Siyasal Kürt Kemalizm'in son kalesi mi?

Siyasal Kürt Kemalizm'in son kalesi mi?

"Kürt" kavramı yerine "Türk" kavramını koyduğumuzda CHP'nin 1930'lardaki söylemlerine ne kadar benziyor

Prof. Dr. Erol Göka (Selçuk Üniversitesi)
Mehmet Selim Bağlı (Ankara Üniversitesi)

Seküler Kürt siyasal hareketi Kemalizm'in son kalesi mi?

Bir süreden beri 12 Eylül 2010 anayasa referandumu ve 12 Haziran 2011 genel seçimlerinden sonra Kemalizm'in rahmetli Özal'la birlikte alt-yapısal anlamda yok olmaya yüz tutan varlığının üst-yapısal anlamda da tasfiye edildiğini ve Türkiye'nin post-Kemalist döneme geçtiğini vurguluyoruz.

Post-Kemalist döneme ne zaman geçildiği, tam olarak geçilip geçilmediği tartışması artık oldukça akademiktir. Önemli olan; yaşadığımız Türkiye'nin eski Türkiye olmadığının fark edilmesi ve yeni Türkiye'ye, yeni toplumsal düzene uymayan yapıların eninde sonunda tasfiye olacağı konusunda bir mutabakat sağlanmasıdır. Elbette biz de eski ve yeni Türkiye mücadelesinin sürdüğünü, "Kemalist" dediğimiz eski Türkiye'ye ait bazı yapıların ve anlayışların devam ettiğini görüyoruz. Üstelik biz eski düzeni hep bildik mecralarda arayanlardan çok farklı düşünüyoruz. Bize göre Kemalist yapı ve paradigma, hiç umulmadık kuytuluklarda, örneğin seküler Kürt siyasal hareketinde nefes alıp vermeyi sürdürüyor.

Bu yazıda bunu ortaya koymaya çalışacağız. Ama söylediklerimizin daha iyi anlaşılması için sözümüzün başında okuyucumuza Abdullah Cevdet'in hayatını hatırlamalarını salık veririz. İttihatçılıkla başlayıp Kürt-Teali ile devam eden, sonra tek parti dostluğu ve radikal Batıcılıkla sonlanan, Türkiye'de yaşayan nesillerin ıslahı için Batı'dan damızlık adam getirme önerisi saçmalığına kadar varan bir hayat... Abdullah Cevdet'in hayatı, sağlam bir geleneğe, milletinin değerlerine bağlı olmayan bir şahsiyetin neler yapabileceği ve sonunda nerede konuklayacağının görülmesi açısından çok öğretici. Abdullah Cevdet'in silüetini zihnimizin bir köşesinde tutarak devam edelim:

Kemalist paradigma ve yapının var olma mücadelesinde en önemli direnç noktası, artık ne asker-sivil bürokratik oligarşi ne de CHP'dir. Hem CHP'nin hem de asker-sivil bürokrasinin post-Kemalist döneme ayak uydurmaya, kendilerini en azından söylem bazında yeniden organize etmeye çalıştıkları inkâr edilemez. Nitekim CHP'nin son seçim kampanyası ile eski Genelkurmay Başkanı'nın özeleştiri ya da itiraz olarak görülen değerlendirmelerine bakıldığında, bu tespitlerimizin yerindeliği görülecektir. Hem paradigma açısından hem de kurumsal olarak Türkiye'de Kemalizm'i yeniden üretmek, bir tür neo-Kemalizm'e hayatiyet kazandırmak için açıkça çabalayanlar var ama artık onlar kendi çalıp söyleyen marjinal bir topluluk. Agonik [can çekişen] konumdaki eski düzeni suni teneffüs yaptırarak hayatta tutmaya çalışan asıl güç, tam bir eski düzen organizasyonuna ve zihniyetine sahip olan seküler Kürt siyasal hareketi olarak karşımıza çıkıyor. Tarihsel bir ironi söz konusu; eski düzenin bir komplikasyonu olan seküler Kürt siyasal hareketi, şimdi onun halen varlığını sürdüren tek sosyolojik ve siyasal direnç noktası...

Seküler Kürt siyasal hareketi, geleneksel Kürt lider ve önderlerinin başlattığı bir hareket değildi. Bu hareketin başlangıcında sosyolojik tabanı, aşiret yapısına ya da Kürtlerin alt ve orta sınıflarına dayanmıyordu. Bir grup üniversite öğrencisinin başlattığı bu hareket, paradigma açısından Kemalizm'le aynı referanslara sahipti. Her şeyden önce tıpkı Kemalizm gibi modernist ve pozitivistti ve bunun sonucu olarak gelenek ve tarihle kavgalıydı.

Dar bir elit kesimin önderliğinde yeni bir ulus inşasını esas alan Kürt siyasal hareketi, İttihat Terakki'nin Kürt kanadı olarak değerlendirilecek kadar mücadele ettiği yapı ve paradigmayla benzerlik göstermektedir. Ernest Gellner'in belirttiği gibi yeni bir etnik ulus inşası için onu "köklerinden kopartmayı" esas alan seküler Kürt siyasal hareketi, başta din ve örf olmak üzere geçmişe ve köklere ait her şeyle kavgalı olarak yola koyulmuştu. Nasıl 1930'lar sonrası CHP'si ve "Kadro hareketi" zamanın despotik ideolojilerinden ilham almışsa, seküler Kürt siyasal hareketi de tepeden tırnağa Marksist-Leninist ideolojiyi benimsiyordu. Kaynakları gelenek değil, dışarıdaki modaydı.

Emre Kongar, Kemalizm'in Kurtuluş Savaşı'nı yeni bir ulus yaratmak amacıyla araç olarak kullandığını belirtiyor. "Millet iradesi" ve "hâkimiyet-i milliye" kavramlarının da var olan geleneksel otorite ve kurumsal yapıya karşı kullanılan söylem olduğunu ayrıntılı olarak izah ediyor. Seküler Kürt siyasal hareketinin ideolojisi, tam da bu verilerden hareketle bir Kürt ulusu ve liderliği oluşturma arzusuyla motive oluyor, taklitçilikten ibaret bir yöntemle sözüm ona bir önderlik etrafında yeni bir tarih, dil, düşünce ve yaşam biçimine sahip ulus inşa etmeye çalışıyor. Modernist, Batıcı ve seküler bir paradigmayı esas alan Kürt siyasal hareketi, en genel anlamda yüz yıl öncesinin rasyonel-aydınlanmacılığını esas alıyor. Tepeden inmeci ve seçkinci bir parti ve örgüt eliyle, ulusalcı projesini dayattığı toplumu değiştirip-dönüştürmeye çalışıyor. Nitekim Kongar'a göre Kemalizm de CHP, ordu ve bürokrasi aracılığıyla toplumu değiştirmeyi hedeflemişti. Yani 1930-40'larda CHP'nin tüm Türkiye düzeyinde yapmaya çalıştığının aynısını seküler Kürt siyasal hareketi, 1980'lerden beri Kürtler üzerinde uygulamaya kalkıyor.

AYNI AKLIN TECESSÜMÜ

Kemalizm'in ve seküler Kürt siyasal hareketinin bu benzerliği, sadece "savaşan güçlerin benzeşmesi"nin kaçınılmaz bir sonucundan ziyade iki farklı tarih ve coğrafyadaki aynı aklın tecessümüdür. Baasçılık'ın Araplara, Kemalizm'in Türkiye'deki tüm kesimlere yaptığının aynısını 20. yüzyılın sonlarında seküler Kürt siyasal hareketi, Kürtlere yapmaya çalışmaktadır. Peki, seküler Kürt siyasal hareketinin Kemalizm'e benzerliğini kabul etsek bile, onun Kemalizm'in son kalesi olduğunu, Kemalizm'in değirmenine su taşıdığını nereden çıkarıyoruz? Bu soruyu soranlara söyleyeceklerimiz şunlardır: Seküler Kürt hareketi, söylem bazında farklı olsa da paradigma ve kurumsal anlamda Kemalizm'i yeniden üretmeye çalışıyor.
Bununla da kalmayıp oluşturduğu terör-tedhiş ve duygusal kırılma nedeniyle de post-Kemalist döneme geçişi, yeni Türkiye'nin kurulmasını zorlaştırıyor. Başta güvenlik endişeleri olmak üzere militarizme kaynaklık eden toplumsal psikolojiyi her an diri tutarak demokratik bilincin yükselmesine engel oluyor. Nitekim 1980'lerde sosyo-ekonomik altyapısını kaybetmeye çalışan Kemalizm'in üst yapısal anlamda tasfiyesinin 30 yıl sürmesi, Doğu ve Güneydoğu'da devam eden sürekli çatışma sayesinde mümkün olmuştur. Bunun en açık kanıtı, askerî bürokrasinin artan terörle birlikte siyasal sistem üzerinde güç kazanmasıdır. Yanlış duymadınız, seküler Kürt hareketi ve onun sürekli odun attığı şiddet ocağı olmasaydı, Türkiye çok daha erken demokratikleşirdi; asker-sivil bürokrasi kendisine hiçbir şekilde meşru bir zemin bulamazdı.

