Bir İnsanın İmanını Kurtarmak (2)

Muhammed Numan ÖZEL

Muhterem kardeşim sana sormak istiyorum bir insanın imanına hizmet etmek neden bu kadar kıymetlidir?

Bu sorunun cevabını anlamak için İslam tarihinin ilk yıllarına gitmek gerekir. Çünkü sahabe nesli, iman hizmetinin ne demek olduğunu yaşayarak göstermiştir.

Mekke'de Müslümanların sayısı henüz çok azken Peygamber Efendimiz (asm), Medine'ye bir öğretmen gönderme ihtiyacı hissetti. Bu vazife için seçilen kişi genç yaşına rağmen büyük bir fedakârlık örneği gösteren Mus'ab bin Umeyr idi.

Mus'ab bin Umeyr, Mekke'nin en zengin ailelerinden birine mensuptu. Hayat konforu da İslamiyet'ten önce son derece rahat bir hayat yaşıyordu. Ancak iman ettikten sonra bütün servetini, rahatını ve makamını kaybetti. Buna rağmen geri dönmedi.

Medine'ye vardığında ev ev dolaşarak insanlara Kur'ân'ı anlattı. Onun gayretiyle kısa sürede Medine'nin ileri gelenleri İslâmiyet'e girdi. Nihayetinde Medine, İslâm Devleti'nin merkezi hâline geldi.

Bugün milyonlarca Müslümanın yaşadığı bir şehrin temelinde, bir gencin ihlasla yaptığı iman hizmeti bulunmaktadır.

Bu hadise bize önemli bir ders verir: Bazen samimiyetle yapılan küçük bir hizmet, asırlar boyunca devam edecek büyük neticelere vesile olabilir.

Nitekim Peygamber Efendimiz (asm):"Benden bir ayet dahi olsa tebliğ ediniz." [1] buyurmuştur.

Bu emir yalnızca sahabeye değil, kıyamete kadar gelecek bütün müminlere hitap etmektedir.

Elbette herkes âlim olmayabilir. Herkes hatip olmayabilir. Herkes büyük eserler yazamayabilir. Fakat herkes bildiği bir hakikati yaşayarak ve anlatarak başkalarına ulaştırabilir.

İşte Risale-i Nur hizmetinin en önemli özelliklerinden biri de budur.

Bediüzzaman Hazretleri, iman hizmetini belirli bir zümrenin tekeline bırakmamıştır. Bilakis her müminin bu hizmette bir hissesi olabileceğini göstermiştir.

"Sizin kalemleriniz birer elmas kılıç hükmündedir."[2]

Bu sözün söylendiği dönem, Risale-i Nur'un elle çoğaltıldığı yıllardır.

Daktilo yok... Matbaa yok... İnternet yok... İmkânlar son derece sınırlı...

Fakat buna rağmen insanlar gecelerini gündüzlerine katarak eserleri yazıyor, çoğaltıyor ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyordu.

Çünkü onların nazarında mesele bir kitap çoğaltmak değildi. Mesele, bir insanın imanına kuvvet verebilmekti.

Bediüzzaman'ın hayatına baktığımızda bunu açıkça görürüz.

Sürgünler... Mahkemeler... Hapishaneler... Takibatlar...

Bütün bunlara rağmen o, hiçbir zaman asıl vazifesini unutmadı.

Kastamonu yıllarında evinin karşısında bulunan karakol tarafından sürekli gözetleniyordu. Ziyaretçileri takip ediliyor, mektupları inceleniyor, talebeleri baskı altında tutuluyordu.

Fakat o şartlar altında bile yüzlerce risale telif edildi. Çünkü Bediüzzaman'ın nazarında zamanın en büyük yarası imansızlıktı.

Bu sebeple şöyle diyordu: "Tarikat zamanı değil; imanı kurtarmak zamanıdır." [3]

Bu cümle bazen yanlış anlaşılmıştır.

Bediüzzaman burada ibadetin veya tasavvufun önemini küçümsememektedir.

Bilakis öncelik sıralamasına dikkat çekmektedir. Bir ev yanarken önce yangın söndürülür. Sonra evin diğer işleriyle ilgilenilir. Ona göre asrın yangını iman sahasında başlamıştır.

Önce bu yangının söndürülmesi gerekmektedir.

