Uçsuz Bucaksız Bir Okyanus olan Bekir Berk, birileri için daima tehlikeli adam olmuştur. Gerçekten de tehdit ve kavgaların gölgesinde hizmet eder. Her ne kadar Rabbinin korumasına güvense de tedbiren yanında daima birini bulundurur. Bir gün yolu Erzincan’a uğrar. O günlerde asker olan Hekimoğlu İsmail’i arar.
“Haydi, hazır mısın?” der.
Bekir Berk, “Haydi!” dedi mi, “Nereye?” diye soramazsınız; ya “evet,” ya “hayır” diyeceksiniz!
Hekimoğlu, “Evet, hazırım.” der.
Hekimoğlu yazardır, hatiptir ama Berk bugün ondan başka bir şey istemektedir.
“Seni, güzel konuşman ve yazman için değil, kavga için götürüyorum! Var mısın?” der.
Hekimoğlu aynı kararlılıkla cevaplar.
“Varım! Ben, 100 metreden 25 kuruşu vuran adamım. Askerim ve tatbikatlarda binlerce mermi kullandım.”
Ardından hanımıyla vedalaşır.
“Beni arama; arasan da bulamazsın. Ben seni ararsam ancak benden haberdar olursun.” deyip ayrılır.
Bekir’le buluşurlar. Gece boyu yol aldıktan sonra sabaha karşı Hınıs’a varırlar. Bekir Allah’ın askeridir. Ömrü hizmet yollarında geçmiştir. Açlık, yorgunluk vücudunda kol gezmesine rağmen asla yolundan dönmemiş, halinden şikâyet etmemiştir. Hekimoğlu ise o gün hayli acıkmıştır.
“Ağabey acıktım!” der.
Bekir latifeyle karışık cevaplar.
“Ne biçim askersin!”
Hekimoğlu da aynı şekilde cevaplar.
“Valla 20 yıldır askerim, ama senin gibi komutan görmedim!”
“Peki, ne yersin?”
“Ne bileyim? Şöyle kahvaltılık süt, peynir, kaymak, bal filân olsa hiç fena olmaz.”
Bu sözler üzerine Bekir gülümser.
“Oh, oh! Bizim Hekimoğlu kendini İstanbul’un lüks pastanelerinde sanıyor!”
O sırada, avukatlığını yapacağı, her hallerinden garip ve yoksul oldukları anlaşılan, eski elbise ve yırtık ayakkabılarıyla iki köylü yanlarına gelir. Bunlar üzerlerinde Risale-i Nur yakalandığı için mahkemeye verilmiş mazlumlardır. Bekir onları da yanına alarak lokantaya gider. Her zaman olduğu gibi herkesin hesabını öder. Müvekkillerinden para almayan, üstelik onların yemek paralarını dahi ödeyen avukat, yeryüzünde Bekir’den başka kim vardır...
Engeller bizi yolumuzdan döndüremez
O günkü duruşmanın ardından bu sefer Diyarbakır’daki duruşmaya yetişmek için hemen yola düşerler. Soğuk bir günde gece karanlığını yara yara yol alırlar. Bir zaman sonra Hekimoğlu yine acıkır. İzbe, sarp yollardadırlar. Dağın tepesinde lokanta bulmak ne mümkün. Bir ara uzakta bir ışık görürler. Bu, baraka misal bir evdir. Bekir şoföre arabayı oraya doğru sürmesini söyler. Oysa bu yerler çok tehlikelidir. Öldürülseler cesetleri ancak iki ayda bulunacak yerlerdir. Fakat o bu davaya girdikten sonra korkuyu rafa kaldırmıştır. Rabbinin hıfzını her daim yanında hissetmektedir. O gece eve yaklaşınca arabadan atlayıp kapıya dayanır. Hızlı şekilde kapıyı vurmaya başlar.
Az sonra uyku mahmurluğu içinde bir adam kapıyı açar.
“Ne var, kimsiniz?” diye sorar.
Bekir, “Yolcuyuz, karnımız aç. Çay ve yemek var mı?” der.
Adam bezgin bir halde cevaplar.
“Çay yaparım, ama yemek yok.” der. Neden sonra, “Ha, biraz da ekmek var.” diye ekler. Uyku sersemliğini atınca bu sefer, “Bir parça et de var, isterseniz...”
Bir müddet misafir kalırlar. Yemeklerini yiyip çaylarını içerler. Ardından Bekir bir miktar para çıkarıp ev sahibine verir. Adam şaşkın gözlerle, “Beyim, bu çok!” deyince “Tamam, üstü kalsın.” diyerek helalleşip ayrılırlar.
