Said Nursi ve yaşama hakkı

Emrullah BEYTAR

Uluslararası metinlerle teminat altına alınan “yaşama hakkı” getirilen bütün önlemlere rağmen dünyanın farklı bölgelerinde farklı değer ve kutsallar adına müstebitler tarafından ihlal edilmektedir. İnsanlığın geçirmiş olduğu bütün evrelerde en temel haklardan biri olan yaşama hakkının muhafazası amacıyla erdemli insanlar tarafından birliktelikler kurulmuştur.

Küreselleşen dünyada insan hakları standartları bir ülkenin meşruiyetini belirleyen önemli bir aygıt olmasına rağmen dünyanın halen birçok yerinde insan haklarının ihlal ediliyor olmasını kaygı verici olarak görmekteyim. İslamiyet bırakın insanın yaşama hakkını, yırtıcı ve zararlı olmayan masum ve munis hayvanların dahi hayatlarını teminat altına almıştır. Munis ve masum hayvanların haklarını teminat altına almış bir din nasıl olur ki halife sıfatına malik insanın hayatını ortadan kaldırmaya cevaz verir. İslamiyet insanın yaşaması için bazen kendi hukukunu dahi ilga eden tek din olması manidardır. Yani İslam insana haram olarak saydığı bir yiyecek ve içeceği bazı durumlarda helal kılmış olması bu düşüncemizi doğrulamaktadır. Açlıktan veya susuzluktan dolayı ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir insanın hayatını devam ettirmesi için yetecek miktarda haram yiyecek ve içeceği kullanmaya izin vermiş olması islamın yaşama hakkına atfetmiş olduğu önemi ortaya koymaktadır.

Başındaki sarık ve sırtındaki cübbeyle sembolleşen özgürlük ve muhabbet kahramanı Said Nursi'nin tıpkı selefleri gibi insana ve insan hayatına çok önem verdiği bir gerçektir.
Said Nursi; Maide süresindeki “Kim, haksız yere bir cana kıymamış ve yeryüzünde bozgunculuk yapmamış birini öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de biri öldürmeyip hayatta bırakırsa, bütün insanları ihya etmiş gibidir” ayetinden yola çıkarak yapmış olduğu akli ve mantiki tefsir bizlere önemli ipuçları vermektedir.

Nursi, "Şu ayet haktır, akla münafi olamaz. Hakikattir; mücazefe, mübalağa içinde bulunamaz. Halbuki zahiri düşündürür. Adalet-i mahzanın en büyük düsturunu vaz’ ediyor. Der ki: Bir masumun hayatı, kanı, hatta umum beşer için olsa da heder olmaz. İkisi nazar-ı kudette bir olduğu gibi, nazar-ı adalete de birdir. Cüz’iyatın külliye nisbeti bir olduğu gibi. Hakkın dahi mizan-ı adalete karşı aynı nisbettir. O nokta-i nazardan hakkın küçüğü büyüğü olmaz. Lakin adalet-i izafiye cüz’ü külle feda eder. Fakat muhtar cüz’ün sarihen veya zımnen ihtiyar ve rıza vermek şartıyla; ene’ler nahnü’ye inkilap edip mezci, cemaat ruhu tevellüd ederek, külle feda olmak için ferd zımnen rızadade olabilir”  diyerek insan hayatının kutsallığına vurgu yapmış ve insan hayatının hiçbir maslahat ve faydaya binaen ortadan kaldırılamayacağı ikazında bulunmuştur.

Said Nursî, “Biz Nur Mekteb-i irfan şakirdlerinin Kur’an-ı hakimden aldığımız hakikat dersi şudur ki; Evde, yahut bir gemide, bir masum, on cani bulunsa, adalet-i Kur’aniye o masumun hakkına zarar vermemek için o haneyi, o gemiyi yakmayı men ettiği halde; on masumu bir tek cani yüzünden mahv için, o hane ve o gemi yıkılır mı? Yıkılırsa en büyük zulüm, en büyük hiyanet ve gadir olmaz mı?”  diyerek “Kim bir insanı haksız yere öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir” ilahi hakikatten almış olduğu derse binaen hiçbir maslahatın bir masumun ölüm fermanına sebep olamayacağını, böyle bir fiili icra edenin de büyük bir zulüm işlediğini belirtir.

O “dinin şiddetle menettiği fitne ve anarşinin hak tanımaz bir nitelikte olduğunu, insanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirdiğini bunun ahirzamanda Ye’cüc ve Me’cüc komitesi olduğuna Kur’an-ı Hakim işaret buyurmaktadır”  diyerek yaşama hakkını ihlal edebilecek bütün yolların tıkanması gerektiği vurgusunu yapmıştır.

İnsanın yaşaması için geçici olarak hükmünü ılga eden İslam dininin son asırda yetişmiş önemli alimlerinden biri olan Said Nursi’nin bu yaklaşım ve ilkeleri çerçevesinde hayata ve olaylara baktığımızda sağlıklı analizler yapma şansını yakabiliriz.

Nursi’nin bu ilke ve ölçüleri çerçevesinde İsrail ve Filistin meselesine baktığımızda her iki tarafın hatalarını ortaya koyarak olayları değerlendirmemiz ahlaki ve adaletli olacaktır. Duygusal olarak taraf olduğumuz tarafın da yanlışlarını görerek o yanlışlara razı olacak bir irade göstermemiz gereklidir.
Son söz “zalimler için yaşasın cehennem” olsun.

emrullahbeytar@gmail.com

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.