Hasan Feyzi Yüreğil, Hz. Mustafa (sav) ve Bedizzaman âşıkları için sessiz liman vazifesi görür. Aşkın çöllerinde kavrulan gönüller onun şiirleriyle susuzluğunu giderir. Halil Yürür de bunlardan biridir. Hasan Feyzi dönemine erişemese de onun Hz. Mustafa (sav) ve Bediüzzaman sevgisiyle dopdolu şiirlerini ve yazılarını okurken cezbe ve istiğrak halleriyle kendinden geçer. Defalarca Üstad’ı ziyaret eder. Uzun yıllar Zübeyir Gündüzalp ile hizmet eder.
Halil, aşk ve coşku adamıdır. Yerinde duracak gibi değildir. İlahilerle, ezgilerle, şiirlerle hizmetten hizmete koşar. Her hasbi şakird Risale’nin kerametine mazhar olmuştur. Halil de bunun örneklerini yaşar. Bodrum katında Efendimizi (asv) anlatan Risaleleri teksir ederken Peygamber aşığı Hasan Feyzi Yüreğil’in şiirlerini okur.
Bir gizli hitap geldi Hak’tan
Bir abd-i mükerrem kurtuldu bıçaktan.
Öldükçe, dirildikçe neden duymadı bir his
Ol nam-ı nebi, şanlı şehit, Hazret-i Cercis?
Efendimiz (sav) ve Sahabeler adlarının anıldığı hemen her yere gelir. Halil bir gece teksir yaparken Efendimiz (sav) ve Aşer-i Mübeşşere olarak bilinen (Cennetle müjdelenen 10 sahabe) yanına gelir. Bu, rüya değildir. Âlemlerin Efendisi (sav) ve Aşere-i Mübeşşere taa Medine’den Halil’i görmeye gelmişlerdir. Heyecandan kalbi duracak gibidir. Efendimiz (sav) dünyaya teşrif ettiğinde bütün kâinat onu ayakta karşılamıştır. Halil de adede uyar, ayağa kalkar. Değil mi ki Hz. Muhammed (sav) dünyasına teşrif etmiştir. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akmaktadır.
“Hoş geldiniz...”
Gençliğin imanı alevler içinde yanmaktadır. Hürmet değil, hizmet zamanıdır. Efendimizin (sav) aşk dolu sesi odayı doldurur.
“Çalış! Çalış! Çalış! Biz uzakta değiliz, aramızda fazla mesafe yok.”
O gün bir daha anlar ki bu hizmet Sahabe mesleğidir.
Ruhlarına El-Fatiha…