Suretler ve hakikatlar

Her şeyin bir sureti ve bir hakikati vardır. Suret bazen güzel bazen çirkin, bazen müsbet bazen menfi olarak görünür. Hakikat ise daima güzeldir. Hakikatte ne bir gölge ne de insana hoş gelecek bir nesne vardır.

Bu seferimizde bazı suretlere ve hakikatlerine bakalım. Sıralamada evvela suret sonra hakikat kelimesini kasten kullanıyorum zira biz bir şeyin evvela suretine bakarız sonra hakikatine intikal ederiz. Bu elbette her kesin hak ile ve hakikat ile olan irtibatına göre farklılık arz eder. Kimisi sadece surette kalır ve hakikate hiç geçemez, kimisi de sureti gördüğü anda direk hakikatine intikal eder de surette bir saniye bile takılmaz. Elbette biz iki ucu söyledik, bu iki uç arasında hadsiz mertebeler vardır.

Hakperest olmak ve hakikatbîn olmak gayret gerektiriyor. Bir suretin altındaki güzel hakikati görmek “güzel görmek” demektir. Evet, güzele bakmak sevaptır yani; hakikat güzeldir hakikata bakmak o işin gerçeğini ve Allah’a bakan veçhine bakmaktır ve sevaptır. Bu cümleyi kendisine bakılması haram kadınlara bakmak olarak algılayan zihniyetin toplumu ne felaketlere sürüklediği ise ayrı bir konudur.

Şimdi bazı suretler ve hakikatlerine bakalım.

Kainatın hey’et-i mecmuası malumumuzdur. Ayet-ül Kübra nam Risalede bütün kainatın het’eti mecmuasından bahis var. Hem tek tek fertleri hem de onsekizinci mertebede kainatın hey’eti mecmuasının Allah’ın varlığı ve birliğine olan delaleti izah ve isbat edilmiş. On dördüncü Lem’anın İkinci Makamı’nda ise kainatın hakikati dört hakikatte temerküz ettiğini okuyoruz. Bunlar: teavün, tesanüd, teanuk ve tecavüb. Bunda kendini gösteren ise Bismillah’tır. Burada kainatın suretini anlatmaya girişecek değiliz zira zerlerden yıldızlara kadar bütün mahlukatı ve dahi melekut alemini ve dahi bizden evvel gelmiş olan mübarek zatların medrese ve tekkelerini ila ahir pek çok yerleri gezmemiz gerekir ki kainatın suretine bakalım. Demek sureti kitaplar dolusu anlatılabilecek fakat Risalelerde harika bir îcaz (az söz ile çok şey anlatmak) ile anlatılmış olan kainatın hakikati bu dört fiilden ibarettir.

Küre-i arzın hakikati ise; tedbir, terbiye, teşabüh, tenasüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten ibaret ve burada sikke-i kübra-yı Rahmaniyet zahir oluyor ki, Bismillahirrahman buna bakıyor. Küre-i arzın sureti ise malumumuzdur.

İnsanın hakikati ise; letaif-i refet, dekaik-i şefkat ve şuaat-ı merhamet-i İlahiyedir ki, Bismillahirrahmanirrahim’deki er-Rahîm buna bakıyor. İnsanın sureti de malumumuzdur. Esasen çok da malumumuz değil ama bu konuyu da Risalelere havale edelim. Zira gözümüzün gördüğünü idrakten çok zaman aciziz.

Bir başka hakikat ve suret konusu da yine Ayet-ül Kübra’nın her bir mertebesidir. O mertebelerin nihayetlerinde zikredilenler hep hakikatleridir. Mesela ondördüncü mertebede vahyin hakikati beş kutsî hakikatle izah edilmiş. Birinci mertebede ise göklerin hakikati; teshir, tedbir, tedvir, tanzim, tanzif ve tavzif fiilleri olarak gösteriliyor. Bu Risalenin ikinci babı ise suretlerin ötesinde direk hakikatleri gözümüze gösteriyor. Bunu da kerametli ve İmam-ı Ali’ni kendisinden keramerkarane haber verdiği Ayet-ül Kübra Risalesi’ne havale edelim.

Bir başka hakikat ve suret konusu da budur ki; yine kerametli ve keramet derecesinde tevafuklu (el ile yazılan nüshalarda) Yirmidokuzuncu Söz’de izah edilen bir Hadis-i Şerif ile alakalıdır. Hadis budur ki: “Bazı melaike bulunur, kırk başı veya kırk bin başı var. Her başta kırk bin ağzı var. Herbir ağızda kırk bin dille, kırk bin tesbihat yapar.” Bu hadisin hakikati bu Söz’de bu şekilde izah edilmiş: “Melaikenin ibadatı hem gayet muntazamdır, mükemmeldir; hem gayet küllidir, geniştir.” Hakikati bu olan Hadis-i Şerif’in sureti uzun olduğundan o söze havale ediyoruz.

Yine Yirmidördüncü Mektub bize harika bir suret ve hakikat kıyâsı sunmaktadır. Sureten çirkin olan ayrılık, ölüm, zeval, musibet ve meşakkatin hakikatte Rahîm, Hakîm ve Vedud isimlerinin iktizası olduğunu, bu felaketli suretin hakikatinin bu İsm-i A’zamların gereği olduğunu, hakikatte hiç de çirkin olmadıklarını, fevkalade güzel neticeleri olduğunu harika deliller ile izah ediyor.

Yine bir başka mesele de insanların suretleri ve hakikatleri üzerinden ders veriliyor Paris’teki sözde medeni insan suretinde olanların hakikatte ayı, kurt, yılan ve hınzır ahlakında oldukları; şarkta Seyda’nın medresesinde ise insan suretinde melekler bulunduğu ifade ediliyor.

