Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

'Tamam, o zaman deistim'

A+A-

Bir şey akılla anlaşılır, kalple sezilir ve sevilir  Yani anlama cihazımız akıldır. Anladığımız bir şeyi kalple İyice sezer ve severiz. Anlamadığımız bir şeyi ise sevemeyiz. Aklın tereddüdü, gerçekten başka bir şeye benzemiyor. Fakat aklı, anlama âletiyetinden çıkarıp itiraz manivelasına çevirince de araya başta nefis, şeytan, görenek, alışkanlık, tembellik gibi arızalar girerek aklı, doksan dokuz kapısı açık bir sarayın içine girmekten bile alıkoyuyor. Dert bir değil ki elvan elvan.

Şimdi imanlı bildiğimiz arkadaşımızın yazdığı "Ahiret var, Allah âdil ama inşallah ahirette adalet tecelli eder." cümlesine bakar mısınız? Ben de bunun altına bu cümle, ateist birinin "Allah biliyor ya kimseye ispat etmeye ihtiyacım yok, ben ateistim." cümlesine benziyor diye yazdım.Haksız mıyım yoksa? Ya arkadaş sen inanıyorsun ve görüyorsun ki kendi vücudundan tut, insan elinin karışmadığı her yerde hükmeden tam bir adalet ve denge var. Ne burnun yeri yanlış ne de gözlerinin yeri bir milim kaymış. Ne kulağında ses yankılanıyor ve ne de Güneşe takılı gezegenler yamuk ve fazla. Ne bir yerde lüzumsuz toplanma var ne de kafalar vücuda göre ağır. Her şey dengede, tam bir adaletin tahtı altında hareket ediyor. Bir avuç su ve bir saksı toprakta, karpuz ve kabak gibi konserve kutuları ağır oldukları için, yerden bir iple sana uzatıldığı gibi; elma, armut ve kiraz gibi latif emsalleri ise, ince ve uzun dallarla Güneşe karşı tutulup pişirildikten sonra, eğilerek önüne atılıyor. Bu ölüm ve dirilmeler, haşir ve neşirler her bahar tekrar ediliyor. Bunları görüp anladıktan sonra "Haşir de yok, dirilme olmayacak, ölümle her şey bitecek." diyebilir misin? Yüzlerce tekvinî âyetiyle misalini gösterdiği ve teşriî âyetleri ile de Rabbimizin vadettiği şu büyük haşri, kül olmamış hangi akıl inkâr edebilir? 

İşte bir biçare de az önce söz ettiğim cümlenin yorum kısmına, yukarıdaki inkâr cümlesini yazdı. Ben de arkadaş "Ben inanmıyorum, diyebilirsin. Ama yok diyemezsin." dedim. "Her kıştan sonra baharı, her geceden sonra bir neharı getiren Allah, beşerin haşrine de muktedirdir, getirmeyi va'detmiştir ve getirecektir." diye de ilave ettim. Sonra, yoktur demek nasıl bir hadsizlik ve cehalettir?  Evet, ben inanmıyorum diyebilirsin. Zaten imtihan dediğimiz de budur. Elbette iman eden olduğu gibi, inkâr eden de olacak. Onun için zaten bunca peygamber gönderilmiş ki insanlar bir defalığına gönderildikleri şu kısa dünya hayatının sûri ve geçici, gayrimeşru heveslerine aldanıp imtihanlarını kaybetmesinler. 

Sonra, küçük numune ve misallerini sıkça görüp durduğumuz büyük haşir, öldükten sonra daha şimdi bile tam ihâta edemediğimiz kâinat bittikten sonra tahakkuk edecek. Bütün mevcudat, tam bir adalet süzgecinden geçirilecek. "Bu büyük haşir (diriliş) yoktur, olmayacak." demek, bütün bu ihâta edemediğimiz kâinatın her yerini ve ölüm sonrası âlemleri gezip böyle bir âlemin yokluğunu tespitten sonra ancak iddia edilebilir. Bu inkâr, bir odada kalem yok, bu şehirde Ali yok demeye benzemiyor ki arkadaş. Yani hususî bir yere ve belli bir zamana bakmıyor ki. Bütün zamanlara bakıyor. Sen daha bir saniye sonrasını göremiyorsun ki haşir kesin yok, diyebilesin.Sadece adem-i kabul nevinden "Ben ilgilenmiyorum, inanmıyorum, kayıtsız, hayvanî bir hayat yaşayacağım." diyebilirsin.

