Yâ Bâkî! Geçici olanları kalıcı zannetmekten bizi kurtar
29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar
Bismillahirrahmannirrahim
Ey ezelî olan Yâ Kadîm! Ey sonsuz bekânın sahibi Yâ Bâkî! Ey her türlü başlangıç ve sondan, hudûs ve zevâlden münezzeh Yâ Kuddûs! Ey varlığı kendinden olan Yâ Vâcibü'l-Vücûd! Ey fânîlerin üzerinde mutlak bekânın sahibi Yâ Hayy! Ey bütün varlıkları varlıkta tutan Yâ Kayyûm!
Sübhânsın Allah'ım! Biz sonradan meydana geldik; Sen ise Kadîm'sin. Biz değişiyoruz; Sen değişmezsin. Biz fânîyiz; Sen Bâkî'sin. Biz varlığımızı başkasından aldık; Sen varlığında hiçbir şeye muhtaç değilsin.
Yâ Kadîm! Kendi başlangıcımızın olmadığını iddia etmekten, varlığımızı kendimizden bilmekten bizi koru. Bizi hudûsumuzun şuuruyla Hâlıkımıza yönelt.
Yâ Bâkî! Geçici olanları kalıcı zannetmekten bizi kurtar. Gidenlerin ardından yalnızca hüzünlenmek yerine, onların bize Senin bekânı gösteren birer işaret olduğunu anlayabilmeyi nasip eyle.
Yâ Hayy! Hayatımızın her anını Senin hayat veren kudretinin bir hediyesi olarak okuyalım.
Yâ Kayyûm! Varlığımızın devamını kendi nefsimizden bilmeyelim; her nefeste Senin kayyûmiyetine muhtaç olduğumuzu idrak edelim.
Yâ Vâcibü'l-Vücûd! Mümkün ve fânî varlıkların arkasından Senin mutlak ve zarurî varlığını görmeyi bize öğret.
Yâ Bâkî! Bizi fânî olanın içinde boğulmuş kimselerden değil, fânîyi okuyarak Bâkî'ye ulaşan kullarından eyle. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
ذُو الْجَلَالِ سُبْحَانَ اللهِ الْقَدِيمِ الْبَاقِي الْمُقَدَّسِ الْمُنَزَّهِ عَنِ الْحُدُوثِ وَالزَّوَالِ
“Celâl ve azamet sahibi Allah, Kadîm ve Bâkî'dir; sonradan meydana gelmekten ve yok olup gitmekten mukaddes ve münezzehtir.”
Bu cümle, bir önceki cümledeki “mekândan ve parçalanmadan münezzehiyet” bahsinden sonra, şimdi özellikle hudûs (sonradan olma) ve zevâl (sona erme/yok olma) kavramlarını ele alıyor.
Burada iki kavram karşı karşıya getiriliyor:
الْحُدُوثُ → sonradan meydana gelmek
الزَّوَالُ → sona ermek, ortadan kalkmak Allah ise:
الْقَدِيمُ → Kadîm ve
الْبَاقِي → Bâkî olarak tanımlanıyor.
Kur'ân'ın çok açık ifadesi:
كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ
“O'nun Zâtından başka her şey yok olacaktır.” Kasas, 88 Bu âyet, cümlenin:
الْبَاقِي kavramıyla doğrudan ilişkilidir. “الْحُدُوثُ وَالزَّوَالُ”
Buradaki iki kelime birlikte çok önemli bir ontolojik karşıtlık oluşturuyor. *Hudûs Bir şeyin
yokken sonradan var olmasıdır.
*Zevâl Bir şeyin var olduktan sonra sona ermesidir. Böylece yaratılmış varlığın bütün hayatı:
yokluk → varlık → değişim → zevâl. çizgisinde gerçekleşir.
Allah hakkında ise; yokluk → varlık şeklinde bir başlangıç düşünülemez. Aynı şekilde
varlık → yokluk şeklinde bir son da düşünülemez.
Bu cümlenin Kur'ân'daki en önemli dayanaklarından biri:
هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ
“O Evvel'dir ve Âhir'dir.” Hadîd, 3
Bu âyet: Kadîm + Bâkî
hakikatinin çok güçlü bir Kur'ânî temelidir. Bir diğer âyet:
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ “Yeryüzünde bulunan herkes fanidir. Celâl ve ikram sahibi Rabbinin Zâtı ise bâkî kalacaktır.” Rahmân, 26–27
Burada cümlenin başındaki:
ذُو الْجَلَالِ ifadesiyle de çok güzel bir bağlantı kuruluyor. Cümlenin:
ذُو الْجَلَالِ diye başlayıp Kur'ân'daki:
ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ ifadesini hatırlatması, Celâl → Bekā → Fânilik eksenini kuvvetlendiriyor.
Risale-i Nur'da sıkça kullanılan:
“Her şey O'na muhtaçtır.”
hakikati burada özellikle önem kazanır. Çünkü mahlûk; kendi kendisinin başlangıcını belirleyemez. Aynı şekilde
kendi bekasını da garanti edemez. Bu nedenle:
varlık → Allah'a muhtaç
bekā → Allah'a muhtaç
halindedir. Buradan çok önemli bir tefekkür sonucu çıkar:
Mahlûkatın hem hudûsu hem bekası Allah'ın kudretine delildir.
Bu cümlenin hikmeti; İnsana fâniliği doğru okumayı öğretmektir.İnsan kendi hayatına baktığında: “Her şey geçiyor.”
der. Bu ilk bakışta bir kayıp duygusu oluşturabilir. Fakat tefekkürün ikinci aşaması:
“Geçen şeyler, Bâkî olanı gösteriyor.” şeklindedir. Bir çiçek solar. Bâkî'yi düşündürür. Bir insan ölür. Bekā ihtiyacını hatırlatır. Bir nesil gider. Hayatın kendisine verilmiş olduğunu gösterir. Böylece:
zevâl → ümitsizlik yerine:
zevâl → Bâkî'ye yöneliş haline gelir.
Cümlenin gayesi; Fânî olanı mutlaklaştırmaktan insanı kurtarmaktır.
Hazırlayan: Nuran Şahin

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.