Dağlarda gece karanlığında yol alırken önlerine barikat çıkar. İki polis ve birkaç sivil barikatta beklemektedir. Bekir bu tür durumlarla daha önce çok karşılaşmıştır. Şoföre talimat verir.
“Beni iyi dinle! Onlara yaklaştığımızda durur gibi yapacaksın. Sana ‘Sür’ dediğimde gaza basıp hızla uzaklaşacaksın. Tamam mı?”
Hekimoğlu astsubay olmasına rağmen böyle gerilimlere alışık değildir. “Herhâlde Bekir Ağabeyin dediği dövüşme vakti geldi!” diye içinden geçirir. Bu arada şoför barikata yavaşça yaklaşır. Bekir’in “Sür” komutuyla birden gaza basıp barikatı geçerler. Uçarcasına yol almaya başlarlar. Fakat adamlar da boş değildir. Peşlerine düşerler. Fakat Bekirlere yetişmelerinin mümkün olmadığını anlayınca takibi bırakırlar. Bekir o stresli yol yorgunluğuyla duruşmaya katılır.
Elazığ yollarında
Duruşmanın ardından Elazığ’a dönerler. Nur Talebeleri kendileri için otelde yer ayırmışlardır. Günlerdir yatak yüzü görmeyen, abdest dışında ayakkabılarını çıkarmayan kutlu yolcular için otel ilaç gibi gelecektir. Ne var ki az sonra otel görevlileri kapılarını çalıp Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin oteli terk etmemelerini istediklerini bildirirler. Hekimoğlu durumu yan odada bulunan Bekir’e bildirir. Bekir hiç umursamaz ve aldırmaz bir tavırla elini sallar.
“Hadin ordan! Biz oteli terk etmeye değil, dinlenmeye geldik. Yatın, uyuyun.”
Ertesi sabah dokuzda polisler otele gelirler. “Bir yere uğramadan şehri terk edin!” diye emir yağdırırlar. Bekir yine aynı aldırmaz tavırla,
“İşimiz var, zaten geç kaldık, haydin.” deyip şehri terk ederler.
Kırkıncı Hoca’nın diyarında
Tekrar yola koyulurlar. Erzurum’da onları Kırkıncı Hoca karşılar. Hoca onlar için güzel bir ziyafet hazırlamıştır. Kutlu yolcular günler sonra ilk defa güzel bir sofraya konuk olmuşlardır.
Duruşma saati gelince Bekir mahkemeye doğru yola çıkar. Tutuklu Nur Talebeleri iki bölük jandarmanın kordonu altında mahkemeye götürülmektedir. Güya kaçabilirler veya yakınları onları kurtarmak için infial çıkarabilir. Bekir manzarayı görünce dehşete kapılır. Kumandan’a,
“Bunlar yıkmak için değil, yapmak için var. Bunlarda Allah korkusu, Allah sevgisi var. Bunlardan kimseye zarar gelmez. Jandarmayı boşuna meşgul etmeyin, lütfen kuşatmayı kaldırın.” der.
Bunun üzerine komutan yanlıştan döner ve kordonu kaldırtır.
Bekir’in özgül ağırlığı
Bekir bugünkü ifadeyle karizmatik bir yapıya sahiptir. Sözleri, halleri, tavırlarıyla etrafındakileri kısa süre içinde etki altına alır. Mahkemeleri irşat kürsüsüne çevirir. Dinleyiciler kadar hâkim ve savcılar da ondan etkilenmektedir. Hatta bir kadın hâkim duruşma sırasında hüngür hüngür ağlamıştır. Ondan çekinen birçok hâkim onun avukatlığını yaptığı duruşmaya katılmak istememektedir. Hekimoğlu da bunlardan birine şahit olur. Görev yaptığı askeri birlikte 12 arkadaşıyla birlikte Nurculuk yaptıkları iddiasıyla tutuklanır. Hekimoğlu ‘örgüt elebaşısı’ olarak görülmektedir. Mahkeme yaklaşınca komutanları telaş sarar. Neredeyse bütün Nur davalarına avukat olarak Bekir katılmaktadır. Bu davaya da katılacağı kesindir. Bunun için tedbiri baştan almak isterler. Hekimoğlu’nu çağırırlar.
“Bekir’in duruşmaya gelmemesi hâlinde sizi serbest bırakacağız.” derler.
Mazlumlar teklifi kabul eder. Bunun üzerine takipsizlik kararı verilir.
Ruhlarına El-Fatiha…