Şimdi asıl can alıcı noktaya gelmek istiyorum. Vicdanındaki 'ebed' sesini dinleyip kim yok olmak ister ki, noktasına gelen arkadaşa "Bir iğne ustasız bir köy muhtarsız, bir harf kâtipsiz olmaz da şu muntazam kâinat nasıl sahipsiz olabilir?" diye yazdıktan sonra, daha önce iddia ettiği insanın dünyadaki varlığını birtakım hayali ve uydurma varlık olan ufo gibi şeylere vermenin hurafeliğini de anlamış olacak ki bu sefer de "Tamam o zaman ben de deistim." demesin mi? 

Hayatında hiç sahih bir kaynak okumamış ve ömründe hiç iman etmemiş, işi gücü âyet ve hadîsleri saptırmak olan ve şimdi hayatta olmayan birinin eksik ve garez dolu yazılarından etkilendiğini sorularından anladığım bu arkadaşımızın suallerine, kısa cevaplar vermeye çalıştım ve cevaplarımı da "Güzel kardeşim, her sualin mutlaka geniş ve açık cevapları var. Anlaşılan sen hep sualleri okumuşsun, cevapları okumamışsın. Ama vicdanınındaki 'Kim yok olmak ister ki?' sorusu seni hidayete kadar götürecektir.' mealindeki cümlelerle bitirdim. 

Fakat dikkatimi çeken husus "Bir iğne ustasız olmaz....." cümlelerinin müessiriyetiydi. Bu cümleler, inkârda bir mecal ve mantık bırakmıyor arkadaş. Kısa fakat veciz. Az fakat aklı çok ediyor. Akılda  şimşekler çakmaya vesile oluyor. Mantıkta yankılanıyor. Vicdanı en derin yerlerinden harekete geçiriyor. Bu cümlelerin, küle dönmüş akıl, büsbütün bozulmuş kalp ve fosilleşmiş vicdanlar hariç, şimdiye kadar duraklatmadığı kimseye rastlamadım bunca tecrübenin sahibi olarak.

Bu arkadaşın da nefesini kesti ve onu "Tamam o zaman deistim.' deme noktasına getirdi. Ortalama bir aklın deist olarak kalması mümkün mü? Ama görüyorum ki şimdi ölmüş, meşhur bir felsefe hocası da hayatının sonuna doğru deizm durağına yanaşmıştı. En azından beyanları öyle.

Âlem-i İslâmın ve bazı Müslümanların hâli pür melali, bu arkadaşları güzel dinimiz hakkında tereddütlere sevk ediyor. Ve minel garaib! Tarihî bir seyirle baktığımızda hakkın, hukukun, hürriyetin, nezaketin, misafirperverliğin, medenîliğin, diğergamlığın, hoşgörünün, komşuluğun, paylaşımın hülasa iyilik ve hasenât namına ne varsa, her güzelliğin ya mucidi ya taşıyıcısı ya da en güzel  ve zirve misallerini veren âlem-i İslamı yok saymak ve bütün bunları başkalarına vermek ve başkalarından beklemek, hangi dessasâne fikrin eseridir acaba? Son yüzyılların, bilhassa son yüzyılın dessas Avrupa zalimlerinin baskı, sömürü ya da istilası altındaki âlem-i İslam'ı İslam'ın kendisi sanmak ve buna bakarak ya da baktırarak İslam budur demek, tam bir mugalatadır. Geride miras bıraktıkları kuklaları ya da onların bunca tahribatlarına maruz kalmış suistimallerin sahipleri mi güzel dinimizi temsil edecek?  Bütün bunlara rağmen olan güzellikleri görmemek de ayrı bir garabet. Siz, size reçete yazan doktorun bazı hallerine bakıp ilaçlarını kullanmaktan vaz mı geçersiniz?

Evet dostlar, normal bir akıl, deist kalabilir mi diye sormuştuk. Yani Allah kâinatı yaratıp kendi haline bırakır mı?  Öyle demişti ya arkadaşımız, onun için sordum. Yaratmış bırakmış güya. Adam karşısına bir mükellefiyet çıkar diye ne numaralara yatıyor, görüyorsunuz değil mi? O zaman baştaki soruyu tekrar sorarız arkadaş. Yani kâinat, sabit değil ki kardeşim. Her an harfler yazılıyor. Bir mevcudun cismi, tuğlaları değişik zaman dilimlerinde tuğlaları her an değişen bir apartman gibi. Ona her an müdahil olan, kâinatı tanıyan küllî bir şuur olmadıktan sonra, bu değişim düzgün işleyebilir mi? Harfler her an yazılıyor. Bir kâtibin her an işbaşında olması gerekiyor.Ya da şu kâinatı senin emrine veren Zât, seni başıboş bırakıp bu kadar masrafı ziyan eder mi? Yani bir dam yapıp onu çatısız bırakır mı?  Kafasını kuma sokarak saklanan deist arkadaş, koca gövden dışarıda duruyor, haberin var mı? 

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum