Özledim

Levent ERTEKİN

Özledim….
Sokaklarında arabaların mekanik gürültüsü olmayan…
Egzoz gazları ile ciğerlerimizi mahvetmeyi düşünmeyen…
Sinir bozucu klaksiyon  ve fren sesleriyle beynimize hücum etmeyen…
Sokaklarında bisikletlerin, paytonların  gezdiği..
Aç gözlü paragöz müteahitlerin sefertasına çevirdikleri ruhsuz beton yığınları yerine bahçesinde kayrak taşların yer aldığı, erguvanların, ıhlamur çiçeklerinin açtığı evleri…
Küçücük, şipşirin tahta kepengli pencerelerde konserve kutularına dikilmiş rengarenk karanfillerin süslediği, çivit boyanın insanı sarıp sarmaladığı badanalı tek katlı evleri…
Sokaklarında mahalle çocuklarının oyunlar oynadığı yeşil alanları…
Kapı zilinin  bir yerlere yetişme telaşındaki hızlılığa inat ahşap kapısında zarif işlemeli metal tokmaklı evleri..
Yıldızları ile övünmeyen…
Samimiyeti ve içtenliği ile size bir dost kapısı aralayan dünün pansiyonu bugünün butik otelini…
Aydınlatmasında yağacak yağmuru ve gelecek fatura gerginliğini yaşamayan; Allahın lütfu, ikramı güneşi, rüzgarı kullanan şehirleri…
Hamburger, tost, fast food dayatmalarına karşın yerel tatları öne çıkartıp. Ahşap sandalyanın huzurunda sakin sakin dostunuzla sohbet ederken yediğiniz yemeklerin tadını…
Türünü, cinsini bilmemede boy boy rengarenk ağaçların kapladığı, çiçeklerle süslenmiş parklarda oturup,en sevdiğiniz kişiyle sohbet  ederken gelene geçene” Günaydın” diyebilmek…
Lavanta ve leylaklarla süslü caddelerde oksijeni ciğerlerinizi patlatana kadar çekebilmeyi…
Geniş cadde ve sokaklarında zevksiz panoların olmadığı, şehrin ana karterlerinde en  süslüsünden tabela kirliliğin yaşanmadığı, gece neonlu aydınlatmanın gökyüzündeki yıldızları bile örttüğü  gece kirliliğini olmadığı…
Hele hele çatılarında ecüc bücüc çapları farklı anten ve çanakların yer almadığı…
Modern şehir pozlarında insana dayatılan Süpermarketlerin yerine Mahallenin emniyet sibobu bakkal amcanın sevecen bakışlarını….
Mahallenin sıkıntısında, sevincinde ortak tek bir yürek olmayı beceren,gönül dostlarının olduğu mahalleyi
Açgözlü hormon celladı pazarcıların yerine alın teri ve helal kazanmayı en bereketli kazanç gören, kendi yetiştirdiği tamamen doğal ürünlerin küçücük tezgahına koyarak insanları bekleyen esnafı…
Arabasının teybini sonuna kadar açan görgüsüz zamane yetmelerine inat, komşusunu rahatsız etmemek için parmaklarının ucuna barsak yürüyenleri…
Yemek kültüründen, şehir planlamasına  kadar sakinlik, yavaşlık ve tarihe mirasa saygılı, insanına cebindeki parasına, sırtındaki kürkünü görmeden insan olduğu için değer veren, insanı yaratandan dolayı kutsayan bir anlayışı…
Özledim…
Özledim, çok özledim be…
Bunu ötesi var mı…

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.