Kâinat Kitabını Okuyabilmek

Metin ERTEKİN

​Yüce Yaradan, bizlerle iletişim kurmak ve Kendisini tanıttırmak için sayfalar dolusu nimetlerle donatılmış muazzam bir kâinat kitabını gözlerimizin önüne seriyor. Bu ilahi kütüphanede her an yeni sayfalar açılıyor, yenileri kapanıyor. Açılan her bir sayfada envaiçeşit sanat eserleri, akılları durgunluk veren mucizeler karşımıza çıkıyor.

​Ancak ne yazık ki çoğumuz bu muhteşem serginin önünden sadece geçip gidiyoruz. Oysa karşımıza çıkan bu eserleri görmek için sadece bakmak yetmez; "temaşa etmek" gerekir. Hem de sadece bakan gözlerle değil; his gözümüz, akıl gözümüz ve kalp gözümüzle bakabilmeliyiz. Ancak o zaman bu eserlerin ve mucizelerin asıl sahibini hakiki manada tanıyabiliriz.

​Basit bir mantık silsilesiyle düşünelim:

Nasıl ki usta olmadan tahta bir sandalye kendi kendine var olamaz...

Nasıl ki bir kâtip olmadan satırlar dolusu bir kitap yazılamaz...

Ve nasıl ki bir gözlükçü olmadan o hassas mercekler bir araya gelemezse...

Şu muazzam ve ucu bucağı görünmeyen kâinat da sahipsiz ve başıboş olamaz. Mutlaka bu kâinat kitabının içerisindeki her bir eserin bir Yaratıcısı, bir Planlayıcısı ve bir Sahibi olmak zorundadır.

​Bakınız; Batı’da güneşin doğuşuyla dünyanın bir kısmı aydınlanırken, diğer kısmı karanlığın kucağına çekilmektedir. Peki, tonlarca ağırlıktaki güneşi ve gezegenleri milim şaşmadan, milisaniyelik bir sapma bile olmadan hareket ettiren bu muazzam kuvveti ne ile açıklayabiliriz?

​Denizlerin metrelerce altında, güneş ışığının bile ulaşamadığı zifiri karanlıkta yaşayan binlerce canlı türüne rızkını ulaştıran, onlara hayat bahşeden bu şefkatli sistemi hangi tesadüf formüle edebilir?

​Toprağın altında ve üstünde yaşamını sürdüren milyonlarca hayvanın ve bitkinin ihtiyacını kusursuz, eksiksiz ve tam zamanında karşılayan bu muazzam döngüyü; hangi akıl, hangi kör tesadüf veya "sebepsizlik" düşüncesi açıklayabilir?

​Kâinat kitabının Yazarı; sizin, benim ve çevremizdeki canlı-cansız, hayat sahibi olan her bir varlığın özüne ve en ince ihtiyacına vakıftır. Ve bu vakıf oluşu, eserlerinde en mükemmel ve en estetik biçimde sergilemektedir.

​Bize düşen asil görev ise gayet açıktır:

İçinde yaşadığımız bu muazzam kitabı hakkıyla okumak, Yazar’ını tanımak ve O’na olan varlık borcumuzu derin bir şükür ve kulluk (ubudiyet) ile eda etmektir.

​Sanat eserini beğeniyorsak, Sanatçı’sına hayran olmalıyız. Yazar’ı beğeniyor ve tanıyorsak, O’na olan şükranımızı ve hürmetimizi hayatımızla belli etmeliyiz. Çünkü kâinat, bakıp geçmek için değil; okuyup idrak etmek için açılmış sonsuz bir kitaptır.

Kalın sağlıcakla...

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.