Yolcu…

Mehmet Abidin KARTAL

Yol ve yolcu gerçeği insanlık aleminin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Bunun sonucu olarak ‘hayat yolu, yolculuk, doğru yol, yanlış yol, eğri yol, uzayan yollar, bitmeyen yollar, kara yolculuğu, hava yolculuğu, deniz yolculuğu, uzay yolculuğu, ahiret yolculuğu kavramları içinde geçer, hayat yolculuğumuz… Ömür sermayesinin hatırı sayılır bir kısmının yollarda ve yolculukta geçtiği hayatın bir başka gerçeğidir.

İnsan dünyada yolcu olduğunu bilip ona göre hareket etmelidir. Yolcu olmak insanın yurdundan, evinden, işinden ayrı kalmasıdır. Yolcu olan yolda gördüğü güzelliklere bağlanmaz, biraz sonra bulunduğu yerden ayrılacağını bilir. Yolcu yolda oyalanmaz, en kısa zamanda yolculuğunu tamamlamaya çalışır. Yolcu olanın hedefi gideceği yere ulaşmaktır. Yolcu yolda uğradığı yerler için, buralar güzelmiş buralarda kalayım diyemez. Her insan ebede giden yolcudur. Hedefi Baki olana kavuşmak, fani olanlara aldanmamaktır.

Adem (as)’le başlayan ve binlerce yıldır dünyaya gelen her insan yolcu, yaşadıkları ise yol hikayesidir. Hayat yolda yaşananlardır. Aslında, yazılan bütün hikayeler ve romanlar bu yol hikayelerinden kesitlerdir…

Hayata yolcularının yaşadığı yol hikayeleri tek düze değil… Kışı var, baharı var, yazı var, güzü var. Gecesi var, gündüzü var. Dünyada yaşayan insanlarda bir değil. İyisi var, kötüsü var, zengini var, fakiri var, işçisi var, patronu var… Dünyada karşılaşılan her durum, her olay imtihan sorusu… Hayat yolu hikayemiz, sorulara cevap vermekle geçiyor.. Hayat yolu düz değil, inişli ve çıkışlıdır.

Hz. Mevlânâ hayatını üç kelimede özetliyor: “Hamdım, piştim, yandım.” Devam ediyor: “Bu dünya bir ağaca benzer. Bizler de bu ağacın yarı ham, yarı olmuş meyveleri gibiyiz. Ham meyveler ağacın dalına iyice yapışır; oradan kolay kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve köşke ve saraya layık değildir. Bu dünyadan başka hayat tanımayanların, ham meyveden bir farkı yok. Onlar dünyadan hiç ayrılmak ve hiç çıkmak istemezler. Çünkü Allah’ın huzuruna, O Yüce Sultanın sarayına, Cennete çıkacak ne yüzleri vardır, ne de olgunlukları.” İyilerin çekmedikleri bir eza, bir cefa yok bu dünyada. Onlara dadanan düşmanların sayısı hesaba gelmez ama neticede kazanan yine hep iyilerdir. Onların yolundan gidenlerdir. Hayat böyle… Hayat yolu düz değil. Hayat yolunda yolculuk yapanlardan, iyilerin, doğruların zahmet çektiklerini görürsünüz. Zahmetlerin bir hikmeti var elbette…

Nedir hikmeti? Bir gün, bir grup mümin, zalimlerin zulmünden şikâyetçi olmak üzere Mevlânâ’ya gelirler. Hz. Mevlânâ onlara şöyle bir ders verir: “Kasaplar pazarında hiç köpek kesiyorlar mı? Öldürülmeye en çok onlar layık olduğu halde, kesilen ve kesilmek zahmetine katlanan yine koyunlardır. Allah’ın yardımı da müminlere daha fazla olduğu için, zahmetleri de daha çok olacaktır. Onlar hakkındaki rahmet ise, o zahmete göredir. Sonsuz ve sayısızdır.” Koyunların yaşadığı zahmet ve sıkıntılar, hep onların değerli ve kıymetli oluşlarındandır. Köpeklerin kesilmemesi ve o sıkıntıları yaşamamaları ise kıymetlerinden değildir. Bu dünya da iyi insanların derecelerinin yükselmesi ve arınmaları için bir fırsattır. Unutmamak gerekir ki yolcu olan insan için, burası hizmet yeridir, ücret yeri değildir.

