Sosyal fobinin neden oldukları

Sosyal fobinin neden oldukları

Sosyal fobi olan kişilerde birçok psikiyatrik rahatsızlıkların yaşanması kaçınılmaz!

Şaban Özdemir

Sosyal fobi, insan hayatının akışını ve duygu durumunu derinden etkileyen, gündelik hayatın gerekliliklerini kâbusa dönüştüren bir olgu olarak kabul ediliyor. Sosyal yaşamın olmazsa olmazı kişiler arası iletişim, konuşma, bilgi alış verişi gibi durumlardan bu kişiler hiçbir şekilde yararlanamıyor. Kaygılarından ötürü bu kişilerin hayatı da zaman zaman dört duvar arasında geçebiliyor. Hayattan kopuk bir şekilde yaşayan sosyal fobi hastalarında bir çok psikiyatrik bozuklar görülebiliyor.

Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden uzman psikolog Yıldız Burkovik, sosyal fobiyle gelen psikiyatrik rahatsızlıkları anlattı. Burkovik, sosyal fobinin yarattığı kaygının daha çok depresyon, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, alkol-madde kullanımı, somatoform bozukluk gibi psikiyatrik hastalıklara neden olduğunu söyledi. Hastalıkları ise Burkovik şu şekilde sıraladı.

Uzman Psikolog Yıldız Burkovik;

Depresif Bozukluk

Beynimiz çevremizde gördüğümüz canlı ya da cansız her şeyi gözümüzün yolladığı çeşitli ışık sinyalleri vasıtasıyla algılar. Işık parlak bir enerji formudur. İnsan gözünün görebildiği beyaz güneş ışığı değişik renklerdeki ışıklardan oluşur. Beyaz ışık prizmadan geçirildiğinde, çeşitli renklerdeki ışıklar sırasıyla görülebilir. Yağan yağmurun ardından güneşle birlikte ortaya çıkan gökkuşağı da bu renk cümbüşünün mükemmel bir görüntüsüdür.
İşte, insan hayatında da renklerinin birbirine karıştığı; uyumlu uyumsuz, hiçbir rengin görülemediği anlar, günler, aylar ya da yıllar olabilir. Sesin bulunmadığı yerde yalnızlık olduğu gibi rengin bulunmadığı yerde de karanlık ve mutsuzluk vardır. Mutsuzluk yaşamdan tat alamamayla başlar, kişiler arası ilişkilerde paylaşım sessizce azalır. Hayal kırıklıkları, beklentilerin gerçekleşmemesi, çaresizlik, yoğun iç sıkıntısı ve stresle birlikte, depresyon artık hayatın bir parçası olmaya başlar.

Depresyondan çıkmak kişiye çok zor gelir. Çünkü depresyonun en büyük özelliği karamsarlık; sanki bir kısır döngü yaşarmışçasına geleceğe dönük kötümser bir bakış içine sıkışıp kalmaktır. Depresyon döneminde doğal olarak tüm olumluluklar olumsuzluğa döner. Depresyon geçiren kişiler genellikle uyku ile kendilerini çevreden soyutlamaya çalışırlar. Kısacası, depresyon kendini mutsuzluk, karamsarlık, üzüntü hali ile gösteren bir duygu durum bozukluğudur.

Depresif kişi daima hüzünlüdür, sürekli karamsar ve isteksizdir. Ağlama isteği ve ağlamayı durduramama ile birlikte yoğun olarak yaşanan suçluluk hissinin açığa çıkmasıyla kendini değersiz ve güvensiz hisseder. Yapması gereken işleri yapacak gücü kuvveti kalmamıştır. Kendisini neredeyse bir kâğıt parçasını bile elinde tutamayacak kadar güçsüz hisseder ve gerçekten de bunu yapacak gücünün kalmadığını, asla yapamayacağını düşünür. Düşünceleri karışır ve dalgınlık, dikkatsizlik, sakarlık, unutkanlık belirtileri göstermeye başlar. Depresyondaki kişi için her şey imkansızdır.

Kadınlar erkeklere oranla daha fazla depresyon riski taşımaktadırlar. Gerçekten de depresyona kadınlarda daha sık rastlarız. Kişilerin depresyonda olduklarını anlamaları bazen çok kolay olmayabilir. Depresyon, yaygın olarak mental durum muayenesinde tespit edilen ve fobik hastaların yaklaşık üçte birinde gözlenebilen bir durumdur. Sosyal uyaranlardan kaçmak, depresyonun varlığını gösteren bir semptomdur. Kişi sürekli yalnız kalmak ister ve kalabalıktan uzaklaşır, kaçar. Kendini iletişime kapamaya başlar, sevinçli anları neredeyse biter, hep mutsuzdur. Sanki önceden başka biridir, şimdi başka.

Panik Bozukluk

Panik bozukluk birdenbire ortaya çıkan çok kısa bir süre içinde en üst seviyeye ulaşan ve yoğun olarak yaşanan korku ve endişe halidir. Çeşitli bedensel tepkilerle kendini gösterir. Bunların bir kısmı terleme, üşüme, titreme, bulantı gibi sosyal fobide de karşımıza çıkan tablolardır. Panik bozukluk yaşayan kişinin içinde bulunduğu ruh hali, kötü bir şey olacakmış hissiyle seyreden yoğun endişe, korku veya dehşet olarak tanımlanabilir.

Panik Bozukluk, beklenmedik bir anda ve yerde aniden ortaya çıkan ve "panik atak" olarak adlandırılan belirtilerle kendini gösteren bir hastalıktır. Hastaya panik bozukluğu tanısı konulabilmesi için hastanın en az iki "beklenmedik panik atağının" bulunması gerekmektedir. Panik bozukluk krizleri beyin kimyasındaki değişimler sonucu yaşanır. Panik bozukluk yaşayan hastaların önemli bir kısmında, fobik kaçınma davranışı tespit edilmektedir.

Hasta tekrar panik geçirme endişesiyle kendilerini aşırı korumaya alır. Aklında hep o korku vardır. Durumunu kontrol edemediği için yabancı ortamlara girmekten korkar. Dolayısıyla toplumsal ve mesleki etkinliklerden kaçınmaya başlar. Panik atağın ya da atakların ardından ortaya çıkan bu tabloya tıp dilinde "agorafobi" adı verilir.

Agorafobi, eskiden yalnızca meydanlardan, açık alanlardan korkma olarak değerlendirilirdi. Daha geniş açılımlı bakıldığında ise yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten duyulan korkular da agorafobiye dahil edilebilir. Agorafobikler sosyal fobiklerden farklı olarak kalabalık ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten değil kalabalıkta bayılmaktan, kontrollerini kaybetmekten, kalabalık içinde sıkışıp kalmaktan korkarlar. Yaş ilerledikçe panik bozukluğunun görülme sıklığı azalır, 65 yaşın üzerinde çok ender olarak görülür.

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesyon (saplantı-takıntı) insanın aklına istenmeden, elinde olmadan gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Bu düşünceler geldiği zaman kişi büyük bir sıkıntı yaşar ve sıkıntısını ortadan kaldırmak için kendini yapmaktan alıkoyamadığı bazı uygunsuz ve saçma hareketleri yinelemeye başlar. Bu hareketlere kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Bu düşünce ve eylemler zamanla şiddetini arttırır ve kişinin günlük hayatının büyük bir kısmını işgal etmeye başlar. Sonuçta kişinin işlevselliği önemli ölçüde etkilenir. Bu durum tedavisi şart olan bir hastalık haline gelir.

Alkol- Madde Kullanımı

Utangaçlık tedavi edilmediğinde ergenlik çağından itibaren alkol alışkanlığına da neden olabilir. Kişiler alkol almadan sosyal ortamlara girememeye başlayabilir ve iletişim kurmakta zorlanabilirler. Alkol tüketimi, kişiyi geçici olarak rahatlatır. Başlangıçta rahatlatan alkol ya da madde kullanımı yavaş yavaş gerçek yüzünü gösterir ve sonunda durdurulamayan "alkol ya da madde bağımlılığı" olgusu ortaya çıkar.

Alkol ve madde bağımlılığı bir ihtiyacın sonucu olarak gelişebilir. Bu ihtiyaç da kullanan bireyin kişiliği ile bağlantılıdır. Bağımlı olan kişi süreklilik kazanan kaygı ve sıkıntılarından kurtulmak için söz konusu maddelere sığınır. Herhangi bir maddeye bağımlı olan kişiler genellikle özgüvenleri zayıf ve kaygılı insanlardır. Sıkıntılarla mücadele etmektense kendilerini uyuşturarak sıkıntı veren olaydan uzaklaşmayı tercih ederler. Böylece beyinlerinde sanal bir rahatlık oluşur. Bu geçici rahatlık zamanla süreklilik kazanacak bir rahatsızlığa dönüşür. Kişi kendini bu maddeler eşliğinde topluma kabul ettirmeye çalışırken aslında kendini toplumdan uzaklaştırır. Alkol veya madde bağımlısı olan kişi bu maddelerden yoksun yaşayamaz duruma gelir. Kendisini rahatlatmak maksadıyla kullanmaya başladığı maddelerin tutsağı olur.

Somatoform Bozukluk

Bazı kişilerin stresle baş etme yolu somatizasyon savunmasıdır, yani gerginliklerini bedensel tepkilerle ifade ederler. Somatoform bozuklukta sık tekrarlanan, değişen ve ağrı ile karakterize olan bedensel belirtiler görülür. Çeşitli bedensel şikayetlerin yanı sıra kusma, bulantı, titreme, terleme, üşüme gibi durumlara da rastlanır. Kişi sokağa çıkınca bu durumunun daha da çok artabileceğini düşündüğü için kendisini sokağa çıkmaktan men eder.

Hatta bu nedenle başkalarıyla görüşmekten kaçınır.

Genelde kişilerde bu ağrıların nedenini açıklayacak bedensel bir rahatsızlık bulunamaz. Kişi tekrar tekrar aynı ağrılardan yakınabildiği gibi değişik bedensel rahatsızlıklardan da şikayetçi olabilir. Hasta artık fiziksel sorunlarına takılmış ve giderek artan ciddi bir rahatsızlığı olduğuna inanmıştır.
Bu durumun artışı "hastalık hastalığı" olarak adlandırılan hipokondriyazise dönüşür ve kişi sürekli doktorlara gider, tetkikler yaptırır. Ancak yapılan tetkikler hastayı tatmin etmez, mutlaka bir hata olduğuna inanır. Hatta bugünün tıp otoritelerinin kendi sorununu çözemeyeceklerini bile düşünür.
MCATürk