Seküler Kürt siyasi hareketinin siyasi partisi BDP'nin son kongresinde en dikkat çekici olan husus, post-Kemalist dönemde Kemalist paradigma ve yapıyı aynen korumadaki ısrarlarıydı. Dile getirilenlerdeki "Kürt" kavramı yerine "Türk" kavramını koyduğumuzda CHP'nin 1930 ve 40'lardaki söylemlerine ne ölçüde benzerlik gösterdiğini görmek şaşırtıcı olmasa gerekir. Evet, Kemalizm tasfiye edildi ama seküler Kürt siyasal hareketi Kürtler nezdinde doğrudan Türkiye'nin geneli nezdinde de dolaylı olarak Kemalizm'i sürdürmek için inat ediyor. Bunun için tarihle, toplumla, dinle, gelenekle kavga çıkartıyor ama en önemlisi zamanın ruhuyla ters düşüyor ve anakronik bir paradigma ve yapıyla yoluna devam ediyor.

BDP, TBMM'yi boykot ederek ve Diyarbakır'ı merkez alarak giderek Türkiye'den koparken, aslında duygu birliğini yok etmeye ve birlikte yaşama arzusunu bitirmeye çalışıyor. PKK'nın artırdığı terör ve tedhiş ise Türkiye'de güvenlik bürokrasisini tekrar öne çıkartıyor ve sivilleşmenin gecikmesine neden oluyor. Artan terör ve tedhişin bir Kürt-Türk çatışmasına dönüşmesi ve iki etnik unsur arasında başlayacak bir iç savaşın ön hazırlıkları yapılırken aslında iç savaş pahasına Kemalizm'i sürdürmeye niyetli olanlar gözlerden kaçmıyor. Zaten bu saatten sonra Kemalizm, hem doğu hem de batıda ancak bir iç savaş ortamında yeniden dirilebilir. Unutulmamalıdır ki, Kemalizm, Kemal Tahir'in işaret ettiği gibi, içeriye ve dışarıya karşı verilen veya verilmiş gibi gösterilen bir savaş sonucu üretilen yani bir savaş dönemi ideolojisidir.

Ustalık döneminde AK Parti hükümetinin baş etmesi gereken en önemli husus, ülkenin iç savaş ortamına sürüklenmesini önlemektir. Bunun için hükümetin dışarıdan destek vereceği Kürtlerden ve Türklerden sözü değerli/sözünün karşılığı olanlardan oluşan bir "Sağduyu Platformu"nun hayata geçirilmesi, acil bir görev olarak duruyor. BDP'nin Meclis'e girme kararı ve yeni anayasa için uzlaşma çabaları elbette yeni Türkiye'nin elbirliğiyle kurulması umutlarımızı artırıyor ancak seküler Kürt siyasal hareketinin Kemalizm'le ideolojik benzerliği her zaman teyakkuzda olmamızı, gelenekle, tarihle barışık, Kürt halkının gerçekliğine dayalı yeni bir projemizin de olmasını gerektiriyor. Seküler Kürt siyasal hareketini düşünürken, onunla savaşırken, tartışırken, uzlaşırken hep Abdullah Cevdet'in hayatı hatırımızda tutulmalıdır.

Zaman