Yara

Geçenlerde gördüm ki koskoca sahrayı klimalarla soğutmaya çalışıyorlar. Kendi alanında uzman makine mühendisler koskoca sahrayı nasıl soğutacaklarını düşünüyorlar. Bu ifadeyi gören herkes şu an şöyle düşünüyordur; olur mu öyle şey? Hiç koca sahra klimalarla soğutulur mu? Gülüyorsunuz belki de içinizden değil mi? ‘Şimdi nereden çıktı böyle bir şey?’ diyenlerin sesini duyar gibi oluyorum... Neden bu şekilde düşünüyorsunuz ki, yapılan iş samimi değil mi? Yoksa harcanan vakit, ayrılan zaman fedakârlık değil mi? Yanılmıyor olsa düşüncelerim, hayal dünyanızda bu kadar komik ve aptalca duruma hiç kimsenin düşmek istemeyeceğini düşünüyor olmamız gerekir sanırım.

Neden ki? Hayatın içinde sözüm ona bazı şahıslar bunu yapmıyorlar mı? Bir hiç hükmünde ki dünyalıkların hatırı için ahiretini feda etmiyorlar mı? Güya fedakârlık yapıyor gözüküp kendilerine gelen medh-ü senaları bir perestiş kaynağı olarak kendilerine mal edip bununla kıblelerini dünya edip, ilahlarını (hâşâ) menfaat, dinlerini tamah eden, varlıklarının kıymetini hiç hükmüne indirenler yok mu? Keşke bununla da kalsa, sadece cemiyet içinde bunları görsek, kafalar sallanıyor, sözler beni destekliyor gibi içinizden haklısın diyenlerin sözleri kulaklarımı çınlatıyor.

Bozulan cemiyeti düzeltmek üzerine borç olan bir cemaati uzmanın -ittihadı Muhammedi- mensuplarını bu hal içinde görmek vicdanı olanları üzüyor. Dünya menfaati için fedakârlık yapmak nasıl bir vicdani zekânın ürünüdür? Dedim ya sahrayı klima ile soğutmak gibi yarım metre önünüze kadar faydanız vardır. Ya sonrası ya toplumun tümüne sirayet eden hastalıklar, evhamlar çareyi sizde arayanlara hangi elinizi uzatacaksınız, hangi yüz ile karşılarına çıkacaksınız? Haydi, çıktınız diyelim, O yüce makam sahibi her işi adaletle ve bir ölçü ile yapan, her türlü kusur ve noksandan arınmış olanın karşısına çıktığınızda da acaba yüzünüzü çevirecek bir yön bulabilecek misiniz?

Eğer bir topluluk sırf rıza-i İlahi için toplanmışsa bu topluluğun tüm ferdlerinin en önemli faziletlerinden biri fedakârlık olmalıdır. Samimiyet ve ihlâs esas tutularak hareket edilmelidir. Kardeşi kardeşten üstün görmemeli, hatta onun için kendini feda etmeli, amelde ve hayırda onu kendi nefsine tercih etmelidir. İşte o zaman o cemaat asıl maksadına ulaşabilir. O zaman insan tekâmül edebilir ve mele-i âlâda hak ettiği yeri bulabilir. Bunlardır kıyamet günü Allahın en sevdiği ahir zamandaki topluluğun yüce sıfatları, bunlardır ahir zamanda isâr hasletine sahip olanlar ve bunlardır sahabe mesleğini bu zamanda devam ettiren nesiller.

Gelin görün ki, dünya metaları için fedakarlık oyunu yapanlar, bu topluluğun fertlerinin arasına karışmış, aynı zamanda bazı duygularımızın içine de karışmış. Kendimize gelmenin vakti geçti geçiyor, uyanmanın zamanıdır. Faydasız ve şahsiyetlerimize uygun düşmeyen haller içinde olmak bizlere yakışmıyor.

Kimimiz ister?

Mevlanan’ in felsefesi unutulmuş,
Yunus Emre’nin alçak gönüllülüğü hor görülmüş,
Ahi Evran’ın kardeşlik duyguları törpülenmiş,
Bediüzzaman’ın ihlâs ve uhuvvete verdiği mana ucuza indirilmiş olsun.
Kısacası;
“Mütekellim-i vahde olsa eğer o zâtta, müsâmaha hamiyet, fedâkârlık bir sıfat, bir amel-i sâlihtir.
Mütekellim-i maalgayr olsa eğer o zâtta, müsâmaha hıyânet, fedâkârlık bir sıfat, bir amel-i talihtir.” (Lemaat’tan)

Abdülkadir Arpaguş

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum