Son günlerde ülke olarak hepimizi derinden sarsan okul olaylarıyla karşı karşıyayız. Okullar; çocuklarımızın kendilerini güvende hissederek eğitim ve öğretim görmeleri gereken mekânlar olması gerekirken, ne yazık ki haince planlanmış saldırılara sahne oluyor.
Bu noktada şu soruyu sormak zorundayız:
Bu olayların sorumluluğu yalnızca eylemi gerçekleştiren bireylere mi aittir, yoksa bu sürecin ortaya çıkmasında, artmasında ve topluma yayılmasında hepimizin bir payı var mıdır?
Bir toplumu ayakta tutan en temel değerlerin başında ahlak gelir. Ahlak ise ancak dinî değerlerle beslendiğinde daha güçlü ve kalıcı bir etki gösterebilir. Eğer ahlakın içindeki temel dinî değerleri boşaltır ve bu değerleri toplumsal kurallara yansıtmazsak, yaşadığımız bu dijital zehirlenme çağında, evlatlarımızdan eşlerimize, toplumun birçok kesimi bu zehirlenmeden nasibini alır.
Bugün televizyon kanallarında sıkça dizilerin, sinema filmlerinin, internet oyunlarının ve sosyal medyanın çocuklar ile yetişkinler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılıyor. Elbette bu eleştirilerin haklı yönleri vardır. Ancak son dönemlerde yaşanan bu acı olayları yalnızca internet oyunlarına, dizilere ya da sosyal medyaya bağlamak, sorunun özünü ıskalamaktır.
Asıl yapılması gereken şudur:
Her birey, her anne ve baba olarak şapkamızı önümüze koyup kendimizi muhasebeye çekmeliyiz.
•Çocuklarımızı yetiştirirken nerede yanlış yaptık?
•Hangi değerleri eksik verdik?
•Neyi fazla yaptık, neyi gereğinden az yaptık?
Çünkü bazen sorunlar bir şeyleri eksik yapmaktan doğduğu gibi, aşırıya kaçmaktan da kaynaklanabilir.
Özellikle “özgüvenli çocuk yetiştirme” adına sergilediğimiz bazı hatalı davranışlar, aslında hem çocuk hem de toplum için ciddi bir tehlike sinyalidir. Sorumsuz, sorgusuz, sınır ve kural tanımadan büyütülen her çocuk, kendini kuralsız bir dünyada yaşıyor zanneder. Bu da ilerleyen yıllarda telafisi zor sonuçlara yol açar.
Toplumda sergilediğimiz her davranış, o topluma ait kurallar çerçevesinde şekillenir. Aynı şekilde çocuklarımızın karakterlerinin ve kimliklerinin oluşmasında da ahlaki, dinî, sosyal ve kültürel kuralların rolü son derece büyüktür.
Bu kurallar işletilmediğinde ya da bilinçli şekilde esnetildiğinde, toplumlarda kaçınılmaz olarak pek çok olumsuz hadiseyle karşılaşılır.
Unutmamalıyız ki mesele yalnızca “kimin suçlu olduğu” değil; nasıl bir toplum inşa ettiğimiz meselesidir. Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızı hangi değerlerle yetiştirdiğimiz, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağımızın en net göstergesidir.