naks, fakr, acz cihetiyle Fâtır-ı Zülcelal'in kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık eder. Esmaya külli manada azami derecede peygamberimiz(asm) mazhardır. Cenab-ı Hakk'ın isimlerine tam ayinedir. Peygamberimiz(asm) Cenab-ı Hakk'ın esmasına mazhar-ı câmidir. Miratı Muhammed’den Allah görünür.
"Ve gayet güzel bir cemal, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemalde bir sanat, teşhirci bir dellâl ister." Lem'alar/364
Yeryüzünde genellikle Cenab-ı Hakk’ın cemali tecellileri ve rahmeti ön plandadır. "Rahmetim gazabımı geçti (Aclunî, Keşfü'l-Hafâ, 1/448)" hadisi de buna en güzel örnektir.
"Ve ism-i Cemil'in bir cilvesi olan bütün cemaller; yani cemal-i zat, cemal-i esma, cemal-i sanat, cemal-i masnuat dahi o âyine-i Ahmediyede görülür, gösterilir. Ve haşmet-i rububiyet ve saltanat-ı uluhiyetin cilveleri dahi o dellâl-ı saltanat-ı rububiyet olan Zat-ı Ahmediye'nin risaletiyle bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir." Lem'alar/365
Cenâb-ı Hakk'ı gösteren en güzel ayine Peygamberimizdir (asm).
Güneş zatî itibariyle Allah'ın Celal ismine mazhardır. Güneşin ışığıyla her bir nebatta tecellisi cemalidir fakat bütün yeryüzünü aydınlatması cihetiyle celalidir.
"Yani güneş ve arş gibi büyük cirmler, haşmet lisanıyla "Yâ Celil, yâ Kebir, yâ Azîm" dedikleri vakit; sinek ve semek gibi o küçücük zîhayatlar dahi rahmet lisanıyla "Yâ Cemil, yâ Rahîm, yâ Kerîm" diyerek o musika-i kübraya latîf nağamatlarını katıyorlar, tatlılaştırıyorlar." Mektubat/257
Cenab-ı Hakk'ın celaline karşı Sübhânallah, cemaline karşı Elhamdulillah ve kemaline karşı Allahu Ekber deriz.
"Sonra görüyor ki bir Celil-i Cemil, şu mevcudatın âyinelerinde kibriya ve kemalini ve celal ve cemalini izhar edip nazar-ı dikkati celbediyor. O da ona mukabil, "Allahu ekber, Sübhanallah" deyip mahviyet içinde hayret ve muhabbet ile secde eder." Sözler/354
"Sübhanallah ve Elhamdülillah cümleleri, Cenab-ı Hakk'ı celal ve cemal sıfatlarıyla zımnen tavsif ediyorlar. Celal sıfatını tazammun eden "Sübhanallah" abdin ve mahlukun Allah'tan baîd olduklarına nâzırdır. Cemal sıfatını içine alan "Elhamdülillah" Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle abde ve mahlukata karib olduğuna işarettir." Mesnevi-i Nuriye/125
"Öyle de Sâni'-i Zülcelal'in çok esması var. Her bir ismin ayrı bir cilvesi var. Mesela "Gaffar" ismi, günahların vücudunu ve "Settar" ismi, kusuratın bulunmasını iktiza ettikleri gibi "Cemil" ismi de çirkinliği görmek istemez." Lem'alar/62
"Cenab-ı Hak celil uluhiyetiyle, cemil rahmetiyle, kebir rububiyetiyle, kerîm re'fetiyle, azîm kudretiyle, latîf hikmetiyle, şu küçük insanın vücudunu bu kadar havas ve hissiyat ile bu derece cevarih ve cihazat ile ve muhtelif aza ve âlât ile ve mütenevvi letaif ve maneviyat ile teçhiz ve tezyin etmiştir ki tâ mütenevvi ve pek çok âlât ile hadsiz enva-ı nimetini, aksam-ı ihsanatını, tabakat-ı rahmetini, o insana ihsas etsin, bildirsin, tattırsın, tanıttırsın. Hem tâ bin bir esmasının hadsiz enva-ı tecelliyatlarını, insana o âlât ile bildirsin, tarttırsın, sevdirsin. Ve o insandaki pek kesretli âlât ve cihazatın her birisinin ayrı ayrı hizmeti, ubudiyeti olduğu gibi ayrı ayrı lezzeti, elemi, vazifesi ve mükâfatı vardır." Sözler/712
"Cemil-i Zülcelal'in bütün isimleri esmaü'l-hüsna tabir-i Samedanîsiyle gösteriyor ki güzeldirler. Mevcudat içinde en latîf, en güzel, en câmi' âyine-i samediyet de hayattır. Güzelin âyinesi güzeldir. Güzelin mehasinlerini gösteren âyine güzelleşir. O âyinenin başına o güzelden ne gelse, güzel olduğu gibi; hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir. Çünkü güzel olan o esmaü'l-hüsnanın güzel nakışlarını gösterir." Lem'alar/252
"Hem o celal ve izzete uygun bir dâr-ı mücazat olacaktır. Çünkü ekseriya zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor, tehir ediliyor." Sözler/71
"Nihayetsiz celal ve izzet, edepsizlerin te'dibini ister." Sözler/71
Cehennemde edepsizlere ceza vermek ismi Celilin bir tecellisidir. Cennetteki tüm lütuflar ise ismi Cemilin cilvesidir.