Yangın Karşısında Bir Ömür: Bediüzzaman Said Nursî

Gerçekten de modern çağ insanı birçok bilgiye sahip olmasına rağmen çoğu zaman kalbî huzurdan mahrumdur. Aya çıkabilmektedir. Okyanusların derinliklerini ölçebilmektedir. Atomu parçalayabilmektedir. Fakat "Nereden geldim?", "Nereye gidiyorum?", "Ölümden sonra ne olacak?" sorularına cevap bulamadığında iç dünyasında büyük boşluklar oluşmaktadır.

Sekülerizme Bediüzzaman’ın Bakış Acısı

İşte Risale-i Nur tam da bu noktada devreye girer.

İnsanlara yalnızca bilgi vermez. Mana kazandırır. Yalnızca akla hitap etmez. Kalbi ve ruhu da muhatap alır.

Bu sebeple dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan insanlar, farklı kültürlerden gelseler bile Risale-i Nur'da kendi sorularına cevap bulabilmektedir.

Bediüzzaman'ın şu ifadeleri bunun güzel bir örneğidir:

On"İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için" [4] değil, imtihan olmak için gönderilmiştir.

Bu cümle, hayatın anlamını birkaç kelime içinde özetlemektedir.

Çünkü insanın karşılaştığı birçok sıkıntının temelinde yanlış ve aşırı derecede beklentileri bulunmaktadır.

Dünyayı ebedî bir saadet yurdu gibi görmek, kaçınılmaz olarak hayâl kırıklıklarına yol açmaktadır.

Hâlbuki dünya bir imtihan meydanıdır. Kazanç da kayıp da, sağlık da hastalık da, zenginlik de fakirlik de bu imtihanın parçalarıdır.

İman hizmeti işte bu bakış açısını insanlara kazandırmaya çalışır.

Bazen bir cümle... Bazen bir risale... Bazen samimi bir sohbet... Bazen güzel bir örnek... Bir insanın hayatını tamamen değiştirebilir.

İslam tarihinde bunun sayısız örneği vardır.

Nice insanlar bir ayet işiterek hidayete ermişlerdir.

Nice insanlar bir âlimin sözüyle hayatlarını değiştirmişlerdir.

Nice insanlar bir müminin güzel ahlâkından etkilenerek hakikati bulmuşlardır. Demek ki tebliğ sadece konuşmak değildir. Tebliğ aynı zamanda yaşamaktır. Kur'ân ahlâkını temsil etmektir.

Güvenilir olmaktır. Merhametli olmaktır. Doğru sözlü olmaktır. Çünkü insanların büyük kısmı söylenen sözlerden önce sözü söyleyen kişiye bakmaktadır.

Bediüzzaman'ın talebelerinde görülen ihlasın sırrı da burada yatmaktadır.

Onlar insanlardan alkış beklemiyorlardı. Makam beklemiyorlardı. Menfaat beklemiyorlardı. Allah rızasını esas alıyorlardı.

Bu nedenle hizmetleri bereketli oluyordu.

Nitekim Bediüzzaman şöyle der:

"Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok." [5]

İman hizmetinin temel taşı işte bu ihlâs'tır.

Eğer ihlâs kaybolursa hizmet şeklen devam etse bile ruhunu kaybeder. Fakat ihlâs varsa küçük görünen hizmetler bile büyük neticeler verebilir.

Bugün dünyanın dört bir yanında Risale-i Nur okunuyorsa, bunun arkasında ihlâsla çalışan binlerce isimsiz kahramanın emeği vardır.

Kimi bir kitap taşımıştır. Kimi bir ders düzenlemiştir. Kimi bir talebeye sahip çıkmıştır. Kimi bir gencin sorusuna cevap vermiştir. Belki yaptıkları işler küçük görünüyordu. Fakat Allah katındaki değeri çok büyüktü. Çünkü onlar insanların ebedî hayatına hizmet etmeye çalışıyorlardı.

Ve ebedî hayata yapılan yatırımın karşılığı da ebedî olacaktır.

Devam edecek...

Selâm ve duâ ile.

[1} Buhârî (3461)

[2] Lem'âlar (167)

[3] Barla Lâhikası (29)

[4] Sirâcünnur (26)

[5] Lem'âlar (160)

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.