Hakikat ve suret noktasında bakabileceğimiz bir başka mesele de zekat konusudur. Suretine bakılırsa şahıs için biraz can yakıcı, meşakkatli bir iştir, malından mal verecektir. Fakat hakikatine bakılırsa, eğer o zekat miktarı mal, kendi malı içinde kalsa kendisine bütün malı haram olacak ve rızkına fakir ve muhtaç olanların hakları karışacaktır. Hem kul hakkına girecek hem haram bir malı yemiş olacaktır ki, ahiret nazara alınarak bakıldığında büyük hasarettir. Burada malından bir kısmını fakirlere vermek lezzetini de tatmakla beraber malından bir kısım azalmasının hakikatte meşakkati değil lezzeti vardır.

Risale-i Nur’da bu minvalde pek çok konu var. Zira Risale-i Nur; iman ve Kur’an hakikatleri mecmuasıdır. Yani içinde hakikatler vardır. Fakat hakikatleri suretleri ile beraber nazara verir ki soyut kalmayıp pratikte uygulanabilir ve yaşanabilirliği ve müşahade edilebilirliği olsun.

Pek çok yerde mahlukatın bu acıklı halleri rikkatime dokundu dehşet aldım fakat hakikatine bakınca bana elem veren o hallerden lezzet almaya başladım gibi ifadeler vardır. Bu konuda ayrı bir toplama ya da kitap çalışması yapılabilir. Şimdilik bu kadarla iktifa edelim.

Şimdi biraz da bize bakalım. Esasen bizim her birimizin yaşadıklarının da bir sureti bir de hakikati vardır. Ve biz eğer yaşadıklarımızın hakikatini araştırmaz ve bakamazsak elemler ve ıstıraplar içinde kalmayı tercih etmiş oluruz. Bunun kendi tercihimiz olduğunu da fark edemediğimiz zaman kendimizden, kişilerden, en nihayet kaderden ve Allah’dan şikayet etmeye başlarız. Usül olarak hiç birimiz dilimiz ile Allah’a eleştiride bulunmayız, hamd olsun ki bu edebi yaşadığımız topraklarda hükmeden ruh bize vermiştir. Fakat bilincinde olmasak da şikayetlerimizin çoğu bir şekilde yaratandan şikayeti işmam eder. Kadere feleğe vs. sövmek de elbette masum değildir.

Eğer şikayetlenmelerimize sebep olan hadiselerin ve yaşanmışlıkların hakikatlerine bakmayı talim edersek ve bu terbiyeyi alabilirsek ki, Risaleler baştan başa bunun talimi ile doludur, işte o zaman şikayetlerimiz şükürlere, of of’larımız oh oh’lara, yazıklar olsun’larımız şükürler olsun’lara dönüşebilir.

Evet, hakikat güzeldir. Güzeli göremiyor isek; hakikati göremediğimizin resmidir. Surette ve zahirde yaşıyoruz demektir. Ebedi Cennetin bekleme salonunda olan adam sıkılır mı? hiç bitmeyecek ebedi lezzet ve sevdikleri ile sonsuz beraberlik ümid eden insan “vah başıma bunlar niye geldi” diye çok ziyade teessüf eder mi? insanız, bizim aceleci ve nankör ve sabırsız olduğumuzu bizi yaptığı için bizi en iyi bilen Rabbimiz söylüyor. Zaman zaman sıkılır ve sabırzıslanırız fakat hakikatbîn olmaya gayret ederek, görünenin ardındaki gerçeklerle tanış olarak hayatımızın rengini siyahtan ebemkuşağına çevirmek elimizde. Bakış açımızı ve nazarımızı değiştirmek dünyayı değiştirmektir.

Çok insanlar dünyayı güzelleştirmek ve değiştirmek sevdasına düşmüşlerdir şimdiye dek. Bunu kim istemez? İşte bunun yolu hakikate odaklanmak, hakikati görmenin talimini yapmak ve surette, zahirde, hayvaniyette kalmaktan, sadece bedenimiz ile yaşamaktan kurtulmaktır.

Kalbin, ruhun geniş bir cevelan alanı vardır. Bedensel hayata hapsolmayıp o geniş alana çıkmalıyız ki rahat nefes alalım.

Suret ile hakikatin farkını kendi hayatımızda çok net göremesek de bizden evvelkilerin hayatında daha net görürüz zira onların hayat semereleri tebeyyün etmiştir. Bizim ise geriye ne bırakacağımız bize henüz malum olmamıştır.

Mesela; Bediüzzaman’ın yanındaki saff-ı evvel talebeler işkence, hapis, takip, tazyik altında idiler. Ağır baskılar altında yaptıkları iş ise, yani; Risalelerin yazılıp neşredilmesi bugün bizi imanımız ile buluşturmuş, Allah ve Resulüne kavuşturmuştur. İşin zahiri nerede, hakikati nerede…

Biz, şahsi hayatlarımıza da bu açıdan bakabilirsek rahat ederiz. Çünkü modernizim bize sureten şaşaalı fakat içi kof ve boş ve anlamsız bir hayat tarzını despotça dayatmaktadır. Bizim ise hakikati sağlam ve sureti zayıf daha anlamlı ve içerikli bir hayat sürmeye ihtiyacımız vardır. Şu anda bize dayatılan modern hayat tarzını tercih etmemiz gittikçe hayvana benzememiz, sadece beden eksenli yaşamamız ile neticelenecektir ki bunun elim ve elemli ve zehirli meyveleri gözümüz önündedir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.