"...adaletin güzelliği ve merhametin hüsnü ve hikmetin hüsnü ayrı ayrı oldukları gibi Cemil-i Zülcelal'in nihayet derecede güzel olan esma-i hüsnasının güzellikleri dahi ayrı ayrı olduğundan, mevcudatta bulunan hüsünler ayrı ayrı düşmüş." Şualar/78
Her bir cemalin güzelliğini gözle fark edemeyiz. Bir çiçekteki güzelliği gözle fark ederiz ama Adil, Hakîm, Rahîm isminin güzelliklerini aklımızla, kalbimizle, vicdanımızla görürüz. Bir annenin yavrusunu emzirmesi rahmetin güzelliğidir. Kâinatta her şey de bir fâide gözetilmesi hikmetin güzelliğidir. Aslanın ruhuna uygun cesedin verilmesi adaletin güzelliğidir.
"İşte bu mezkûr misallere kıyasen esma-i hüsnanın her birisinin kendine mahsus öyle kudsî bir cemali var ki bir tek cilvesi, koca bir âlemi ve hadsiz bir nev'i güzelleştiriyor. Bir tek çiçekte bir ismin cilve-i cemalini gördüğün gibi bahar dahi bir çiçektir ve cennet dahi görülmedik bir çiçektir. Baharın tamamına bakabilirsen ve cenneti iman gözüyle görebilirsen bak, gör. Cemal-i Sermedî'nin derece-i haşmetini anla.
O güzelliğe karşı iman güzelliğiyle ve ubudiyet cemali ile mukabele etsen çok güzel bir mahluk olursun." Şualar/80
Cenâb-ı Hakk'ın Cemaline karşı insan teşekkürle mükelleftir. Teşekkürün özü ise namazdır.
"Gizli, kusursuz kemal ise takdir edici, istihsan edici, mâşâallah deyip müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Mahfî, nazirsiz cemal ise görünmek ve görmek ister. Yani, kendi cemalini iki vecihle görmek: Biri, muhtelif âyinelerde bizzat müşahede etmek. Diğeri, müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesi ile müşahede etmek ister. Hem görmek hem görünmek hem daimî müşahede hem ebedî işhad ister." Sözler/56
"İşte şu derece âlî, nazirsiz, gizli bir cemal ise kendi mehasinini bir mir'atta görmek ve hüsnünün derecatını ve cemalinin mikyaslarını zîşuur ve müştak bir âyinede müşahede etmek istediği gibi başkalarının nazarıyla yine sevgili cemaline bakmak için görünmek de ister." Sözler/75
Cenab-ı Hak nazarlarımızı hep cemaline çekiyor.
"Şimdi ey nefis! Birkaç Söz'de kat'î ispat etmişiz ki asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki zulmet, karanlığın derecesi nisbetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi zıddiyet itibarıyla sen, onlarla Fâtır-ı Zülcelal'in kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun." Sözler/385
"Elbette bir eserin kemali ve cemali dahi fiilin kendine mahsus, kemal ve cemaline, o da ismin kendine münasip muvafık güzelliğine, o dahi zatın ve hakikatin –fakat zata ve hakikate lâyık ve muvafık– kemaline ve cemaline ilmelyakîn ile ve bedahetle delâlet eder." Şualar/77
“Mesela göz, kâinat yüzündeki hüsün ve cemal gibi kıymettar cevher hazinelerinin bir anahtarı olduğu misillü ötekiler dahi her biri birer âlemin anahtarı olur, iman ile istifade eder.” Şualar/172
Vahdette cemali ilahi görünür. Bütünde görülen cemal cüzlerde görülmez.