İnsan, bu dünyada yolcudur, hancı değil…

Dünyevî ve uhrevî bütün seyahatlerimizde yol göstericimiz olan Kur’ân-ı Hakim ve Yüce Rasûlün (sav) hadislerinden, fen ve din ilimlerini mezcederek yaptığı yorumlarla bilgi çağı insanının ufkunu genişleten ve bir pusula görevi yapan Bediüzzaman, herkesin başına gelen yolculuğu, “İnsan bir yolcudur. Âlem-i ervahtan dünyaya, sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder” sözleriyle özetler.

İnsan ebedi aleme giden bir yolcudur…

Bu öyle bir yolcu ki, ruhlar aleminden anne karnına, oradan dünyaya teşrif eden bir yolcu… Sonra çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabre giren bir yolcu. Sonra kabirden, berzahtan, haşirden, sırat köprüsünden, cennet veya cehenneme varacak olan bir yolcu. Bu kadar yollarda kendisine elbette bir çok hazırlık yapması gerekir. Hazırlıksız yola çıkanlar, yollarda birçok sıkıntılara duçar olurlar. Doğru olan hazırlık yaparak yola çıkmaktır.. Hazırlık yaparak yapılan yolculuk, tefekkür yolculuğudur. “Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır.” Hadis-i Şerif

İnsanın varacağı sonsuzluk aleminde rahat etmesi bu yolculukta yapacağı hazırlıklara bağlıdır. Çünkü, eken biçer. Dünya ahiretin tarlasıdır. Bir memleketten başka bir memlekete gitmek üzere olan bir kimse hazırlık yapar. Çünkü gideceği yerde kendisine bir çok şey lazım olabilir. Hazırlık yapan kimse orada kalacağı müddet içinde rahat eder huzurlu olur. Bir pikniğe giderken bile bir çok hazırlık yapılır. Bir şehirden bir şehre seyahat eden kimse, yanına eşyasını almak zorundadır. Gelin olan bir kız annesinin evinden ayrılıp kocasının evine giderken çeyizini ve eşyalarını beraberinde götürür. Çünkü yeni bir ev kuruluyor ve gelin yeni bir yuvaya gidiyor. Orada kendine, ailesine lazım olan eşyaları temin etmesi gerekmektedir. Yolcu bedeniyle dünyada kalbiyle ebedi alemde olmalıdır. Dünyada hazırlığını yapan ebedi alemde karşılığını  görecektir. İnsan dünya da ebede giden bir yolcu olduğu şuuru içinde yaşamalıdır. Bu da yapacağı yolculuklarda, kainata tefekkür gözlüğüyle bakmakla elde edilir.

İnsanın dünya hayatındaki yolculuğunda, tefekkür, yoldaki bütün tehlikeleri, engelleri ortadan kaldırır. Tefekkür, insanı en büyük kulluk mertebesi olan ‘Marifetullah‘a (Allah’ı bilmek, tanımak) ulaştırır. Bu da bütün varlıkların yaratılma sebebi, hikmeti, neticesi ve meyvesidir.

Tefekkürsüz bir yolculuk insanı çıkmaz sokaklara götürebilir. Bilgi çağı diyoruz ama modern insan tefekkürsüz bir girdabın içinde. Ülfet hastalığına yakalanmış. Bakar ama  baktığı şeyi göremez… Onun inceliklerine, güzelliklerine, ihtişamına, hakikatine nüfuz edemez. Depresyondadır, bunalımdadır. Kafasındaki sorulara cevap bulamaz. Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? Soruları cevapsız kalır. Ülfet hastalığının çaresi.  Tefekkür, Tefekkür yolcusu olmak.  Nedir tefekkür? Herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni çalıştırma, derin düşünme, işin şuuruna varma, hikmet ve ibretten ders alma. İçinde marifet, muhabbet, adalet ve ibadetin de bulunduğu, düşünerek doğruyu bulmamızı sağlayan geniş bir sözdür.