“Bir şeyin hüsün ve cemali, o şeyin mecmuunda görünür. Cüzlere ayrıldığı vakit, mecmuunda görünen hüsün ve cemal, parçalarında görünmez. O şeyin umumunda tezahür eden nakış ve güzellik, her bir kısmında aranmaz. Görünmediği vakit, görünmemesi onun sebeb-i kusuru tevehhüm edilmez.” İşârât-ül İ'caz/7
"Sâni'-i Zülcelal bu dört bürhan-ı azîmin kat'î şehadetleriyle Vâcibü'l-vücud, Ezelî, Vâhid, Ehad, Ferd, Samed, Alîm, Kadîr, Mürîd, Semî', Basîr, Mütekellim, Hay, Kayyum olduğu gibi bütün evsaf-ı celaliye ve cemaliye ile muttasıftır. Zira mukarrerdir ki: Masnudaki feyz-i kemal, Sâni'in zıll-i tecellisinden muktebesdir. Demek, kâinatta ne kadar hüsn‑ü cemal, kemal varsa umumundan lâyuhad derecede yüksek tabakada evsaf-ı cemaliye ve kemaliye ile Sâni'-i Zülcelal muttasıftır. Zira ihsan servetin, icad vücudun, icab vücubun, tahsin hüsnün, tenvir nurun fer'i ve delili olduğu gibi; bütün kâinattaki bütün kemal ve cemal, Sâni'-i Zülcelal'in kemal ve cemaline bir zıll-i zalildir ve bürhanıdır." Mesnevi-i Nuriye/256
“Hem madem her şeyin hakikati, Cenab-ı Hakk'ın bir isminin tecellisine bakar, ona bağlıdır, ona âyinedir. O şey, ne kadar güzel bir vaziyet alsa o ismin şerefinedir; o isim öyle ister. O şey bilse, bilmese o güzel vaziyet, hakikat nazarında matlubdur. Ve şu hakikatten gayet muazzam bir kanun‑u tahsin ve cemalin ucu görünüyor.” Sözler/612
“Çünkü جَلَالٍ بَازِخٍ izzet, azamet ve celal ve kibriyadır.” Şualar/624
“Hayr-ı Mutlak'tan hayır gelir, Cemil-i Mutlak'tan güzellik gelir, Hakîm-i Mutlak'tan abes bir şey gelmez.” Sözler/92
Kâinatta cemal hâkimdir, çirkinlik tebeidir. Çirkinlik nisbidir. Güzelliği göstermek için nisbet için vardır. Mutlak şer yoktur. İmtihan cihetiyle şeytan bile mutlak şer değildir.
"يَا جَلٖيلُ "
"Ey yücelik ve ululuk sahibi Celîl (13.Ukde 1.Satır)
"يَا جَمٖيلُ
Ey gerçek güzellik sahibi Cemîl (13.Ukde 2.Satır)
"يَٓا اَجَلُّ مِنْ كُلِّ جَلٖيلٍ
Ey bütün yücelerden daha Celîl (34.Ukde 8.Satır)
"يَٓا اَجَلُّ مِنْ كُلِّ جَلٖيلٍ
Ey bütün büyüklerden daha Celil (44.Ukde 9.Satır)
Yâ Cemal, Yâ Zülcemal, Ey Cemal-i Bâki, Ey Cemal-i Bimisal, Ey Cemal-i Ezeli, Ey Cemal-i İlâhi, Ey Cemal-i Kemal, Ey Cemal-i Kudsi, Ey Cemal-i Lâyezâli, Ey Cemal-i Mutlak, Ey Cemal-i Mücerred, Ey Cemal-i Rahmet, Ey Cemal-i Samedanî, Ey Cemal-i Sermedi, Yâ Cemil, Ey Cemil-i Alel-ıtlak, Ey Cemil-i Bimisal, Ey Cemil-i Bâki, Ey Cemil-i Lemyezel, Ey Cemil-i Mutlak, Ey Cemîl-i Zülcelâl, Ey Cemîl-i Zülkemâl bize eserlerin vasıtasıyla cemalini gösterdiğin gibi Zatî Cemalini de görmeyi nasip et.
Yâ Celâl, Yâ Zülcelâl, Yâ Celîl, Ey Celil-i Bâki, Ey Celîl-i Cemil, Ey Zat-ı Celil-i Zülcemal, Ey Celil-i Zülcemal, Ey Celil-i Lâyezal, Ey Zat-ı Celil-i Zülcemal, Ey Zat-ı Cemil-i Zülcelal, Ey Celîl-i Pür Kemal bize havfullahtaki lezzeti cemalinle hissettir. Amin.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.