Kainat, nizam ve intizamıyla muazzam manaların ifade edildiği muhteşem bir kitap; insan ise, bu kitabın muhatabıdır. Bir arının çiçekten çiçeğe konup bal yapması gibi, insan da kainat kitabının sayfalarında yolculuk yaparak, tefekkür balı yapar. Tefekkür, insanın günahlarını, varlıkları  ve kendini düşünmek, kavramlar üzerine düşünerek Rabbine yaklaşmak, yarattığı şeylerden ibret almaktır.

Tefekkür, varlıklara Yaratan namına manay-ı harfi gözüyle bakmaktır. Ne güzel değil, ne güzel yapılmış, ne güzel yaratılmış düşüncesiyle bakmaktır. Pencereye bakmakla pencereden bakmak bir değildir. Pencereye bakanlar lekeleri görür, pencereden bakanlar ise, güzellikleri seyrederler. Tefekkür, insana tahkik-i imanı kazandırır. Tefekkür, mevcudat pencerelerinden Allah’ın isim ve sıfatlarına nazar etmektir. Her bir varlık, Allah’tan bir mektuptur. Tefekkür bu mektupları okumaktır. Bütün varlık alemi bir tefekkür levhasıdır. İnsanın yaratılışından maksat da, tefekkür vazifesinin yerine getirilmesidir.

Bir kitap, mektup niçin yazılır? Okunması için.

Bir resim niçin yapılır? Bakılması için.

Bir sergi niçin açılır? Seyirciler için.

O halde diyebiliriz ki, okunmayacak bir kitabı yazmak, bakılmayacak bir resmi yapmak ve seyircisi olmayacak bir sergiyi açmak abestir ve hikmetsizliktir.

Aynen bunun gibi bu dünya ve kainat dahi hikmetle yazılmış bir kitaptır. Sanatla yapılmış bir resimdir. Misafirlerin yolları üzerinde kurulmuş bir çarşı ve seyirciler için açılmış bir sergidir.

Bu kainat kitabını okuyacak, mütalaa edecek ve manalarını tefekkür edecek varlıklara ihtiyaç vardır. Tefekkür yolcularının görevi, kainat kitabını okumaktır.

İnsan, dünya yolculuğunun her anında “varlığın dilinden Allah’ın birliğini” okuyabilse hayat boyu tadını başka hiçbir şeyde bulamayacağı bir huzura, mutluluğa kavuşur. Bu öyle bir huzur ki bu huzurda insan kendini solmaya, yok olmaya mahkum bir çiçek gibi değil, sonsuzluğa aday bir çekirdek gibi görür.

Dünyada ben yolcu değilim diyen var mıdır?  Yoktur.  O zaman her birimiz kendimize soralım, son yolculuk nereye? Yolculuk, hiç şüphesiz oraya… Rabbimizin huzuruna.  Kur’an ebedi bir seslenişle yolculara soruyor. Nereye gidiyorsunuz? Kur’an insanı ebedi mutluluğa götüren doğru yolun Allah’a götüren yol olduğunu bize söylüyor. Son yolculuk sonunda ulaşacağımız menzilde ebedi mutluluğu yakalamanın şifresini Kainatın Efendisi Efendimiz (sav) veda hutbesinde veriyor. Ey müminler! Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız takdirde bir daha asla yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı Kur’an’la peygamberinin sünnetidir. Yolcunun yoldaki pusulası Kur’an ve Sünnettir.  Yolculuğumuzu pusulanın gösterdiği istikamette yapalım vesselam…

"'Rabbimiz Allah'tır' deyip sonra da istikamet üzere, doğru yolda yürüyenler yok mu; işte onların üzerine melekler inip 'Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vaad edilen cennetle sevinin!' derler." Fussilet suresi 30.ayet

"Allah yolunda ayakları tozlanan bir kula cehennem ateşi dokunmaz." Hadis-i Şerif

“Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol” Hadis-i Şerif

“Ey yolcu, aklını başına al. Ömür güneşi batmaya yaklaştı.“ Mevlana

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…“ Yahya Kemal Beyatlı

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.